Köln etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Köln etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

30 Temmuz 2014 Çarşamba

Biz burada kalıcıyız - 30 Temmuz 2014

Almanya’da Ramazan bayramı
 
Köln Merkez Camii
Almanya’da Ramazan bayramının kendine has özellikleri
Diyanet İşleri Türk İslam Birliğinin bayram ve diğer dini günlerle ilgili uygulaması
Dini vecibelerin yerine getirilmesinde vatandaşlarımızın karşılaştığı sıkıntılar
Almanya Türk Toplumunun bayramı kutlama geleneği ve göç sürecinde bu konuda yaşananlar

Bekir Alboğa
Diyanet İşleri Türk-İslam Birliği Sözcüsü

Dr. Can Ünver
Göç Araştırmacısı
Program Danışmanı

Mete Atay
Almanya Türk Öğretmenler Federasyonu  Onursal  Başkanı


Yayından:
Bekir Alboğa

“Son yıllarda biraz daha bayramlarımızı daha serbest bir ortamda kutlayabilmek için kanuni alt yapı hazırlıkları sürüyor. Almanya’da en büyük problemimiz henüz İslam dinine mensup Müslüman cemaatler Almanya’da Hıristiyan ve Yahudi cemaatlere eşit statüye getirilmiş değil. Bunun getirdiği birtakım güçlükler var. Bunlar son derece hür bir ortamda, Anadolu’daki atmosferi yakalayacak tarzda bir bayram havası estirmemizi engelleyen umdeler maalesef. Bunları yavaş yavaş aşmaya çalışıyoruz. Bütün bu zorluklara rağmen herkes mümkün mertebe bayramın ilk günü iş yerinden izin almaya çalışıyor. Okullarda bu noktada sıkıntılar hemen hemen ortadan kalktı. Ancak iş yerlerinde henüz bu sıkıntılar ancak Hamburg ve Bremen eyaletinde belki ortadan kalkmış olabilecek. Bunun dışında maalesef Almanya’nın eyaletlerinin çoğunluğundan işverenler müsaade etmediği takdirde eğer Ramazan Bayramının birinci günü iş gününe rastlarsa maalesef insanlar çalışarak bayramın birinci gününü geçirmek zorunda kalıyorlar. Zaten üç gün bayram kutlama müsaadesi almaya imkânı mevcut değil. İlk gün ancak camilerde bir araya gelebiliyoruz.

Ramazan ayı Almanya’da özellikle son aylarda başlı başına bir festival olarak geçiyor. Camilerimiz her akşam kapılarını açıp Müslüman olan, Müslüman olmayan herkese iftar sofraları veriyorlar. Son zamanlarda özellikle Almanya’dan eyalet başbakanları, eyalet başbakan yardımcıları, belediye başkanları iftar sofraları veriyorlar. Bu yıl Berlin’de gerçekleştirilen bir iftar sofrasına Federal İçişleri Bakanı katılarak konuşma yapmıştır. Dolayısıyla şu anda Almanya’da Ramazan, Almanya’da yaşayan Müslümanlar için tam bir bereket kaynağı haline geldi.

Şu anda Bremen ve Hamburg eyaletinde Hıristiyan ve Yahudi cemaatlerinin anlaşmalarına benzer bir devlet anlaşması yapılmıştır. Dini cemaatiz ama kamu tüzel kişilik hüviyeti verilmemiştir; şu andaki mücadelemiz bu alanda. Hessen eyaletinde de TİB dini cemaat olarak tanınmış, İslam din dersi verme yetkisi TİB’e bırakılmıştır eyalet çapında. Diğer eyaletlerde dilekçelerimiz verilmiştir, onların cevaplarını bekliyoruz. Almanya’da siyasi ve hukuki anlamda eyaletler sistemi olduğu için her eyalette tek tek bu dilekçeyi vermek ve bu mücadeleyi sonuna kadar takip etmek mecburiyetinde bırakılıyorsunuz.

