Türkçe etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Türkçe etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

14 Nisan 2015 Salı

Kültürün korunması ve saklanmasında anadil

Kültürün korunması ve saklanmasında anadil
Yurtdışında yaşayan Türkiye kökenliler tarafından çıkarılan basılı ve elektronik ortamdaki medyanın anadilin gelişmesine katkısı ve bulundukları ülke kültürünün etkisi.












Prof. Dr. Onur Bilge Kula
Hacettepe Üniversitesi
Edebiyat Fakültesi
Alman Dili ve Edebiyatı Bölümü










Yrd. Doç. Dr.  Nurhan BAŞ
Hacettepe Üniversitesi
Edebiyat Fakültesi
Mütercim tercümanlık Bölümü

Dr. Can ÜNVER
Göç Uzmanı


10 Şubat 2015 Salı

Biz burada kalıcıyız -10.02.2015

Avrupa'da bulunan Türkiye kökenli nüfusun karşılaştığı kültür ve zihniyet farklılığı ve buna karşı geliştirdiği davranışlar

Türkiye’den yurtdışına işgücü göçünün en başından günümüze Anadolu insanının Batı ile kültürel ilişkileri,
Avrupa’da yerleşik hale gelen Türkiye kökenlilerin içinden geçtikleri kültürel aşamalar
Türkiye ve Almanya, Hollanda Belçika gibi ülkelerin temel zihniyet farklılıkları


Prof. Dr  Mustafa ÇAKIR
Anadolu Üniversitesi
Yurt Dışı Türkler Uygulama ve Araştırma Merkezi Müdürü








Cengiz İyilik
Almanya’da 50 yılını tamamlayan ve artık Almanya’yı vatan edinen insanlardan biri.
Türk ve Alman kültürüne yaptığı katkılardan dolayı liyakat nişanı ile onurlandırıldı.


Dr. Can ÜNVER
Göç Uzmanı

51'04"
Mustafa Çakır, Gülnur Akalın, Can Ünver 
Mustafa Çakır, Nurettin Turan, Can Ünver 

3 Şubat 2015 Salı

Biz burada kalıcıyız - 3 Şubat 2015

Batı ile kültürel ilişkiler ve Türkiye'den Avrupa'ya işgücü göçü

Türkiye’den yurtdışına işgücü göçünün en başından günümüze Anadolu insanının Batı ile kültürel ilişkileri,
Avrupa’da yerleşik hale gelen Türkiye kökenlilerin içinden geçtikleri kültürel aşamalar
Türkiye ve Almanya, Hollanda Belçika gibi ülkelerin temel zihniyet farklılıkları

Prof. Dr Onur Bilge KULA
Hacettepe Üniversitesi
Edebiyat Fakültesi
Alman Dili ve Edebiyatı Bölümü


Dr. Can ÜNVER
Göç Uzmanı

http://www.trt.net.tr/medya7/ses/2015/02/04/6856c408-8efb-4e79-a269-5dd1384a5350.mp3


17 Aralık 2014 Çarşamba

Biz burada kalıcıyız - 17 Aralık 2014

Göç kökenliler hakkında yazılan kitaplar
Göç kökenlilerin içinde bulundukları toplumla ilişkilerinde anadilinde ve bulunduğu ülkenin dilinde yazan  göç kökenli yazarların etkisi,
Toplumsal kabulde karşılaşılan güçlüklerin aşılmasında yerel toplumun dilinde yazılan ve göç kökenlileri anlatan kitaplar, araştırmalar,
Göç kökenlilere ilişkin kitapların farklı kültürleri yakınlaştırma etkisi,
ilişkilere katkısı


Yüksel Pazarkaya
Şair-Yazar

Hasan Çakır
TRT - Yapımcı

Dr. Can Ünver
Göç Uzmanı
Süre: 50'

10 Aralık 2014 Çarşamba

Biz burada kalıcıyız - 10 Aralık 2014

Göç kökenliler hakkında yazılan kitaplar
Göç kökenlilerin içinde bulundukları toplumla ilişkilerinde anadilinde ve bulunduğu ülkenin dilinde yazan  göç kökenli yazarların etkisi,
Toplumsal kabulde karşılaşılan güçlüklerin aşılmasında yerel toplumun dilinde yazılan ve göç kökenlileri anlatan kitaplar, araştırmalar,
Göç kökenlilere ilişkin kitapların farklı kültürleri yakınlaştırma etkisi,
ilişkilere katkısı

Dr. Can Ünver
Göç Uzmanı

Cornelius Bischoff- Almanya
Çevirmen








Dr. Ertekin Özcan


Süre: 50'40"

2 Aralık 2014 Salı

Biz burada kalıcıyız - 03 Aralık 2014



Göç kökenliler hakkında yazılan kitaplar
Göç kökenlilerin içinde bulundukları toplumla ilişkilerinde anadilinde ve bulunduğu ülkenin dilinde yazan  göç kökenli yazarların etkisi,
Toplumsal kabulde karşılaşılan güçlüklerin aşılmasında yerel toplumun dilinde yazılan ve göç kökenlileri anlatan kitaplar, araştırmalar,
Göç kökenlilere ilişkin kitapların farklı kültürleri yakınlaştırma etkisi,
ilişkilere katkısı


Dr. Can Ünver
Göç Uzmanı

Erkan Arıkan- Almanya
Yazar: Jung, Erfolgreich, Türkisch / Ein etwas anderes Porträt der Migranten in Deutschland” (Genç, Başarılı, Türk / Almanya'daki Göçmenlerin Biraz Başka Bir Portresi)
Bir genç kızın dramı ve ardından düşündürdükleri: Tuğçe Albayrak

Jülide Ayık
TRT Berlin Muhabiri


26 Kasım 2014 Çarşamba

Biz burada kalıcıyız - 26 Kasım 2014

Edebiyatın  göç kökenlilerin kalıcı yurttaşlar olmasında etkisi

Göç kökenlilerin içinde bulundukları toplumla ilişkilerinde anadilinde ve bulunduğu ülkenin dilinde yazan  göç kökenli yazarların etkisi,
Toplumsal kabulde karşılaşılan güçlüklerin aşılmasında yerel toplumun dilinde edebiyat eserleri,
Edebiyatın farklı kültürleri yakınlaştırma etkisi,
ilişkilere katkısı
geleceğe ilişkin düşünceler,

