anadil etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
anadil etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

9 Temmuz 2015 Perşembe

Almanya’da Türkçenin anadil olarak öğretiminde sorunlar

Almanya’da Türkçenin anadil olarak öğretiminde sorunlar

Anadile sahip çıkma veya vazgeçme gelecek eğitim ve iş yaşamını nasıl etkiliyor?
Anadilin eğitim ve iş yaşamında başarıya etkisi?
Türk toplumunun ana dilleri Türkçeyi koruma ve sürdürebilme eğilimleri ve imkanları

Dr. Taner Lüleci
Tarihçi

Dr. İlhan Karaca
Eğitimci

Dr. Can Ünver
Göç Uzmanı
Program Danışmanı

Sunucu: Yasemin Başara Pamukçu

30 Haziran 2015 Salı

Almanya’da Türk çocuklarının eğitim durumu

Almanya’da Türk çocuklarının eğitim durumu
Türk çocuklarının anadil sorunu ve iki dilli ortamlarda uygulanan ders modelleri
Almanya’da uygulanan ders modelinin Türk çocuklarına etkileri
Almanya’da Türkçenin geleceği
Türk toplumunun ana dilleri Türkçeyi koruma ve sürdürebilme eğilimleri ve imkanları
Entegrasyondan asimilasyona
Çözüm önerisi  

Dr. İlhan Karaca
Eğitimci

Dr. Taner Lüleci
Tarihçi

Sunucu: Yasemin Pamukçu Başara


14 Nisan 2015 Salı

Kültürün korunması ve saklanmasında anadil

Kültürün korunması ve saklanmasında anadil
Yurtdışında yaşayan Türkiye kökenliler tarafından çıkarılan basılı ve elektronik ortamdaki medyanın anadilin gelişmesine katkısı ve bulundukları ülke kültürünün etkisi.












Prof. Dr. Onur Bilge Kula
Hacettepe Üniversitesi
Edebiyat Fakültesi
Alman Dili ve Edebiyatı Bölümü










Yrd. Doç. Dr.  Nurhan BAŞ
Hacettepe Üniversitesi
Edebiyat Fakültesi
Mütercim tercümanlık Bölümü

Dr. Can ÜNVER
Göç Uzmanı


20 Ocak 2015 Salı

Biz burada kalıcıyız - 20 Ocak 2015

Belçika Türk Toplumu açısından 2014 

Belçika’da yaşayan gurbetçilerin Belçika’ya göçünün 50. yılı, 2014 yılı içinde çeşitli toplantı ve etkinliklerle kutlandı.
Bu programda kutlama etkinlikleri yanı sıra 2014 yılında siyasal gelişmeler, düş kırıklıkları, geleceğe aktarılan umutlar, acil çözüm bekleyen sorunlar, 2015’ten beklentiler ve hedefler
ayrıca
anadil, çifte vatandaşlık, toplumsal kabul ve yükselen İslamofobi, Almanya’da Pegida ve Fransa’daki saldırılara ilişkin Belçika’dan tepkiler konuşulacak.


Serpil Aygün/Belçika
Belçika’da Türkçe yayımlanan Binfikir gazetesinin Genel yayın Yönetmeni

Birsen Taşpınar/Belçika
Psikolog

Rıfat CAN/Belçika/Belçika
Belçika Türk Dernekleri Birliği Başkanı

Dr. Can ÜNVER
Göç Uzmanı


2 Aralık 2014 Salı

Biz burada kalıcıyız - 03 Aralık 2014



Göç kökenliler hakkında yazılan kitaplar
Göç kökenlilerin içinde bulundukları toplumla ilişkilerinde anadilinde ve bulunduğu ülkenin dilinde yazan  göç kökenli yazarların etkisi,
Toplumsal kabulde karşılaşılan güçlüklerin aşılmasında yerel toplumun dilinde yazılan ve göç kökenlileri anlatan kitaplar, araştırmalar,
Göç kökenlilere ilişkin kitapların farklı kültürleri yakınlaştırma etkisi,
ilişkilere katkısı