Siyasi irade yavaş yavaş Müslümanların Almanya’nın bir parçası olduğunu kabul etti. Bu bir uyum projesi çerçevesinde Almanya’nın asli menfaatlerine de uygun olarak algılanıyor. Sıkıntı şundan kaynaklanıyor; medya haber yaparken hala ‘bir terörist organizasyonu’ başına mutlaka İslam kelimesini, Müslüman kelimesini ve son zamanlarda Şii, Sünni kelimelerini ekliyor.

Biz her zaman sağduyulu hareket etmeye kesinlikle devam etmeliyiz. Almanya’nın bize tanımış olduğu son derece geniş hukuki haklar vardır. Bu haklar ancak demokratik mücadele yollarıyla elde edilir.”

Can Ünver
“Yurtdışında Müslüman olmayan bir ülkede bir küçük mescit, bir cami boyutları ne olursa olsun Türkiye’deki herhangi bir camiden çok daha farklı bir konumda. Bir kere orası bir dayanışma, iletişim, kimliğe sarılma mekânı aynı zamanda.

Gördüğümüz kadarıyla Alman kamuoyunda camiler hakkında, bizim o küçücük mescitlerimiz hakkında zaman zaman aleyhte şeyler çıkmıştır. Maalesef zaman içerisinde o İslam algısı tam anlamıyla da değişmiyor bir türlü. Bazı yazarlar sürekli İslamiyet’i hedef tahtasına koyup tek bir İslam varmış, tek bir cemaat varmış, tek bir davranış biçimi varmış gibi böyle bir tümelci anlayışla birçok hatalı yorumlar yaptılar ve yapmaya devam ediyorlar. Bu da içeride uyumlu bir yaşamın temellerine dinamit atmaktan farklı bir şey değil. Buna karşılık bizim insanlarımız son derece barışçı.

İslam aleyhtarlığının temelinde yatan bir önemli husus var. İnancın Alman toplumuyla ya da Hıristiyan toplumlarıyla Müslüman toplumları arasında toplum içerisinde günlük yaşamda oynadığı rolün farklı hale gelmesi zaman içerisinde. Batı toplumlarında inancın, dinin günlük yaşamı çok etkileyen bir özelliği kalmamıştır. Fakat İslamiyet öyle değil. İslamiyet bireyin doğuşundan ölümüne kadar ve ondan sonraki dönemi de kapsayacak şekilde birtakım davranış biçimleri geliştirmesini ve ona göre yaşamasını öngörüyor. Bu genellikle İslamiyet’i bilmeyen insanlar tarafından yanlış anlaşılan ve belli konularda da abartılan unsurlar içeren bir şey.”

Mete Atay

“Almanya’da artık insanlarımız yerleşik bir toplum oldu. Yerleşik toplumda kendi kültürlerini, kendi inançlarını uygulamaları gittikçe yaygınlaşıyor, daha fazla yer buluyor. Diğer toplumlar, diğer inançlar tarafından da daha çok kabul görmeye başladı. ‘Bu yeterli, istenilen düzeyde mi?’ diye sorulduğu zaman insanlar her zaman olumsuz cevap verir; ama bu 50 yılı aşkın bir zaman içerisindeki süreçler incelendiği zaman elbette gelinen nokta çok daha iyi. Bunun iyileşmesinin bir sürü nedenleri var. Birinci nedeni, artık çoğu eyaletlerde okullarda İslam din dersinin verilmesi. İkincisi, İslam din dersinin yanında Hıristiyan öğrencilere de artık bir göç ülkesi olmanın verdiği sorumlulukla İslam din dersi hakkında bilgiler veriliyor. Onun dışında herkes, işverenler bu bayramlara önem veriyor, politikacılar bildiriler yayınlıyorlar. Bu kamuoyunda İslam’ın kabulü anlamına geliyor.