Doç Dr. Özgür Savaşçı - Almanya
Ludwig – Maximilians Üniversitesi

Sabine Adatepe - Almanya
Çevirmen

Dr. Can Ünver
Göç Uzmanı

Süre: 50'09"

9 Temmuz 2014 Çarşamba

Biz burada kalıcıyız - 9 Temmuz 2014

Almanya’da bir Türkçe yayın: 
Die Gaste
Neden yayımlanma ihtiyacı duyuldu?
Ortaya çıkışı, yayın hayatında karşılaşılan sıkıntılar
Almanya Türk toplumunun Türkçe yayımlanan gazetelere ilgisi ve genel anlamda Türkçe yayımlara bakışı
Türkçe’nin bir yabancı dil olarak öğretilmesinde yaşanan sıkıntılar
Hamburg Üniversitesi’nin Türkçe öğretmeni yetiştiren bölümü kapatma kararı

Die Gaste Yayın Kurulu adına
Engin Kunter

Dr. Can Ünver
Göç Araştırmacısı
Program Danışmanı

Prof. Dr. Leyla Uzun
Dilbilimci
Ankara Üniversitesi
Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Dekan Yrd.

Mete ATAY
Almanya Türk Öğretmenler Federasyonu Onursal başkanı

Yayından:

Engin Kunter
“Die Gaste 2008 yılının mayıs ayında yayın hayatına başladı. Yayınlanmaya başladığımızda genel olarak göçmenlerin, özel olarak Türkiyeli göçmenlerin içinde bulundukları durum, karşı karşıya kaldıkları sorunlar ve ağırlıklı olarak dil ve eğitim sorunlarını işlemeye başladık. İki aylık yayınlarımız dışında 2009 yılından itibaren her yıl düzenli olarak da sempozyumlar düzenliyoruz. Bu yollarla Türkiyeli göçmenlerin dil ve eğitim sorunlarının daha geniş ölçüde ele alınmasına katkıda bulunmaya çalışıyoruz.

Gazetemizi internet üzerinden okuyabiliyorsunuz. Onun dışında basılı olarak istiyorsanız elbette bize internetten de ulaşıp bu talebinizi dile getirebiliyorsunuz. Biz de posta yoluyla ulaştırıyoruz veya elden dağıtıyoruz. Die Gaste içerisinde çalışan Almanya’nın çok farklı bölgelerinden öğrenciler olduğu için bunlar aynı zamanda elden ve aktif dağıtım da gerçekleştiriyorlar. Bu aynı zamanda okuyucuyla da birebir bir iletişim sağlamış oluyor ve bizim için bu çok önemli.

Eğitimle ilgisi olan ya da ailesinde eğitimle ilgisi olan herkesi hedef alıyoruz. Ebeveynler, öğretmen dernekleri, öğretmenlerin kendileri, öğrenciler ve eğitim politikası söz konusu olduğu için politikacılar ve gazeteyi Türkçe olarak yayınladığımız anlamda Türkiyeli göçmenler ağırlıklı olmak üzere bütün göçmenlere hitap ediyoruz.
Gazetemiz ücretsizdir. Faaliyetlerimiz de gönüllülük esasına dayanarak oluşturulduğu için şu ana kadar herhangi bir ücret talep etmiyoruz. Sempozyumlarımıza izleyici olarak katılım da ücretsiz.

5 bin adet basıyoruz iki ayda bir ve bu 5 bin adet yetmiyor; talep çok daha fazla. Yani insanlar halen ellerinde somut bir şey tutmak, onun üzerinde notlar almak, çizmek, karalamak istiyorlar; bu anlamda gazeteye ilgi çok fazla. Onun dışında Türkçe yayınlara genel olarak ilgi zaten var; çünkü Almanya’da bu çok kısıtlı bir alan. Sadece belirli konuları işleyen, uzmanlaşmış yayınlar çok fazla bulamıyorsunuz. Özellikle de her aileyi ilgilendiren eğitim ve dil edinimi gibi bir konuyla ilgili buna ulaşmak herkesin istediği bir şey.”

Dr. Can Ünver
“Almanya’daki göç tarihimizin gerilerine biraz gidecek olursak, iletişim daima önemli bir sorun teşkil etmiştir. 60’lı yılların sonunda ilk kez günlük Türk gazeteleri yavaş yavaş Almanya’ya gelmeye başladılar. 70’li yıllarda basılmaya başladılar. Bazı gazeteler bir süre yayınlandılar, sonra vazgeçtiler. Günümüzde artık yazılı basına karşı ilgide de bir azalma oldu; çünkü doku değişti, genç kuşaklar Türkiye ile ilgili olan meselelere fazla ilgi duymuyor olabilirler. Dolayısıyla hedef kitlede önemli bir değişiklik var. Burada Türkçenin kullanılması en azından kimliğin pekişmesi veya muhafaza edilmesi açısından çok önemli bir şey. Ancak bizim hedef kitle olarak nitelendirdiğimiz kitlenin ilgisini uyandırmakta büyük zorluklar yaşanıyor. Televizyon yayınlarının çok etkisi var. Genç kuşak için internet, sosyal medya artık devreye girdi. Dolayısıyla mücadele etmek lazım ve bu mücadelenin eskisinden daha kolay olmadığını söylemek zorundayız.”

Mete Atay
“Bu tür yayınlar göçün ürünü, göçün sonucunda oluşan şeyler. Bunlara hem Türkçe hem Türk toplumu açısından çok büyük ihtiyaç vardı. İnsanlar ancak bu tür kaynaklardan belli bilgilere ulaşabilirlerdi, iletişimi ancak onlar üzerinden kurabilirlerdi. Son yıllarda internet ve internet gazeteciliğinin yayılmış olması, diğer iletişim araçlarının yaygınlaşması medyanın gücünü yitirmesine neden oldu. Bu süreç sadece bunlardan kaynaklanmıyor. Göçmenlik sürecinin de bunda çok büyük önemi vardı. İnsanlarda üçüncü, dördüncü kuşak medya anlayışı farklıydı. Türkçeye sahip çıkılması konusundaki hassasiyetleri değişmişti. Bunlardan dolayı son yıllarda Türkçe yayın yapan yazılı basın araçları çok azaldı ve tirajları çok düştü.

