Memet Kılıç etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Memet Kılıç etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

12 Mayıs 2015 Salı

Göç kökenlilerde köklere bağlılık



Göç kökenlilerde köklere bağlılık

Avrupa’nın çeşitli ülkelerinde yaşayan Türkiye kökenliler 50 yılı aşan ve yerleşikliğe rağmen neden yaşadıkları yerle değil Türkiye ile ilgileniyorlar?

Göç toplumları için anavatanla ilişkilerin derecesi neyi gösteriyor?

Türkiye kökenlilerin yaşadıkları ülkelerde karşılaştıkları kültürlerle ilişkileri…

Toplumlar arasında kabul sorunları anavatanla ilişkilere nasıl yansıyor?


Dr. Can Ünver
Göç Uzmanı
Program Danışmanı

Av. Memet Kılıç - Almanya
Eski Birlik 90/Yeşiller Partisi Federal Milletvekili,
Aynı partinin Göç Politikaları Sözcüsü

Ahmet Azdural - Hollanda
Türkler İçin Danışma Kurulu (IOT) Müdürü

Sunucu: Yasemin Pamukçu Başara

18 Eylül 2014 Perşembe

Biz burada kalıcıyız - 17 Eylül 2014

Aidiyet ve Eşit Değer
Mercator Vakfı ve Bielefeld Üniversitesi’nin hazırladığı ’Aidiyet ve Eşit Değer’ adlı araştırma, uyum ve göç kavramlarını bu kez göçmenlerin çerçevesinden değil, çoğulcu toplumun çerçevesinden ele alıyor.

Bir göç ülkesi olan Almanya'da göç ve uyum politikalarıyla ülkeye gelen göçmenleri Alman toplumunun bir parçası haline getirilmesi hedefleniyor. Ancak araştırmalar söz konusu politikaların bir türlü hedefine ulaşmadığına işaret ediyor. Bundan yola çıkan Mercator Vakfı ve Bielefeld Üniversitesi, ‘Uyum ve göç' kavramlarına bu kez göçmenlerin çerçevesinden değil, çoğulcu toplumun eğilimleri çerçevesinden bakan bir araştırma hazırladı.
‘Aidiyet ve Eşit Değer' başlıklı araştırmayı yapan Bielefeld Üniversitesi'nden Prof. Dr. Andreas Zick, OECD raporlarında Almanya'nın eğitimde istenen başarıyı yakalayamadığına dikkat çekiyor. Özellikle göçmen çocuklarının başarı seviyesinin düşük olduğuna işaret eden Prof. Dr. Zick, bunun bile çoğulcu toplumda bir şeylerin ters gittiğine dair ipuçları verdiğini söylüyor

Jülide Ayık
TRT Berlin Muhabiri

Avukat Memet Kılıç
Eski Birlik 90/Yeşiller Partisi Federal Milletvekili, 
Göç Politikaları Sözcüsü 

Dr. Can Ünver
Göç Araştırmacısı
Program Danışmanı

Süre: 49'37"


6 Ağustos 2014 Çarşamba

Biz burada kalıcıyız - 06 Ağustos 2014

Hürriyet Gazetesinin konuyla ilgili haberi için tıklayın
Almanya, aile birleşiminde dil şartını askıya aldı…
Konunun ayrıntıları ve beklentiler
Cumhurbaşkanlığı seçimleri için yurtdışında ilk kez oy kullanıldı
İzlenimler

Mustafa Doğanay
Almanya Türk Toplumu Genel Başkan Yardımcısı

Avukat Memet Kılıç
Eski Birlik 90/Yeşiller Partisi Federal Milletvekili, 
Göç Politikaları Sözcüsü 

Dr. Can Ünver
Göç Araştırmacısı
Program Danışmanı
Süre: 48'43"

Hürriyet'in haberi:

Almanya'nın, aile birleşimi vizelerinde dil şartı istenmesini Avrupa Birliği (AB) yasalarına aykırı bulan Avrupa Adalet Divanı'nın kararını incelediği, vizelerde dil yeterliliği şartını da askıya aldığı bildirildi.

İçişleri Bakanlığı Sözcüsü Dr. Tobias Plate, Federal Basın Merkezi'ndeki basın toplantısında, Avrupa Birliği Adalet Divanı'nın 10 Temmuz'da aldığı karar üzerinde incelemelerini sürdürdüklerini söyledi.