Vatandaşlarımız Almanya’ya ilk göç ettiği zamanlarda bir bayram namazı kılacak yerleri bile yoktu. Köln katedralinde bayram namazı için izin verildiği söylenir. Ama bugün Köln’de yapılan cami gerçekten bir sanat eseri olma durumunda. Almanya’da 2 binin üzerinde cami var. Artık insanlarımızın hemen hemen her yerde kendi dini inançlarını istedikleri gibi yerine getirebilecek ibadet yerleri mevcut. Olmayan yerlerde dernekler bazı olanaklar sunuyorlar. Yine Diyanet İşleri bugün bütün camilere kadrolu imamlar gönderiyor, eskiden böyle bir şey mümkün değildi.

İstatistiklere baktığımız zaman son yıllarda Almanya’daki camilere karşı saldırılar artıyor. Bunlara fırsat vermemek gerekiyor. Bu tür olaylar olursa sağduyuyu elden bırakmamak, tahriklere kapılmamak gerekiyor.”

23 Nisan 2014 Çarşamba

Biz burada kalıcıyız - 23 Nisan 2014

Almanya’da 23 Nisan
Almanya Köln'deki 23 Nisan kutlamalarıyla ilgili sayfaya gitmek için
resmin üzerine tıklatın
Almanya’da 23 Nisan kutlamalarının anlamı
Çeşitli şehirlerde kutlamalarla ilgili bağlantılar
Kutlamaların toplumlar arası ilişkilere etkisi

Mete Atay
Almanya Türk Öğretmenler Federasyonu Onursal Başkanı

Köln'deki kutlamalar
Aysel Arsakay
Öğretmen

Diğer şehirlerdeki kutlamalar
Dr. Ali Sak     
Almanya Kuzey Ren Vestfalya Veli Derneği Başkan Yardımcısı

Dr. Can Ünver
Göç Araştırmacısı
Program Danışmanı

Doç. Dr. Murat Erdoğan
Hacettepe Üniversitesi
Göç ve Siyaset Araştırmaları Merkezi Müdür



Almanya'da 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı kutlamaları kapsamında Aile, Yaşlılar, Kadın ve Gençlik Bakanı Schvvesig'in koltuğuna 12 yaşındaki Ceren Yüksekol oturdu. Haberin devamı

Yayından;


23 Nisan 2014 tarihli gerçekleştirdiğimiz ''Biz Burada Kalıcıyız'' programında günün anlam ve önemi açısından  Almanya’da 23 Nisan kutlamalarının anlamı, çeşitli şehirlerde kutlamalarla ilgili bağlantılar ve kutlamaların toplumlar arası ilişkilere etkisine değinildi. Bu hafta programımıza konuk olarak göç araştırmacısı ve aynı zamanda program danışmanımız olan Dr.Can ÜNVER, Almanya Türk Öğretmenler Federasyonu Onursal Başkanı Mete ATAY, Köln'deki kutlamaları aktarması açısından öğretmen Aysel ARSAKAY, diğer şehirlerdeki kutlamaları bildirmek için Almanya Kuzey Ren Vestfalya Veli Derneği Başkan Yardımcısı Dr. Ali SAK ve  Hacettepe Üniversitesi Göç ve Siyaset Araştırmaları Merkezi Müdür'ü Doç. Dr. Murat ERDOĞAN katıldı.

Sohbetin önemli bölümlerini ve detaylarını sizler için derledik;

Mete ATAY: 

''  Almanya'daki ve yurt dışındaki Türklerin 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk bayramı çok daha büyük anlam taşıyor. Çünkü orada yaşayan Türkler, doğal ortamlarından uzakta oldukları için yıllardan beri bu heyecanı en az yurt içindeki vatandaşlarımız kadar hissediyorlar. Bu açıdan kendilerini bayramla ifade etme fırsatını bulabiliyorlar.  Özellikle 23 Nisan yurt dışındaki çocuklarımızın Türk kültürünü ve Türkçeyi gösterebildikleri,pratiğe dönüştürebildikleri bir bayram oluyor. Almanya'da sadece şöyle bir sorun oluşuyor. Bayramların günü gününe kutlanma olanağı olmuyor. Aynı günde olmama durumundan dolayı  farklı zaman ve saatlerde kutlanabiliyor. Almanya'da düzenlenen etkinlikler açısından Türk öğretmenlerini kutluyor ve teşekkür ediyorum.  Almanya'daki Türk Öğretmenler çok kültürlülüğün elçileridir.''