Alman siyasetçiler Türkçenin yazılı ve sözlü basınına karşı bir kampanya başlattılar ve bunda başarılı da oldular, diyebiliriz. Çünkü onlar Türkçeyi kullanmayı yasaklayarak unutturmaya çalıştılar. Almanca öğrenmeyi Türkçe konuşmamaya bağladılar. Bunların tabii özellikle üçüncü, dördüncü kuşak üzerinde çok olumsuz etkileri oldu.

Almanya kendi sanayi toplumuna, Avrupa Birliği’nin lokomotifi olan bir ülkeye yakışmayan eğitim programları koydu göçmen çocuklarının önüne. Bu da gerçekten çok sorunlu gençlerin ortaya çıkmasına neden oldu. Çocuklarımız nereye ait olacaklarını bilemediler. Bence Almanya’da çağdaş göçmenlik politikalarının oluşturulmaması ve çok dilliğin, çok kültürlülüğün bir türlü kabullenilmemesi Alman eğitimini çıkmazlara soktu.”

Prof. Dr. Leyla Uzun
“Yazılı basının uğradığı erozyon belli, her yerde bir direniş içerisinde olması gerekiyor. Bu kayıpla birlikte dil de bir kayba uğruyor; çünkü her dil farklı araçlarla kullanıldığında farklı biçimlerde kendini gösterebilir. İnsan yazıyı okumaktan uzak kaldıkça fakına varmadan dilinin de kullanabileceği pek çok sadece yazılı ortamda tanış olabileceği özelliklerini görmez hale geliyor.

Ben internet ortamındaki yazma eylemini bitmiş, tamamlanmış, mükemmel bir yazma eylemi olarak asla kabul etmiyorum. Çünkü oradaki hedef kısaltmak, en kısa yoldan söylemek.
Yazma çok değerli bir eylem; çünkü yazmak düşünmek demek. Konuşurken çok düşünmezsiniz ama yazarken düşünürsünüz. Bu yüzden tek dilli bir ortamda bu önemli; çok dilli ortamda ise bin kat önemli. O nedenle her anlamda direnmek gerekiyor.

Okulda yazılı Türkçe ile karşılaşma şansınız yok. Bu yüzden okul öncesine, eve, anne babaya veya sivil toplum örgütlerine yazılı Türkçe ile en azından kulak dolgunluğu oluşturacak şekilde ön okumalar yoluyla çocuklar için katkıda bulunmak çok önemli bir görev olarak, çok önemli bir kaynak olarak da düşüyor.” 

Derleyen: Zeynep Gözde Kozlu

18 Haziran 2014 Çarşamba

Biz burada kalıcıyız - 18 Haziran 2014

Almanya’da bir Türkçe kompozisyon yarışması
ve Türkçe öğretmeni yetiştirme konusunda sıkıntılar

Hamburg Üniversitesi’nin Türkçe Öğretmenliği bölümü kapatılıyor mu?
Türkçe öğretmenliği bölümüne ilgi ve ihtiyaç yok mu?
Almanya anadili Türkçe olan öğrencilere Türkçe öğretimi konusuna nasıl bakıyor?
Anadil olarak Türkçenin öğretilmesindeki sıkıntılar neler?
Sivil Toplum kuruluşları konuya nasıl bakıyor?

Birsen Çelik
Hamburg Türk kadınları Derneği Başkanı

Bilge Yörenç
Öğretmen
Hamburg Türk Öğretmenler Derneği Başkanı

Yasemin İmancı
Kompozisyon Yarışması Birincisi
Lüneburg Üniversitesi, ögretmenlik bölümü öğrencisi

İlknur Çavuşlu
Kompozisyon Yarışması İkincisi
Eczacı

Yasemin İmancı ödülünü alırken
İlknur Çavuşlu ödülünü alırken
Süre: 50'40"

Yayından:
Birsen Çelik

“Hamburg Türk Kadınları Kültür Derneği 1982 yılında kurulmuş, kamu yararına çalışmalar yapan bir dernektir. Üyelerimiz ve yönetim kurulu bayanlardan ibarettir; ama çalışmalarımızı tüm aileye yapmaktayız. Bunların arasında çok önem verdiğimiz kompozisyon yarışmasının geçen hafta pazar günü yedinci kez ödül törenini yaptık. Gençlerimize yönelttiğimiz konu ‘devlet benim için ne ifade ediyor?’ idi. İkincisi, küçük yaş grubuna ‘doğa ile insan bütünlüğü için bize düşen görevler nelerdir?’ dedik. Katılım beklentilerimizin altındaydı; fakat biz dernek olarak bu yarışmaya çok önem veriyoruz. Şunun bilincindeyiz: Türkçemiz, gurbette olsak da bizim vazgeçilmezimizdir. Türkçe yoksa gençliğimiz, yaşamamız, geleceğimiz, kültürümüz yoktur. Kültürümüzün yarınlara taşınması, Almanya’da öz benliğimizi korumak ve yaşamak için anadilimiz bir mecburiyettir.



Yedi yıldır her yıl bu aylarda ödül töreni yapılıyor. Jüri kurulumuzda birçok değerli Türkologlarımız var. Başkonsolosluktan eğitim ataşemiz var. Gelenek haline geldi ve gerçekten de güzel, kalabalık bir ödül töreniydi.

Gençler kendi ana dillerinde yazmaya çekiniyorlar. Dile hâkim olmadıklarını düşünüyorlar. Teke tek gençlerle görüşüp ikna etmek gerekir. Buradaki sivil toplum kuruluşlarını, öğretmenlerimizi aydınlarımızı bu konuda ikna etmemiz gerekiyor. Türkçenin önemini anlatabilmemiz gerekiyor.

Artık burada doğup büyümüş gençlerimizin birinci dili Almanca oluyor. Orada kendilerini daha güzel, daha rahat ifade edebiliyorlar. Ama Türkçenin önemini vurgulamak gerekiyor, anlatmak gerekiyor kendilerine.