Dr. Can Ünver
Göç Uzmanı

Erkan Arıkan- Almanya
Yazar: Jung, Erfolgreich, Türkisch / Ein etwas anderes Porträt der Migranten in Deutschland” (Genç, Başarılı, Türk / Almanya'daki Göçmenlerin Biraz Başka Bir Portresi)
Bir genç kızın dramı ve ardından düşündürdükleri: Tuğçe Albayrak

Jülide Ayık
TRT Berlin Muhabiri


18 Haziran 2014 Çarşamba

Biz burada kalıcıyız - 18 Haziran 2014

Almanya’da bir Türkçe kompozisyon yarışması
ve Türkçe öğretmeni yetiştirme konusunda sıkıntılar

Hamburg Üniversitesi’nin Türkçe Öğretmenliği bölümü kapatılıyor mu?
Türkçe öğretmenliği bölümüne ilgi ve ihtiyaç yok mu?
Almanya anadili Türkçe olan öğrencilere Türkçe öğretimi konusuna nasıl bakıyor?
Anadil olarak Türkçenin öğretilmesindeki sıkıntılar neler?
Sivil Toplum kuruluşları konuya nasıl bakıyor?

Birsen Çelik
Hamburg Türk kadınları Derneği Başkanı

Bilge Yörenç
Öğretmen
Hamburg Türk Öğretmenler Derneği Başkanı

Yasemin İmancı
Kompozisyon Yarışması Birincisi
Lüneburg Üniversitesi, ögretmenlik bölümü öğrencisi

İlknur Çavuşlu
Kompozisyon Yarışması İkincisi
Eczacı

Yasemin İmancı ödülünü alırken
İlknur Çavuşlu ödülünü alırken
Süre: 50'40"

Yayından:
Birsen Çelik

“Hamburg Türk Kadınları Kültür Derneği 1982 yılında kurulmuş, kamu yararına çalışmalar yapan bir dernektir. Üyelerimiz ve yönetim kurulu bayanlardan ibarettir; ama çalışmalarımızı tüm aileye yapmaktayız. Bunların arasında çok önem verdiğimiz kompozisyon yarışmasının geçen hafta pazar günü yedinci kez ödül törenini yaptık. Gençlerimize yönelttiğimiz konu ‘devlet benim için ne ifade ediyor?’ idi. İkincisi, küçük yaş grubuna ‘doğa ile insan bütünlüğü için bize düşen görevler nelerdir?’ dedik. Katılım beklentilerimizin altındaydı; fakat biz dernek olarak bu yarışmaya çok önem veriyoruz. Şunun bilincindeyiz: Türkçemiz, gurbette olsak da bizim vazgeçilmezimizdir. Türkçe yoksa gençliğimiz, yaşamamız, geleceğimiz, kültürümüz yoktur. Kültürümüzün yarınlara taşınması, Almanya’da öz benliğimizi korumak ve yaşamak için anadilimiz bir mecburiyettir.



Yedi yıldır her yıl bu aylarda ödül töreni yapılıyor. Jüri kurulumuzda birçok değerli Türkologlarımız var. Başkonsolosluktan eğitim ataşemiz var. Gelenek haline geldi ve gerçekten de güzel, kalabalık bir ödül töreniydi.

Gençler kendi ana dillerinde yazmaya çekiniyorlar. Dile hâkim olmadıklarını düşünüyorlar. Teke tek gençlerle görüşüp ikna etmek gerekir. Buradaki sivil toplum kuruluşlarını, öğretmenlerimizi aydınlarımızı bu konuda ikna etmemiz gerekiyor. Türkçenin önemini anlatabilmemiz gerekiyor.

Artık burada doğup büyümüş gençlerimizin birinci dili Almanca oluyor. Orada kendilerini daha güzel, daha rahat ifade edebiliyorlar. Ama Türkçenin önemini vurgulamak gerekiyor, anlatmak gerekiyor kendilerine.