Aysel ARSAKAY:
'' 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramını tüm çocuklara hediye eden kutlama imkanı veren Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk'ü şükranla anıyorum. Çocuklarımız son derece coşkulu ve heyecanlılar. Hafta sonu Köln'de bir etkinlik gerçekleştirmeyi düşünüyoruz. Bu etkinlikte masal okuma çadırı, yüz boyama,Lunapark tarzı aktivitelerimiz olacak. Çocuklarımızın resim yapmaları için özel çadırlar oluşturduk. Almanyada'ki Türk öğretmenler olarak çocuklarımıza Türk kültürünü elimizden geldiğince anlatmaya çalışıyoruz. Örneğin; Hacivat ve Karagöz'ü ders konumuz olarak işlemeye gayret ediyoruz. 23 Nisan Çocuk Bayramı gerek okunan şiirler gerek yapılan etkinlikler olsun Türk ailelerin anılarının canlanmasına sebep oluyor. Bu yüzden aynı duyguları çocuklarının da yaşamasını istiyorlar. Farklı ülkeler ve kültürden gelen çocuklar için 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı entegre olmayı ve birleşimi ifade ediyor. Böylelikle kültürler arası iletişim, iletişimin en büyük ve en güzel örneğini sergiliyor. 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı  şenliğimiz Köln Baş Konsolosluğu sayesinde ve Köln Büyükşehir Belediye Başkanının himayesi  altında gerçekleşiyor. Bu tamamen sivil toplum kuruluşlarının ve öğretmenlerin bir araya gelerek düzenlediği bir bayramdır.''

Doç.Dr. Murat ERDOĞAN:
'' İnsanlar  bulundukları ülkenin kuralları içerisinde hareket ederken bir taraftan da ana vatanlarında kutlanan bayramları sembolik bir biçimde değerlendirerek kullanmış oluyorlar.  Bunun korku ve ürküntü yaratacak bir durum olduğunu düşünmüyorum. Bir arada yaşama kültürünü geliştirebilmek bakımından bizim bulunduğumuz toplumlar içinde kendi ülkemize kendi insanımıza heyecan veren unsurları daha çok ortaya çıkarmamız lazım.23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk bayramı bunun en güzel örneklerinden biridir.''

Dr.Can ÜNVER: 
'' Yurt dışında yaşayan Türkler kimliklerini muhafaza edebilmek için gerçek anlamda çabalıyor. Bu gibi bayramlar bunu gerçekleştirmeye vesile oluyor. Üstelik başka toplumlarla,başka gruplarla daha yakın bir ilişki kurmaları için bir vesile oluyor.  Yurt dışında Türk ulusal bayramı olmaktan çok çocuk ve barış bayramı şekline dönüşüyor. Bu tarz organizasyonları öncellikle öğretmenler ve sivil toplum kuruluşu görevlileri büyük bir istekle gerçekleştirmeye çalışıyorlar. Türk çocuklarına gelince bu bayrama sahip oldukları için övünç içerisinde olmaları gerekiyor.''

Dr.Ali SAK:
'' 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk bayramı adına genel olarak Berlin'de büyük çapta kutlamalar yapıldı.Köln'de ise daha büyük çapta kutlamalar gerçekleşiyor.  Bizlerde bu konuda okullar arası dans yarışması ve dernekler arası folklor yarışması gibi etkinlikler düzenliyoruz. Bunun yanı sıra 23 Nisan'dan bir ay önce genel olarak okuma yarışması düzenliyoruz. Gerek Alman toplumuna gerek Türk toplumuna mesaj vermeye çalışıyoruz.  Kutlamalarımıza bakanları, milletvekillerini, yerel yöneticileri çağırmaya özen gösteriyoruz. Bazı yerlerde çocuk bayramımız sadece şenlik kapsamında kutlanıyor ve ulusal önem ve değerinden bahsedilmiyor. Bu duruma gerçekten üzüldüğümü belirtmek isterim. Bu açıdan aradaki dengeyi iyi korumak gerekiyor. Çocuklarımızla, velilerimizle 23 Nisan Çocuk Bayramını kutlarken sadece eğlence için bunu gerçekleştirmiyoruz. Aynı zamanda bir mesaj verme kaygısıyla gerçekleştiriyoruz. ''