Bu tamamlanana kadar aile birleşimi vizelerinde Almanca yeterlilik belgesi şartı aranmayacağını kaydeden Plate, "Tabii ki Federal Hükümet kararı uygulayacaktır" ifadesini kullandı.
Dr. Plate, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Dışişleri Bakanlığı ile kapsamlı görüşmelerimiz sürüyor. Görüşmelerimiz sonuçlanana kadar, Almanya'daki eşinin yanına taşınacak herhangi bir kişinin vize başvurusunda Almanca dil bilgisi yeterlilik belgesinin olmaması, başvurunun reddine dayanak oluşturmayacak. Bu şu anlama geliyor: Şu an için herhangi bir başvuru, sadece dil bilgisi yeterlilik belgesinin eksikliği nedeniyle reddedilmeyecek."
Yayından:
Mustafa Doğanay
“Avrupa Birliği Adalet Divanının vermiş olduğu mahkeme kararı ulusal kararların üstündedir. Yani Almanya Hükümeti bu kararı kendi yasalarla iç uyarlamakla mükellef. Mahkeme kararı çıktığı zaman İçişleri Bakanlığı sözcüsünün ‘biz bu karara uymayacağız, eski kararımız doğrudur’ mealinde bir açıklaması oldu. Almanya toplumunda buna karşı çok büyük tepkiler oluştu. En son Almanya Dışişleri Bakanı Steinmeier röportajında bu kararı uygulama yönetmeliklerine uyarlayacaklarını söyledi. Ancak şu ana kadar pratikte herhangi bir uygulama söz konusu değil. Almanya’nın Ankara Büyükelçiliğinin web sayfasında bu konudaki müracaatların alınacağını; ancak eski yasaya, eski yönetmeliklere göre reddedilmesi gerekirken dondurulacağını söylediler. Bu yazı hala duruyor. Umut ediyorum önümüzdeki günlerde Dışişleri Bakanlığı gerekli yönetmelikleri hazırlayarak dış temsilciliklere bildirecektir. Bundan geri dönüş olacağını sanmıyorum. Bu karar Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı ile ilgili alınan bir karar, bu anlamda diğer üçüncü dünya ülkelerinden gelen yabancılar için değil sadece Türkiye’den gelen insanlar için sınırlı tutulabilir. Ancak yönetmeliklere uyarlanmak zorundadır.

Bu yasanın birçok yanlış tarafı var. Hatta Alman vatandaşı olan insanlar da bu konuda ayrımcılığa tabii tutuluyor. Alman anayasasının 6. maddesindeki aile birliğini koruma maddesine göre veya aile birleşimi konusunda Avrupa Birliğinin çıkarmış olduğu yönetmeliklere de ters. Türkiye’nin AB ile yapmış olduğu anlaşmaya da ters. Yani bu oldukça geç verilmiş bir karar, çok daha önce verilmesi gerekirdi diye düşünüyorum. Ama nihayetinde adalet yerini buldu. Bu süreci geriye döndürmek mümkün değil.

Yeni yabancı diller yasası ile birlikte Almanya’ya gelen her göçmen bu yasa çerçevesinde aşağı yukarı 600 saatlik, eğer yetmiyorsa 940 saatlik Almanca kursu alma hakkına sahip. Yani B1 düzeyine kadar Almanca öğrenimi alması mümkün. Zaten eğer siz insanlara ülke içerisinde bu imkânı veriyorsanız o zaman bu engel niye diye soruyor insan. Böyle olunca da bu olayın tamamen siyasi amaçlarla alınmış olduğu çok açık. Ama yanlış hesap Bağdat’tan döner, demişler. Bu yanlış hesap da Avrupa Birliği Adalet Divanından döndü.

Şu anki sonuç itibariyle seçime katılım düzeyi iyi değil. Şu anda randevu alarak veya sistem tarafından otomatik randevu verilen seçime katılan insanların sayısı Almanya’da 232 bin. Gümrüklerde oy kullanan insanların sayısı 152 bin. Önümüzdeki günlerde gümrüklerde oy kullanma devam edildiği için aşağı yukarı 150 bin seçmenin de oy kullanacağı varsayılırsa toplam 1,4 milyon civarındaki oy verme yetkisine sahip insanın ancak %10-%15’i kadarı oy kullandı.