7 yıldır kompozisyonları topluyoruz dosya halinde ve bir kitapçık oluşturmayı düşünüyoruz.
Gençlerimize şunu söylemek istiyorum: Hiçbir şeyden korkmadan, her şeyi sorgulayarak yaşamlarına devam etsinler. Özellikle kendi kültürlerini, kendi prensiplerini koruyarak yaşamasını öğrensinler.”

Yasemin İmancı
“19 yaşındayım. Doğma büyüme Hamburgluyum. Almanya’da okudum. Ana dilim Türkçe; ama Almanca derslerini göre göre Almancayı daha iyi şekilde konuştuğuma inanıyorum. Türkçeyi de unutmamak için kendi kendime mücadele verip geliştirmeye çalışıyorum.
Kitap okuyarak Türkçemi geliştirmeye çalışıyorum. Aile içinde zaten Türkçe konuşuyoruz.”

İlknur Çavuşlu 
“1990 doğumluyum. Almanya’da büyüdüm, yetiştim. Lise mezunuyum. Burada yetiştim; ama Türkçe konusunda ana dilimiz olarak elimizden geleni yapmaya çalışıyorum öğretmenlerimizin de sayesinde. Aile arasında Türkçe dilini her zaman kullanmaya çalışıyoruz. Almanya’da büyüdüğümüz için, Almanca ön planda olduğu için Türkçeye daha değer vermek zorundayız.

Türkçe konuşma ve yazma üzerine eğitim gördüm. Çok kısa bir süreçti. Ama evde ve kendi arkadaşlarımın arasında hep Türkçe konuştum. Dili konuşmazsak çok çabuk unutuluyor. Bu nedenle konuşmak lazım, bir şeyler yazmak lazım.”

Bilge Yörenç

Üçüncü ve dördüncü nesil gençlerimizin bu kadar güzel, akıcı bir Türkçe ile çok ağır bir konuya değinmiş olmaları onların ne kadar başarılı ne kadar güzel bir şekilde iki dili kullandıklarını gösteriyor. O yüzden hepsini tekrar tebrik ediyorum.
2014 Ekim ayından itibaren Hamburg Üniversitesi Türkçe Öğretmenlik Bölümüne artık öğrenci alınmayacak. Böyle bir karar aldığınızda ve böyle bir adım attığınızda demek oluyor ki bir sene içinde bu bölüm kapatılmak isteniyor. Kapatılmanın tek gerekçesi olarak bizlere söylenen: ‘Maddi yönden sorunlarımız var, bu bölüm çok küçük bir bölüm olduğu için öğrencilerimiz az. Bu bölümün ayakta durabilmesi için kapasitemiz yetişmiyor’. Fakat sivil toplum örgütleri olarak biz, bunları gerekçe olarak görmüyoruz. Çünkü Türkçe bölümü gibi Hamburg Üniversitesinde birçok küçük bölüm var. O bölümler ayakta durabiliyorsa büyük çabalar göstererek bu bölümü de ayakta tutmak mümkündür, diye düşünüyoruz.

Hamburg’da 15 bin Türk kökenli öğrencimiz var. Bu 15 bin öğrenci evde Türkçe konuştuğunu söylüyor. 413 tane okul, 16 bin öğretmen ve sadece 51 tane Türkçe öğretmeni var. 15 bin öğrenciye 51 öğretmenin ders vermesi ne kadar kısıtlı bir olay, bunu siz de takdir edersiniz.

Aslına bakarsanız tüm uyum konseptlerinde ana dilin teşviki ve çok dillilik vurgulanıyor. Fakat uygulamaya baktığınızda ‘öğretmenimiz yok, bu bölüm çok küçük bir bölüm diye kapatıyoruz’ diye bir tavır takınıyorlar.

Biz her zaman ana dilin başka dilleri öğrenmede bir baz olduğunu savunuyoruz. Ana dilini iyi bilmeyen bir çocuk, Almancayı da iyi öğrenemez. Ana dilin önemi hala Almanya’da maalesef göz önünde bulundurulan veya kabul edilmiş bir şey değil. Kâğıt üzerinde kaldığı sürece ne biz gençlerimize iyi bir ana dil eğitimi sunabiliriz ne böyle bir kısıtlamayla ana dil eğitiminin genişletilmesini sağlayabiliriz.

Türkçeleri prestij dili kabul edilmediği için çocuklarımız maalesef ‘kaybedenler sırasına’ geçmek zorunda kalıyorlar.
Bütün sivil toplum örgütlerini bir araya gelip Türkçeye sahip çıkmaya davet ediyorum.
Ailelerden istediğim, lütfen Türkçeye önem versinler. Sadece evde Türkçe konuşmakla olmaz bir dili yazarak öğrenebilirsiniz ve gelecek nesillere aktarabilirsiniz. Okul yönetimine karşı aile olarak çok güçlüler. 15 aile bir araya geldiğinde bir okulda Türkçe öğretmen atanmasını sağlayabilir.

27 Haziran saat 17.00’de Hamburg Üniversitesi Dammtor bölümündeki büyük binasının önünde toplanacağız. Tüm Türklerden Türkçeye bir saat ayırmalarını ve Türkçeye sahip çıkmalarını istiyorum. Herkesi, tüm Hamburgluları, Türkçeyi sevenleri orada görmektir arzumuz. ’’

Derleyen: Zeynep Gözde Kozlu

21 Mayıs 2014 Çarşamba

Biz burada kalıcıyız - 21 Mayıs 2014

Avusturya’ya Türk işgücü göçünün 50. Yılı

Avusturya’ya gelen yabancı işçiler arasında Türkiye’den gelenlerin özellikleri,
Avusturya’ya işgücü göçünün tarihsel süreci
Avusturya’nın göç alan ülke olduğunu kabul etmesi öncesi ve sonrasında yabancı işçilere bakışı
Avusturya’da yabancı kökenli olmanın sorumluluğu
Yerel toplumla ilişkiler ve kabul kültürü
Avusturya toplumu ve yönetiminin Türk toplumundan beklentileri
Kalıcı yurttaşlıkla ilgili beklentiler