Derleyen: Ekin Hazal Doğruyusever 





19 Şubat 2014 Çarşamba

Biz burada kalıcıyız - 12 Şubat 2014

Programı canlı dinlemek için CANLI linkine tıklayın; radyodan dinleyemediyseniz sayfaya daha sonra eklenecek yayını dinleyin linkini tıklayın


Göç kökenliler açısından bir ülkenin yerleşik yurttaşları olmanın anlamı

Türkiye kökenlilerin Almanya’da yaşama katılım düzeyi - siyasi katılımla ilgili durum 
Göçmenlikten yurttaşlığa geçişte engeller, fırsatlar
Göç kökenlilerin bulundukları ülkede hayata tam katılımının olmazsa olmaz koşulları ve Avrupa genelinde katılımla ilgili durum 



Arif ÜNAL
Almanya Kuzey Ren Vestfalya Eyalet Milletvekili
Yeşiller Partisi Sağlık Politikası Sözcüsü
Süre: 49'40"


Mete Atay
Almanya Türk Öğretmenler Federasyonu Onursal Başkanı


Dr. Can Ünver
Göç Araştırmacısı
Program Danışmanı

Yayından:

19 Şubat 2014 tarihinde gerçekleştirdiğimiz ''Biz Burada Kalıcıyız'' programında birbirinden önemli konulara değinildi. Göç araştırmacısı, program danışmanı Dr. Can ÜNVER, Almanya Kuzey Ren Vestfalya Eyalet Milletvekili ve Yeşiller Partisi Sağlık Politikası Sözcüsü Arif ÜNAL,  Almanya Türk Öğretmenler Federasyonu Onursal Başkanı Mete ATAY'ın konuk olduğu programda göç kökenliler açısından bir ülkenin yerleşik yurttaşları olmanın anlamına değinildi. Bundan başka göç kökenlilerin bulundukları ülkede hayata tam katılımının olmazsa olmaz koşulları ve Avrupa genelinde katılımla ilgili durumlarda değerlendirildi. Göç kökenliler açısından bir ülkede yerleşik yurttaş olmayı değerlendiren  Arif ÜNAL, Almanya'ya geliş sürecini bizlerle paylaştı. 1979 yılında Almanya'ya gelmiş  daha sonrada iş yaşamına başlamış olan Ünal, kendi kurmuş olduğu sağlık merkezinin yöneticiliğini yapıyor. Köln'de bu sebepten yerel politikayla ister istemez ilişkisi olan dolayısıyla 1999 yılında Köln Belediyesi Meclis üyeliğine seçilen Ünal, on yıl yani iki dönem Belediye Meclisinde yer aldıktan sonra Eyalet milletvekili seçildi ve şuanda eyalet çapında Kuzey Ren Vestfalya Eyaletinde Sağlık Politikası sözcüsü olarak görev alıyor. Karşılaştığı zorluklara da değinen Ünal Almanya'da ve dünyanın birçok ülkesinde olduğu gibi aktif ve pasif katılımı sağlayabilmek için o ülkenin vatandaşı olmak gerektiğini, Alman vatandaşı olmayanlara ise Almanya'nın ne yazık ki bugüne kadar herhangi bir düzeyde politik katılım hakkını tanımadığını belirtti. Bu durumun diğer Avrupa ülkelerinde daha farklı işlediğini; örneğin Belçika ve Hollanda'da 1984-1985'den beri en azından yerel düzeyde o ülkenin vatandaşı olmayanların bile politik yaşama katılım fırsatı verildiğini ama Almanya'da bu olanağın olmadığını sözlerinin arasına ekledi. Dolayısıyla en büyük engelin Alman vatandaşlığına geçmek olduğunu söyleyen Ünal, Almanya'da Alman vatandaşlığına geçmenin koşullarının bir hayli ağır olduğunu belirtti.  Kesintisiz sekiz yıl Almanya'da yaşamış olmak, herhangi bir sosyal yardım almamak, herhangi bir suç işlememek gerektiğini belirten Arif Ünal, bu suçların çoğunun aslında yabancı olmaktan kaynaklandığını vurguladı. “Örneğin Pasaportunuzu zamanında uzatmıyorsanız, o bile sizin kütüğünüze bir suç olarak işliyor.” 