Bunun birtakım nedenleri var. İnternet yoluyla randevu alma, seçim kütüğünü yurtdışına kaydettirme gibi işlemlerden insanların birçoğu maalesef yararlanamadılar. Başka bir neden, bu dört gün seçime katılma zamanının ilk iki günü iş saatlerine denk geliyordu. Çalışan insanların izin almaları gerekiyordu. Başka bir neden ise seçimlerin izin sezonuna denk gelmesi. Birçok insan başka ülkelere, kendi ülkelerine gittiler. Yine başka bir neden -bu belki büyük şehirler için söz konusu olmayabilir- konsolosluk bölgelerinin seçim sandıklarına 100 km-200 km uzakta olması.”

Dr. Can Ünver

“Bu tamamen siyasi mülahazalarla çıkarılmış, vaktiyle öncelikle Türkiye’den aile birleştirmesi yoluyla göçmen gelmesini önlemek amacıyla çıkarılmış bir şeydi. Ankara, İstanbul, İzmir dışındaki yörelerimizden gelen insanlar eğitim düzeyleri de düşük olduğu takdirde Almanca öğrenmede zorlandılar.

Şunu da düşünmek lazım, bu yasa çıktığı vakit Türkiye’den yaklaşık her yıl 36-40 bin kişi arasında aile birleştirmesiyle Almanya’ya gelen vardı. Şimdi o sayılar 10 binin altına düşmüş. Dolayısıyla bundan sonraki uygulamanın biraz da o eski siyasi mülahazadan arınmış olarak, daha olumlu şekilde olması beklenebilir.

Hesaba katılmayan ve pek de telaffuz edilmeyen bir tespit var. Dördüncü kuşağı yaşıyoruz. Türkiye politikasına ne kadar ilgi olabilir ki? O ilgi 70’lerin 80’lerin ilgisi kadar değil, bunu kabul etmek lazım.”

Avukat Memet Kılıç

“Almanya, bu yasayı 31 Ağustos 2007 tarihinde yürürlüğe koymadan önce ben bilirkişi olarak İçişleri komisyonuna çağırıldım ve orada da bu konunun üzerinde durduk ve dedik ki asıl hedef olan Türkiye’den gelen vatandaşlara bu kurallar zaten uygulanamaz. O nedenle böyle bir kuralın ortaya konulması insan haklarına aykırılık dışında bir yarar da getirmez, dedik ama Almanya’nın başka bir hesabı varmış o dönemde. Sonradan bu bilince ulaştım ben. Almanya zaten bu yasanın ortaklık hukukuna aykırı olduğunu biliyordu; ancak önünde bir Hollanda örneği vardı. Hollanda aynı yasayı yani gelmeden önce dilbilgisi bilme koşulunu koymuştu ve üçüncü ülkelerden gelen aile birliklerinde üçte iki oranında azalma sağlamıştı. Bu Almanya’yı teşvik etti. Hâlbuki Avrupa Birliği Adalet Divanının bugüne kadar vermiş olduğu kararlar zaten açık.

Bu kadar açık bir kararın uygulanmaması mümkün olmaz. O nedenle vatandaşlarımız mutlaka yerel ve idari mahkemelerde davalar açarak haklarını savunmak durumundadırlar.

Yerel mahkemelerin ve hatta federal idari mahkemesinin yüksek mahkeme kararlarını dikkate alacağına güvenmek gerekir. Çünkü Almanya’nın hukuku da uluslararası sözleşmelerin kanun hükmünde olduğunu ve ulusal kanunların uluslararası sözleşmelere aykırı olamayacağını öngörür.

Türk vatandaşları geçtiğimiz pazar gününe kadar dört gün boyunca yurtdışında seçebildiler. Almanya’da yedi yerde sandık kuruldu. Yurtdışındaki vatandaşların seçim hakkı 23 Temmuz 1995 tarihinde anayasaya yerleştirilmişti. Ondan sonra hayata geçirilmeye gayret edildi. Hatta mektupla seçim yoluna gidildi; ancak Türkiye’deki Anayasa Mahkemesi seçimin gizliliği gerçekleşmez diye onu iptal etti. Sandıkların kurulması ve organizasyonunda randevu sistemi getirdi Türkiye. Özellikle Almanya’da randevuların alınması, randevu gününde orada olunması konularında vatandaşlarımız büyük sıkıntılar yaşadılar ve katılım son derece düşük oldu. Onun için YSK’nın ve siyasi partilerin bu konuda bir çalışma yaparak yurtdışındaki seçim sistemini daha herkesin kullanabileceği bir duruma getirirler veya mektupla seçim konusunu tekrar düşünüp Anayasa Mahkemesinin eksik gördüğü noktaları gideren bir düzenlemeye giderlerse sanıyorum bu konuda Türk vatandaşları biraz daha rahatlarlar.”