Dr. Klaus Wölfer
Avusturya Cumhuriyeti Büyükelçisi

Dr. Can Ünver
Göç Araştırmacısı
Program Danışmanı

Doç. Dr. Murat Erdoğan
Hacettepe Üniversitesi
Göç ve Siyaset Araştırmaları merkezi Müdürü

Nalan Gündüz
Avusturya Entegrasyon Müşaviri

Funda Yılmaz
Almanca Tercüman

Süre: 51'
Yayından:

Dr. Klaus Wölfer

“1964 yılında Avusturya’ya göç eden kişiler aslında ikinci aşama göç diyebilirim. Aslında 1962’de yani iki yıl önce İspanyol işçileri Avusturya’ya gelecekti. Ama onlar daha önceden İtalya, Almanya ve İsviçre’ye gitmişlerdi. Dolayısıyla Avusturya’nın hala iş gücüne ihtiyacı vardı. Almanya aslında bir nevi örnek alındı; çünkü onlar üç sene evvel Türkiye ile bir iş gücü anlaşması yapmışlardı. Üç yıl sonra yani 15 Mayıs 1964 tarihinde Avusturya ve Türkiye arasında iş gücü anlaşması yapıldı. Misafir işçiler, erkek işçilerdi ve sadece birkaç sene çalışıp Türkiye’ye geri dönmeyi planlamışlardı. Ama bugün de bildiğimiz gibi farklı gelişmeler yaşandı. Orada yaşayanlar hemen geri dönmek istemediler. Avusturyalı işverenler de geri dönmelerini istemediler çünkü iyi iş yapıyorlardı, işlerine alışmışlardı. On yıl sonra bu Türk işçilerimiz yavaş yavaş ailelerini de Avusturya’ya getirmeye başladılar. Dolayısıyla 70’li yılların ortasında ailelerin göç etmesi başlangıcını yaşadık Avusturya’ya doğru. Tabii Avrupa’da da ve Avusturya’da da ekonomik dalgalanmalar oldu, bir kısım işçi de Türkiye’ye geri dönüş yaptılar. İşçi anlaşmasından 50 yıl sonra şu anda Avusturya’da 280 bin Türkiye kökenli insan yaşıyor. Yani birinci, ikinci, üçüncü nesiller yaşıyorlar. Hatta bunların çoğu Avusturya vatandaşları. Kökenleri yani büyükanneleri, büyükbabaları Türkiye’den gelmiş oluyor. Her iki dili de konuşabiliyorlar, hem Türkçe hem Almanca. Bu Türk kökenli vatandaşlarımızın yarısından fazlası Avusturya vatandaşlığına geçmiş durumda. Bütün meslek gruplarında kendilerini bulabiliyoruz. Çok iyi mesleklerde olanlar var, çok başarılı olanlar var. Artık nereden geldiklerini, kökenleri nereli acaba diye hiç sormuyoruz çünkü Almancaları da Avusturyalılardan neredeyse farksız, fark edilemeyecek derecede güzel konuşuyorlar.

Bu anlaşmanın 50. yılını kutladığımız zaman bu herkes için aslında iyi bir olanak sağlıyor. Hem uzun süredir Avusturya’da yaşayan, Avusturya vatandaşlığına geçmiş olanlar için de ve yeni Avusturya’ya gidecek olan, yeni yaşantılarını Avusturya’da yaşayacak olanlar için de bu ortak geçmişi, ortak tarihimizi bu şekilde anmış olduk. Bu sempozyumla hem geriye baktık, geçmişi irdeledik ama aynı zamanda geleceğe de baktık. Neler yapabiliriz, nasıl gelişmeler yaşanabilir? diye ve olanakları kullanmak gerekiyor. Avusturya Büyükelçiliği için de tabii ki bu çok iyi bir olanaktı. Biz de bu şekilde esas durumun farkına varmış olduk. Avusturya’ya Türkiye’nin hangi bölgesinden en çok göç yapılmış diye araştırdık. Yozgat’tan çok fazla Avusturya’ya göç gittiğini gördük. Aynı zamanda Türkiye’de bu konularla ilgili uzmanlar kimlerdir, kimler göç konusuyla ilgileniyor, bunları da araştırma şansı bulduk. Bu araştırmalarımız çerçevesinde çok hızlı bir şekilde Hacettepe Üniversitesi’nde Göç ve Siyaset Araştırmaları Enstitüsünü bulduk. Merkezin müdürü sayın Prof. Erdoğan ile iletişime geçtik. Kendisiyle birlikte çok güzel bir sempozyum hazırladık. Bu sempozyum 15 mayısta gerçekleştirildi ve çok başarılı geçti. Şu anda da aynı şekilde Avusturya’da önümüzdeki ay benzer bir sempozyumun hazırlıklarını yapıyoruz. Önümüzdeki süreç içerisinde başka faaliyetler de yapmayı düşünüyoruz.

Avusturya’dan Türkiye’ye tursit olarak gelen vatandaşlarımızın sayısı da oldukça fazla. Yarım milyonu aşkın Avusturyalı turist her yıl Türkiye’yi ziyaret ediyor. İki kültürden evlilikler de yapılıyor. Dolayısıyla iyi bir kültürel karışım ortaya çıkıyor. Bu iyi entegrasyon örneklerinin gelecekte ekonomik için de büyük bir şans olduğunu düşünüyorum. Gelecekte her iki kültürü, her iki dili de bilen bu nesiller ekonomik anlamda bir kazanım olacaktır. Ancak bunun için anahtar kelime Almanca dilini öğrenmek. Avusturya Devleti bu noktada hem kreşlerde hem okullarda çocukların en hızlı şekilde Almanca öğrenebilmesi için teşviklerde bulunuyor. Aynı zamanda Türkiye’de edinilen eğitim diplomalarının Avusturya’da da tanınması için şu anda bir çalışma yapılıyor. Burada tam bir ‘kazan-kazan’ durumu mevcut.

Sempozyumda, Avusturya’da Türk göçü ile ilgili bir arşivin kurulması önerildi. Bunun çok iyi bir fikir olduğunu düşünüyorum ve destekliyorum.’’