Göç süreci konusunda ise Ünal, şu sözlere yer verdi: '' Almanya 2000 yılına kadar ısrarla biz bir göç ülkesi değiliz dedi. Bunu tüm yöneticiler söyledi ve gelenleri misafir işçi olarak tanımlıyorlardı. Bir toplum size böyle baktığı zaman insanlar da kendilerini gelip geçici- misafir olarak görüyorlardı. O dönemlerde Türkiye'den gelen politikacılar bile' siz misafirsiniz, ev sahibinin işlerine karışmayınız' diyorlardı. Ne yazık ki hala politik katılım istediğimiz düzeyde değil.”  Ünal, Almanya'da yasal imkânların sağlanmış olmasına rağmen toplumda bir dışlama kültürünün olduğunu belirtti. Bütün imkânların sağlanması halinde herkesin siyasi katılıma açık olması durumunda bile toplumun kanaatinin bu olacağını düşünmeyen Ünal, Alman vatandaşlığındaki engellerden en büyüklerinden birinin çifte vatandaşlığın tanınmaması olduğunu belirtti.

Ünal'dan sözü devr alan Can Ünver ise;  bu elli iki senenin çok uzun bir zaman olmadığını, Almanya'nın bir göç ülkesi olduğunu, bu durumu çok geç kabul ettiğini ve bazı alanlarda geriye gidildiğini dile getirdi. Özellikle çifte vatandaşlık için beklentilerin karşılanamaması gibi.

Can Ünver’le bazı noktalarda ortak kanıya varan Mete Atay ise; yaşanan bu elli yıl sürecinde bazı alanlarda ileriye bazı alanlarda ise geriye gidildiğini, elli iki yıldır uyumun tartışılıyor olmasının AB ülkeleri için gerçekten rahatsız edici olduğunu belirtti. Uyum tartışmalarının artık bir kenara bırakılması gerektiğini söyleyen Atay, Almanya'nın bir göç göç ülkesi olduğunu kabul etmesi gerektiğini, göçmenlere de eşit vatandaşlık vererek daha çağdaş göç yasaları çıkartarak bu tartışmalara son vermesi gerektiğini dile getirdi.

Arif Ünal ( Almanya Kuzey Ren Vestfalya Eyalet Milletvekili ve Yeşiller Partisi Sağlık Politikası Sözcüsü )
"Irkçılık insanların sosyal yaşamına bilhassa aktif katılmasını engeller bir faktör haline geldi."