Derleyen: Zeynep Gözde Kozlu

25 Haziran 2014 Çarşamba

Biz burada kalıcıyız - 25 Haziran 2014

Almanya'da çifte vatandaşlığa ilişkin yasa tasarısı Birlik hukukuna aykırı

Potsdam Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Andreas Zimmermann, Almanya'da yabancı kökenlilere çifte vatandaşlık hakkı verilmesini öngören yasa tasarısının, anayasanın eşitlik ilkesi açısından çelişkili ve Avrupa Birliği (AB) hukukuna aykırı olduğunu söyledi.
Yasa tasarısıyla ilgili olarak Almanya Türk Toplumu’nun görüşleri
Almanya Türk Toplumu çatı örgütü olarak çifte vatandaşlık konusunda ne gibi çalışmalar yapıyor?
İktidar ortaklarının Çifte vatandaşlık politikası
Çifte vatandaşlık uygulamasında hukuki sorunlar
Almanya Türk toplumu açısından çifte vatandaşlıkla ilgili acil sorunlar
Almanya Türk toplumunun Almanya’nın kalıcı yurttaşları olması için izlenmesi gereken politikalar

Safter Çınar
Almanya Türk Toplumu Eş Başkanı

Avukat Memet Kılıç
Eski Birlik 90/Yeşiller Partisi Federal Milletvekili, 
Göç Politikaları Sözcüsü 

Dr. Can Ünver
Göç Araştırmacısı
Program Danışmanı

Süre: 50'53"

Yayından:

Safter Çınar

“2000 yılında Almanya’da bir yasa değişikliği oldu. Almanya topraklarında doğan ve anne babası Alman vatandaşı olmayan çocuklar belli koşulları anne baba yerine getiriyorsa aynı zamanda Alman vatandaşı olarak doğuyordu. Yani anne ve babanın T.C. vatandaşı olduğunu düşünelim, bu çocuk Türk ve Alman vatandaşı olarak doğuyor; ancak şu anda yürürlükte olan yasaya göre 18 ila 22 yaş arasında bu iki vatandaşlıktan bir tanesini seçmek zorunda. Eğer Alman vatandaşlığını seçmeyi ifade ediyorsa T.C. vatandaşlığından çıktığına dair belge getirecek. Eğer T.C. vatandaşlığını tercih ettiğini beyan ediyorsa Alman vatandaşlığı düşmüş oluyor. Eğer kişi hiçbir beyanda bulunmazsa yani Alman Bakanlığı kişinin iradesinin ne olduğunu bilmiyorsa otomatik olarak Alman vatandaşlığı düşmüş oluyor. Şu ana kadar olan yasa bu şekilde. Hükümetin getirdiği taslak diyor ki bu durumdaki bir çocuk aşağıdaki üç şarttan birini yerine getiriyorsa çifte vatandaşlığı devam ettirebilir. Bu üç şart alternatif yani üçünden bir tanesi olacak. Bir: Sekiz yıl Almanya’da oturmuş olmak. İki: Altı yıl Almanya’da okula gitmiş olmak. Üç: Almanya’da bir okul veya meslek diploması almış olmak. Bu şartlardan birini yerine getiriyorsa seçim zorululuğu ortadan kalkıyor, yaşam boyu çifte vatandaş kalıyor.

Biz baştan beri bu opsiyon olayını yanlış buluyorduk. Böyle bir şeyi de başka hiçbir ülkede bilmiyorum. Biz Almanya’da doğan için de vatandaşlığa geçen için de çifte vatandaşlığı savunuyoruz.

Bu yasa taslağı eskisine göre tabii ileriye bir adım. Fakat gene doğumla çifte vatandaş olanları gruplara ayırıyor. “Sen okul bitirmişsin sen iyi çifte vatandaşsın sen kal. Sen okul bitirememişsin çifte vatandaş olamazsın.” Biz bu ayrımcılığa karşıyız.

Almanya’da Hıristiyan Demokratlar ile Sosyal Demokratların koalisyon görüşmeleri sürerken Alman Sosyal Demokrat Başkanı (şimdi de Başbakan vekili) Gabriel dedi ki opsiyon modelinin kalkması bizim kırmızı çizgimizdir. Böyle kesin bir söz verilmesiydi belki eleştirimiz daha yumuşak olurdu. Madem öyle bir söz veriyorsunuz o zaman tutacaksınız.