Dr. Can Ünver 

“Türklerle Avusturyalıların tarihten gelen çok ciddi münasebetleri var. Bu ilişkilerin farklı biçimde devamını yaşıyoruz. Bizim programın adına uygun bir şekilde kalıcı oldular orada. Tabii bu ilginç sınır aşırı yakınlık farklı biçimde de gelişiyor. İlk gidenlerden bu tarafa orada yaşayan Türklerin dokusu değişmiş, giderek Avusturya’da kendilerini evlerinde hissetmeye başladılar. Bu önemli bir şey. Ankara’da Avusturya Büyükelçiliğinin böyle bir olayı Hacettepe Üniversitesi Göç ve Siyaset Araştırmaları Merkezi ile birlikte yapmış olması çok değerli. Çok nitelikli bir sempozyum oldu. Bu tür etkinlikler yeni işbirliklerine, yeni düşüncelere kapı açıyor. Bundan sonra da ümit ediyorum hem Ankara’daki Avusturya Büyükelçiliği ile hem de Avusturya’daki bilim çevreleriyle bu konularda daha yakın ilişkiler içinde olacağız. Farklı düşünceler bizi herhalde farklı yerlere de götürecektir.’’

Doç. Dr. Murat Erdoğan
“50. yıl kutlaması her zaman tartışılacak bir şey, bir şeyi kutluyor muyuz diye. Aslında burada bir kutlama değil, bir değerlendirme süreci var önümüzde. Geleceğin 50 yılını nasıl kuracağımızı bu 50 yıldan çıkarmaya çalışıyoruz. Yurtdışında Türklerin yoğun olarak bulunduğu ülke yönetimleri, büyükelçilikleri bu konuyu çok fazla gündemde tutmayı sevmiyorlar. Bu konuyu tartışmaya, analiz etmeye çok sıcak davranmıyorlar. Büyükelçiliğin bu kadar aktif bir biçimde bu konuyu değerlendirmek için ele alması ve eleştirileri, bu konuda yapılan bütün değerlendirmeleri not etmelerini çok değerli buluyorum.

Elli yıl geride kaldı. Ama biz biliyoruz ki bundan sonra önümüzde elli yıllar, yüz yıllar, iki yüz yıllar birlikte yaşamayı öğrenmemiz ve birbirimizi anlamamız gerekiyor. Hacettepe Üniversitesi olarak biz, bu konuda bir akademik kuruluş olarak soğukkanlı bir fotoğraf çekmeye çalışıyoruz. Bizim bütün amacımız göç kökenli ya da göçmen insanların hem bulundukları ülkelerin hem de Türkiye’nin her üç tarafında bu süreci başarıyla ve verimli bir biçimde yürütmesi, bunu bir çatışma alanı olarak değil işbirliği alanı olarak yürütebilmemiz için de bu tip toplantıların çok önemli olduğunu düşünüyorum.

Göç olayında sorunların olması gayet doğaldır. Önümüzdeki dönemi nasıl kuracağızımı aramamız lazım. Bütün bunlar için de ihtiyacımız olan şey bir iyi niyet zemini oluşturmaktır.’’

Derleyen: Zeynep Gözde Kozlu

21 Nisan 2014 Pazartesi

Biz Burada Kalıcıyız - 16 Nisan 2014

Avusturya Türk toplumu ne kadar Avusturyalı?
Avusturya-Linz 
Yerel toplumla ne kadar bütünleşmiştir?
Avusturya toplumunu diğer Avrupa toplumlarından ayıran özellikler var mıdır?
Yabancıların toplumla kaynaşmasının önünde engeller var mıdır?
Göçmenlikten yurttaşlığa geçişte neden önemli bir unsurdur?
Tam ve etkili yurttaşlar yetiştirmek için Avusturya ve Avrupa’da yaşayan göçmen kökenlilerin okul öncesinden yüksek lisansa kadar nasıl bir eğitim stratejisi olmalı?
 
Dr. Selçuk Hergüvenç 
Yukarı Avusturya Eyalet Eğitim Bakanlığı Yabancılar-Göçmenler Eğitim Danışmanı, Yukarı Avusturya Eğitim Fakültesi öğretim görevlisi (Interkültürel Eğitim), 
Halk Yüksek Okulu - İnterkültürel Eğitim Enstitüsü yöneticisi

Mehrivan Şimşek 
Eğitim Fakültesi Mezunu - İlkokul Öğretmeni,
Halk Yüksek Okulu - İnterkültürel Eğitim Enstitüsü Projeler yönetmeni

Banu Çiftçi,
Johannes Kepler Üniversitesi
Sosyoloji Fakültesi son sınıf öğrencisi
               
Elif Yılmaz 
Halk Yüksek Okulu-
İnterkültürel Eğitim Enstitüsü
Okul öncesi eğitimi sorumlusu

Süre: 50'27"
    16 Nisan 2014 tarihinde gerçekleştirdiğimiz ''Biz Burada Kalıcıyız'' programında bu hafta Avusturya Türk toplumu ve genel çerçevede Avusturya toplumunu ele aldık. Bu hafta konuklarımız arasında  Dr. Selçuk  Hergüvenç, Mehrivan Şimşek, Elif Yılmaz ve Rıdvan Karabaş yer aldı..
Sohbetin önemli kısımlarını ve detaylarını sizler için derledik;