''Almanya'da ve dünyanın birçok ülkesinde olduğu gibi aktif ve pasif katılımı sağlayabilmek için o ülkenin vatandaşı olmak gerekiyor. Alman vatandaşı olmayanlara Almanya ne yazık ki bu güne kadar herhangi bir düzeyde politik katılım hakkını tanımıyor. Bu diğer Avrupa ülkelerinde daha farklı örneğin; Belçika’da Hollanda'da 1984-1985'den beri en azından yerel düzeyde o ülkenin vatandaşı olmayanların bile politik yaşama katılım fırsatı verildi ama Almanya'da bu olanak yok. Dolayısıyla önünde ki en büyük engel Alman vatandaşlığına geçmek. Bir de toplumun size bakış açısı çok önemli. Göç sürecini ise şöyle değerlendiriyorum; gerçekten biz bu elli iki yılın kırk yılını boşa harcadık gibime geliyor Almanya'da çünkü Almanya 2000 yılına kadar ısrarla biz bir göç ülkesi değiliz dedi. Bunu tüm yöneticiler söyledi ve gelenleri misafir işci olarak tanımlıyorlardı. Bir toplum size böyle baktığı zaman insanlar da kendilerini gelip geçici- misafir olarak görüyorlardı. O dönemlerde Türkiye'den gelen politikacılar bile siz misafirsiniz, ev sahibinin işlerine karışmayınız diyorlardı. Ne yazık ki hala politik katılım istediğimiz düzeyde değil. Gerek yerel yönetimler olsun gerek diğer düzeylerde göçmen kökenli Milletvekillerimiz olmasına rağmen bizim politik katılımımız aslında istediğimizin bir hayli altında şu anda. Yaşama katılım konusu ise tartışıldığından çok daha ileri durumda. Almanya'nın büyük şehirlerine baktığımızda %20'sinin %30'nun göçmen kökenli olduğu görülüyor. Bu insanları hayatın her alanında görmeniz mümkün. Kamuoyunda tartışıldığı gibi olumsuz yönleri yok, ben aslında o konuda çok olumlu görüyorum. Yasal imkanlar sağlanmış olsa da Almanya toplumunda bir dışlama kültürü var. Sınıflı bir toplum yapısına sahip.  Alman vatandaşlığında ki engellerden en büyüğü çifte vatandaşlığın tanınmaması durumu. Çifte vatandaşlığın kabul edilmesi bu problemi yani dışlama etkisini önemli ölçüde çözecek gibi duruyor fakat tabii ki bu da yetmeyecek. Almanya'da yabancı düşmanlığı söz konusu. Bunu yenebileceğimizi sanmıyorum çünkü bu her toplumda mevcut ve yabancılara karşı bir önyargı durumunda.  Şu anda Almanya'da bir kaç gelişme var  bunlar olumlu etki yaratacak gibi duruyor. Birincisi; Almanya'da bir çok alanda kalifiye eleman eksikliği başladı. Demografik gelişmeler Almanya'nın yaşlı bir toplum olduğunu, bugün sosyal sistemi ayakta tutabilmek için her yıl en azından iki yüz -üç yüz bin  yeni göçmene ihtiyaç olduğunu söylüyor. Dolayısıyla bu toplumların aslında göçmen kökenli insanlara ihtiyacının olduğu artık yavaş yavaş kabul edilir durumda. 

İkincisi ise; resmi kurumlarda, devlet dairelerinde bugüne kadar gerçekten yapancı kökenli insanlara rastlamak gerçekten pek mümkün değildi. Fakat şimdi  bu çok kültürlü açılım dediğimiz yani her kurumun yaşayan insanların renklerini yansıtması olayı gündemde. 

Bunun dışında Irkçılık insanların sosyal yaşamına bilhassa aktif katılmasını engeller bir faktör haline geldi. Bunu büyük işveren sendikaları, işveren birlikleri de eleştiriyor çünkü bir ülkede eğer yabancı düşmanlığı var ve dışarıda da bu ülkenin böyle bir imajı varsa kalifiye elemanda Almanya'ya gelmez. Dolayısıyla bu ekonomiyi de olumsuz etkileyen bir faktör durumuna geliyor. Irkçılığa karşı mücadelede en azından göçmen kökenli insanların yanında yer alabilecek daha geniş bir yelpaze oluşmaya başladı. Bunun da çok önemli bir gelişme olduğunu düşünüyorum. Geçen hafta İsviçre'de halk oylamasıyla yabancıların sınırını kısıtlama kararı alındı. Almanlar İsviçre'de en büyük yabancı grubu oluşturuyor. Bu sefer Almanlar yabancı oldular ve bu olayda Almanya'da çok yoğun tartışmalara neden oldu.''