Her ülkenin koşulları farklı. Bazı ülkelerden gelenler o üllkenin vatandaşlığını kaybederse önemli zarara uğruyor. Türkiye için böyle bir şey söz konusu değil. Mavi kartı aldığı zaman seçme seçilme hakkı dışında bütün hakları kullanabiliyor. Yani T.C. vatandaşlarının maddi bir kaybı yok. Ama insanlar psikolojik ve duygusal olarak öbür vatandaşlığı da taşımak istiyorlar. Bu da çok haklı bir istem.

Almanya’daki tartışma tamamen ideolojik ve Avrupa merkezli çünkü getirilen değişiklikte Avrupa Birliği ülkesinin bir vatandaşı hiçbir koşulu yerine getirmek zorunda değil. Yani bu seçme zorunluluğu ya da belli şartlarda seçme zorunluluğuna girmemek Avrupa Birliği dışından gelenlere uygulanıyor. Bu da ayrı bir ayrımcılık.

Avrupa’daki ülkelerden on iki tanesi Avrupa Birliği dışındaki vatandaşların da çifte vatandaşlığını tanıyor.

Zimmermann verdiği raporda Avrupa hukukuna aykırılığı da söylüyor. Çocuk diyelim ki anne babası Türk, Almanya’da doğduğu için Türk ve Alman vatandaşı olarak doğdu yani Alman vatandaşlığı dolayısıyla Avrupa Birliği vatandaşı. Bu durumda anne babanın çocukla birlikte başka bir Avrupa ülkesine gidip yaşama hakkı var. Zimmermann diyor ki bu çocuğun Alman vatandaşlığını elinden aldığınız an Avrupa’dan doğan hakları ölmüş oluyor. Bu Avrupa hukukuna aykırı diyor.

Almanya’da şöyle bir yaklaşım var: Vatandaşlık uyum sürecinin taçlandırılmasıdır. Halbuki ABD, Kanada, Avustralya gibi bu konuya daha çağdaş bakan ülkeler diyorlar ki vatandaşlık mümkün mertebe çabuk ve kolay verilmelidir ki kişi bu yeni geldiği toplumda kendini kabul edilmiş hissetsin ve topluma daha çabuk, daha iyi adapte olsun.”

Avukat Memet Kılıç

“Opsiyon modeli getirildiği tarihte ciddi bir devrimdi; çünkü biz o dönemlerde hapishanelerde işlediği suçlardan dolayı sınır dışı edilmek üzere olan genç çocukları ziyaret ediyorduk. Ama Yeşiller ve Sosyal Demokratlardan oluşan bir koalisyon o dönemde belli koşullar altında anne babaları yabancı olsa dahi çocukların doğumla Alman vatandaşlığını kazanmalarını öngören bir yasa tasarısı getirdi. Zamanında bunu kalıcı kılmak istedi koalisyon; ama muhalefet direndiği için Liberallerin yardımıyla ve onların koşullarıyla bunun geçişine izin verildi ve dendi ki 23 yaşına kadar bu çocuklar bir karar vermek zorundalar, aksi takdirde Alman vatandaşlığını kaybediyorlar. Bu kayıp bir adaletsizlik getiriyor çünkü 31 Ağustos 2007 tarihinden bu yana Avrupa Birliği üyesi olan aynı koşullardaki çocuklar bu seçime maruz kalmıyorlar. Ömür boyu çifte vatandaş olarak kalabilecekler.

Bu yasal düzenlemenin bir eksik yanı da geçmişe yönelik, geçmişte vatandaşlığını kaybetmiş gençleri tekrar kazanmak için bir düzenlemesi yoktur. Ayrıca seçme mecburiyeti karşısında kalıp da Alman vatandaşlığını seçmiş olanlara sonradan opsiyonla tekrar anne babanın da vatandaşlığına dönme gibi bir hak da tanımıyor bu düzenleme. Yasa tasarısı maalesef biraz eksik kalıyor.

Almanya Türk toplumunun Almanya’nın kalıcı yurttaşları olması için hukuksal entegrasyon veya siyasal entegrasyon dediğimiz vatandaşlık bağının kurulması, insanların yaşadığı ülkenin vatandaşlığını almasının büyük yararı vardır. İkinci aşama ise eğitimdir. İyi bir eğitim almak ekonomik entegrasyonun da önünü açmaktadır.

Derleyen: Zeynep Gözde Kozlu