Dr.Selçuk HERGÜVENÇ:
'' İnterkültürel Enstitüsü  1977 - 1978 senelerinden beri göçmenlerin eğitim sorunlarıyla, eğitim meseleleriyle ilgilenen bir kuruluştur. Bu konuda Avusturya'da ilk çalışan grup bizim grubumuz olmuştur. Çalışma olarak dört eğitim bölümünde çalışmaktayız. Okul öncesi eğitim bizler için önemli bir yer kaplamaktadır. 2000 senesinden beri okul öncesi eğitim ile alakalı üç çeşit eğitim projesi yapmaktayız. Bunun haricinde İlkokul,Ortaokul gibi okullarda dil teşvik eğitimi, ev ödevlerine yardım, eğitim yönünde teşvik faaliyetlerini uygulamaktayız. Bunun yanında annelere babalara verilen eğitimde göze çarpmaktadır. En önemli proje annelerin Almanca eğitimi için düzenlediğimiz ''Anneler Almanca Öğreniyor'' adlı kurslar ve kurslarda çocukların annelerine babalarına elimizden geldiği kadar Almanca eğitimini aktarmaktır.  Enstitümüzde annelere babalara yönelik  bilgi verici seminerler düzenlenmektedir. Bu saydığım faaliyetler enstitümüz sayesinde gerçekleştirilmektedir. Enstitü olarak sadece göçmen Türkleri değil  bütün yabancıları kapsamaktayız. Bunun haricinde dille alakalı çalışan başka kuruluşlarda bulunmaktadır. En önemli hedeflerimizden biri çocukların sadece ortaokul okuyup yetinmeleri değil, lise ve yüksek öğrenim eğitimlerini almalarıdır. Avusturya eğitim sistemi bizim Türk eğitim sistemine benzememektedir. Avusturya'da eğitim önce anne- babanın elindedir.  Bana göre;  Avusturya eğitim sistemini yeterince tanımıyoruz. Çocukların gideceği okullar hakında oluşan bilgisizlik yüzünden çocuklar yanlış okullara yönlendiriliyor. Bu yüzden çocukların başarıları da fazla olamıyor.''

Mehrivan ŞİMŞEK:

''Beş yıl önce eğitim fakültesinden mezun oldum ve mezun olduktan sonra İnterkültürel Enstitüsünde görev almaya başladım. Enstitüde amacımız farklı dallara ulaşmak (ana okulundan aile eğitimine kadar.) Özellikle çocuklar ilkokula başlarken dil sorunu görülüyor. Ana okulunda yeterince dil seviyesine ulaşamıyorlar. Anne ve  babaların çocuklarına  üç yaşına kadar kendi ana dilini öğretmesi gerekir. Ana dil oturduktan sonra ikinci dile başlamak gerekir. Tam tersi olunca çocuklar yarım dilli oluyor ne Almancayı tam olarak biliyorlar ne de Türkçeyi. Enstitüde ana okullarında önce çocukların kendi ana dillerini geliştiriyoruz hem de Almanca dilini geliştirmeye çalışıyoruz. Avusturya, Türkler konusunda yeterince açık değildir. Avusturya toplumunun pek bir desteği olmuyor.''

Elif YILMAZ:

''  Ana dil gerçek anlamda önemlidir. Çocuklarımız ve gençlerimiz başka dilleri öğrenmeden önce ana dillerini tamamıyla öğrenmeleri gerekir. Özellikle 0-3 yaş arası çocukları sadece bir dilde eğitmek önemlidir. Bu yüzden anne ve babalara çok fazla görev düşmektedir. Çocuk 3 yaşında ana dilinde kendini ifade edebildikten sonra ana okullarında rahatlıkla 3 yıl boyunca dil öğrenme şansları bulunmaktadır. Anaokulunda çocuklarımız 3 yaşından 6 yaşına kadar ikinci dil öğrenme fırsatını elde ediyorlar. Anne ve babanın eğitim seviyesi yüksekse çocuğunu dil ve eğitim konusunda destekleyebilir.''

Rıdvan KARABAŞ: 

'' Aslen Avusturya doğumluyum. 1995  yılında eğitimime Türkiye'de devam ettim. 1995 yılından sonra üniversite hayatına başladım fakat daha sonra bırakmak zorunda kaldım. Benim ailem birinci kuşak olarak Avusturya'da yer almaktadır. Benim zamanımda bu tarz şeyler pek görülmüyordu. Avusturya'daki eğitim sistemini yakından tanımamız gerekiyor. Birinci kuşak aileler çocuklarını Avusturya'da eğitime pek yöneltmediler çünkü düşünceleri burada kalıcı olmak değildi. Çocuklarının da Avusturya'da kalıcı olabileceklerini pek düşünmüyorlardı o dönemde. Artık global bir dünya üzerinde yaşıyoruz. Ekonomik kriz ve ekonomik nedenler birçok ülkede baş göstermeye başladı. Avusturya'da çalışma hakkı olmayan, eğitim hakkı olmayan birçok ülke vatandaşı rahat bir şekilde buraya gelebiliyor. Bu etkenler suç oranlarının artmasına sebep oluyor. Türklerde özellikle yabancı göçmen grubunun içerisinde en çok sevilen grup diyemeyiz maalesef. Belki bu biraz tarihimizden kaynaklanıyor. Herhangi bir göçmenin yaptığı negatif bir olayda nedense genelde Türkler ön plana çıkartılıyor. ''

Derleyen: Ekin Hazal Doğruyusever 

19 Mart 2014 Çarşamba

Biz burada kalıcıyız - 19 Mart 2014

Tam yurttaşlık için Belçika Türk toplumunun eğitim stratejisi ne olmalı?
Belçika Türk toplumunun genel eğitimlilik düzeyi, eğitime ilişkin sorunları neler?
Belçika Türk toplumunun Belçika’nın tam katılımlı, her hakkını kullanabilen gerçek yurttaşları olabilmesi için nasıl bireyler yetiştirmesi gerekiyor?
Türk toplumu geleceğine yani çocukları ve gençliğinin eğitimine nasıl yaklaşıyor?
Belçika’da tam yurttaşlık için göçmen kökenlilerin eğitim açısından izlemesi gereken strateji nedir?
Öznur Özçelik / Belçika - Brüksel
Eğitimci

Sinan ADA
T.C. Brüksel Büyükelçiliği 
Eğitim Müşaviri

Dr. Can Ünver

Göç Araştırmacısı
Program Danışmanı


süre: 49'13"

Yayından:


19 Mart 2014 tarihinde gerçekleştirdiğimiz ''Biz Burada Kalıcıyız'' programında her hafta olduğu gibi önemli konulara değinildi. Bu hafta Belçika Türk toplumunun genel eğitimlilik düzeyi, eğitime ilişkin sorunları Belçika Türk toplumunun Belçika'nın tam katılımlı, her hakkını kullanabilen gerçek yurttaşları olabilmesi için nasıl bireyler yetiştirmesi gerektiği, Türk toplumu geleceğine yani çocukları ve gençliğinin eğitimine nasıl yaklaştığı, Belçika’da tam yurttaşlık için göçmen kökenlilerin eğitim açısından izlemesi gereken stratejiler konularımız arasındaydı. Programımıza konuk olarak Göç araştırmacısı ve aynı zamanda program danışmanımız Dr. Can ÜNVER , Belçika - Brüksel'de bulunan eğitimci  Öznur ÖZÇELİK ve T.C. Brüksel Büyükelçiliği Eğitim Müşaviri Sinan ADA konuk oldu. Telefon bağlantısıyla yayınımıza bağlanan Öznur Özçelik, Belçika'nın yapısının karışık olması, federal olması nedeniyle üç ayrı dil konuşulduğunu bu yaşanan karışıklığında eğitime yansıdığını dile getirdi. Program danışmanımız ve Göç araştırmacısı Dr. Can Ünver ise bu konuda Belçika'da Türk sivil kuruluşlarının koordineli bir girişim hazırlaması gerektiğini, Belçika’daki Türk toplumunun kurumsal senkronizasyonla olumlu gelişmeler kaydedebileceğini sözlerinin arasına ekledi. Son olarak sözü alan Sinan Ada ise; Öznur Özçelik'le benzer bir düşüncede göçmen çocukların eğitimdeki başarısızlığının nedenini eğitim dilini anlayamamalarından, dil sorunundan kaynaklı olduğunu vurguladı.

 Öznur ÖZÇELİK (Eğitimci)
'' Belçika'nın yapısının karışık olması nedeniyle Belçika'da üç ayrı dil konuşulmaktadır. Bu da  doğal olarak eğitim sistemine yansımaktadır.  Aslına bakılırsa, Belçika'daki eğitim sorunları ana okulunda başlıyor. Türk ailelerin Türkçeye verdiği önem azalır gibi oldu, çocuklarını artık çok fazla Türk okullarına göndermiyorlar. Türkçeye azalan ilgi gerçekten üzücü bir durum. Göçmen çocuklar okul çerçevesinde Türkçe eğitim alamıyorlar. Göçmen aileleri bilgilendirmek ve öz güvenlerini arttırmak lazım. Belçika'da ön yargıların çok olması da göçmenleri zorluyor. Eğitim açısından bir strateji geliştirecek olursak ilk önce aileleri sistemle alakalı olarak bilgilendirmeliyiz. Çocuklarının başarabileceklerine inanmaları gerekiyor. Belçika'daki öğretmenlerin ön yargısı da çocukları için eğitimi sekteye uğratıyor.  Yabancı ülkedeki insanlar işçi çocuğu ne kadar başarılı olabilir diyerekten birçok konuya gerekli önemi vermiyor. Gönlümüz Türkiye'de olsa bile biz Belçika'da kalıcıyız. Hayatımıza bu konunun her türlü altını çizerek, önemseyerek devam etmemiz gerekiyor.  Türk Sivil toplum örgütleri ve politikacılar bir araya gelemiyor. Ortak bir noktada herkes birleşebilirse olumlu gelişmeler olacak. Belçikalıların bizi daha yakından tanıması için dilimizi, kültürümüzü onlara daha yakından tanıtmak gerekir. Artık politikacılarında sivil toplumlarla birlikte ortak çözümler arayacağını düşünüyorum.''

Dr. Can ÜNVER (Göç Araştırmacısı, Program Danışmanı)
'' 1964 yılından itibaren Belçika'ya kömür ocaklarında madenlerde çalışmak üzere gelen Türklerin büyük bir çoğunluğu ilkokul mezunuydu. Fakat bugün Belçika'da yaşayan ebeveynlere çocuklarınızın nasıl, ne okumasını istiyorsunuz diye sorulduğunda %80'i  yüksek okul, üniversite tahsili yapsın diyor. Aslında zihinsel ve niyet olarak iyiye gidiş var. Meseleye Türkiye'den bakınca iki öncelimiz karşımıza çıkıyor. İlki, Türkiye'yle bağların koparılmaması,(bunun için dil çok önemli) diğeri ise orada yaşayan vatandaşlarımızın yaşadıkları ülkede mümkün olduğunca saygın bir konumda yaşamlarını sürdürebilecek bir gelire sahip, iyi eğitim görmüş bir topluluk halinde yaşamalarını görmek...Bu bizim önceliklerimizdir. Belçika diğer ülkelere nazaran daha liberal bir tavır içerisindedir. Eğitim konusunda değilse bile birçok konuda böyledir. Belçika'da Türk sivil kuruluşlarının koordineli bir girişim hazırlaması gerekiyor. Belçika'daki Türk toplumunun kurumsal senkronizasyonla olumlu gelişmeler kaydedeceğini düşünüyorum.''

Sinan ADA (T.C. Brüksel Büyükelçiliği Eğitim Müşaviri)
'' Önceki yıllarda yapılan araştırmalarda Türk toplumunun ve göçmenlerin Belçika toplumuna göre eğitim düzeyinde aşağı olduğunu biliyoruz. Bir çocuk dünyaya geldiğinde ilk iş olarak ana dilini öğreniyor. Belçika'daki göçmen Türk çocukları tam anlamıyla Türkçeyi öğrenemiyor. Belçika on iki yıl zorunlu eğitim vermektedir. (Toplam altı yaşından on sekiz yaşına kadar.) İlk altı yıldan yani ilkokuldan sonra yönlendirme yapılmaktadır. Bunlar genel eğitim, teknik eğitim ve mesleki eğitimdir. Türk çocuklarımız ise genelde meslek eğitimine başvuruyor. Göçmen çocukların eğitimdeki başarısızlığının nedeni eğitim dilini anlayamamalarından ve dil sorunundan kaynaklıdır. Sosyal politika açısından Belçika'da işsizlik parası mevcuttur. %30 civarında Türk göçmen bundan faydalanıyor. Bu durumda çocuklarımıza kötü bir örnek teşkil etmektedir. Önce çocuklarımıza hedef koymak gerekiyor. Meslek tanıtım günleri düzenlemek hedeflerimiz arasında. Çocuklarımız hedeflerini bulduğu zaman daha da iyi yerlere geleceğimize inanıyorum.''

Derleyen: Ekin Hazal Doğruyusever