Dr.Can ÜNVER ( Göç araştırmacısı, Program danışmanı)
''Almanya'da geçmiş olan bu elli iki yıllık süre uzun bir zaman değil. Almanya bir göç ülkesi olduğunu çok geç kabul etti. Bazı alanlarda geriye gidildi özellikle çifte vatandaşlık için beklentilerin karşılanamaması gibi...''

Mete ATAY (Almanya Türk Öğretmenler Federasyonu Onursal Başkanı )

Almanya göç ülkesi olduğunu kabul etmeli ve göçmenlere eşit vatandaşlık vererek, daha çağdaş göç yasaları çıkartarak bu tartışmalara son vermelidir.

'' Almanya'da yaşanan bu elli yıllık süreçte  bazı alanlarda ileriye gidildi, bazı alanlarda ise geriye gidildi. Elli iki yıldır uyumun tartışılıyor olması AB ülkelerinde gerçekten rahatsız edici.  Artık Üçüncü kuşak Almanya'da yaşamını gerçekleştiriyor. Uyum konusu için uyum dememek gerekiyor. Almanya kendisinin göç ülkesi olduğunu bir türlü kabul etmiyor ve bu gerçeği değiştirmekte mümkün değil artık. Bu uyum tartışmaları bir kenara bırakılmalı, Almanya göç ülkesi olduğunu kabul etmeli ve göçmenlere eşit vatandaşlık vererek, daha çağdaş göç yasaları çıkartarak bu tartışmalara son vermelidir. Çünkü bu her şeyden önce Almanya'ya zararlıdır. 

Yerel seçimlerde göçmenlere oy hakkı tanınması konusunda mücadele ettik. Bunun olmaması sadece Almanya’yı Türk göçmenlerden uzaklaştırmadı, göçmenleri de Türklerden uzaklaştırdı. Çünkü göçmenler kendileri aidiyet duygusu duymadılar. Kendileri yönetimde olmadığı için sorumluluk duygusu duymadılar. Kendilerini hep ikinci, üçüncü sınıf vatandaş olarak kabul ettiler. Halbuki göçmenler bu şansı yakalamış olsalardı hem yönetimde hem de diğer konularda işbirliği yapıp kendilerini daha çok Avrupalı Türk hissetmeleri için bir şans elde etmiş olurlardı. Her şeyden önce insanların düşünce ve bakış açılarını değiştirmesi gerekiyor. Türk kökenli bir Bakanın olması Almanları çok sevindirmiyor, aksine korkutuyor.  Buna gerçekten sevinmeleri gerekiyor ki uyum süreci tamamlansın. Almanya’daki göçmenlerin orta sınıfa veya üst sınıfa gelmelerinden gurur duymalılar. Her şeyden önce bu düşünce yapısının da değişimini gerektiriyor.

Bunun dışında Almanya’nın seçme seçilme vermediği gibi yıllardır yaptığı eksikliklerin başında eğitim politikaları geliyor. Almanya eğitim konusunda köklü değişiklikler yapmadı. Köklü değişiklikler yapmış olsaydı Alman toplumu bu konuda daha hızlı göçmen toplumuyla yaşamaya hazırlanabilirdi. Yıllarca göçmen çocuklara eğitimde eşitlik sağlanmadı, onlar için ayrımcılık değil pozitif ayrımcılık yapmak gerekirken bunlar hep ertelendi, görmezden gelindi. Bu konuda Almanya'nın gerçekten büyük eksiklikleri var.
Bu konuda göçmen ailelere ve Alman hükümetine büyük bir iş düşüyor. Almanya, eğitimi ailenin işi gibi bilmemeli, özellikle Almanya'da eğitim devletin görevidir. Hükümet, özellikle sosyal yönden zayıf olan ve göçmen olan ailelere daha çok yardım etmeli, pozitif ayrımcılık bu konuda uygulanmalıdır.''

Derleme: Ekin Hazal