7 yıldır kompozisyonları topluyoruz dosya halinde ve bir kitapçık oluşturmayı düşünüyoruz.
Gençlerimize şunu söylemek istiyorum: Hiçbir şeyden korkmadan, her şeyi sorgulayarak yaşamlarına devam etsinler. Özellikle kendi kültürlerini, kendi prensiplerini koruyarak yaşamasını öğrensinler.”

Yasemin İmancı
“19 yaşındayım. Doğma büyüme Hamburgluyum. Almanya’da okudum. Ana dilim Türkçe; ama Almanca derslerini göre göre Almancayı daha iyi şekilde konuştuğuma inanıyorum. Türkçeyi de unutmamak için kendi kendime mücadele verip geliştirmeye çalışıyorum.
Kitap okuyarak Türkçemi geliştirmeye çalışıyorum. Aile içinde zaten Türkçe konuşuyoruz.”

İlknur Çavuşlu 
“1990 doğumluyum. Almanya’da büyüdüm, yetiştim. Lise mezunuyum. Burada yetiştim; ama Türkçe konusunda ana dilimiz olarak elimizden geleni yapmaya çalışıyorum öğretmenlerimizin de sayesinde. Aile arasında Türkçe dilini her zaman kullanmaya çalışıyoruz. Almanya’da büyüdüğümüz için, Almanca ön planda olduğu için Türkçeye daha değer vermek zorundayız.

Türkçe konuşma ve yazma üzerine eğitim gördüm. Çok kısa bir süreçti. Ama evde ve kendi arkadaşlarımın arasında hep Türkçe konuştum. Dili konuşmazsak çok çabuk unutuluyor. Bu nedenle konuşmak lazım, bir şeyler yazmak lazım.”

Bilge Yörenç

Üçüncü ve dördüncü nesil gençlerimizin bu kadar güzel, akıcı bir Türkçe ile çok ağır bir konuya değinmiş olmaları onların ne kadar başarılı ne kadar güzel bir şekilde iki dili kullandıklarını gösteriyor. O yüzden hepsini tekrar tebrik ediyorum.
2014 Ekim ayından itibaren Hamburg Üniversitesi Türkçe Öğretmenlik Bölümüne artık öğrenci alınmayacak. Böyle bir karar aldığınızda ve böyle bir adım attığınızda demek oluyor ki bir sene içinde bu bölüm kapatılmak isteniyor. Kapatılmanın tek gerekçesi olarak bizlere söylenen: ‘Maddi yönden sorunlarımız var, bu bölüm çok küçük bir bölüm olduğu için öğrencilerimiz az. Bu bölümün ayakta durabilmesi için kapasitemiz yetişmiyor’. Fakat sivil toplum örgütleri olarak biz, bunları gerekçe olarak görmüyoruz. Çünkü Türkçe bölümü gibi Hamburg Üniversitesinde birçok küçük bölüm var. O bölümler ayakta durabiliyorsa büyük çabalar göstererek bu bölümü de ayakta tutmak mümkündür, diye düşünüyoruz.

Hamburg’da 15 bin Türk kökenli öğrencimiz var. Bu 15 bin öğrenci evde Türkçe konuştuğunu söylüyor. 413 tane okul, 16 bin öğretmen ve sadece 51 tane Türkçe öğretmeni var. 15 bin öğrenciye 51 öğretmenin ders vermesi ne kadar kısıtlı bir olay, bunu siz de takdir edersiniz.

Aslına bakarsanız tüm uyum konseptlerinde ana dilin teşviki ve çok dillilik vurgulanıyor. Fakat uygulamaya baktığınızda ‘öğretmenimiz yok, bu bölüm çok küçük bir bölüm diye kapatıyoruz’ diye bir tavır takınıyorlar.

Biz her zaman ana dilin başka dilleri öğrenmede bir baz olduğunu savunuyoruz. Ana dilini iyi bilmeyen bir çocuk, Almancayı da iyi öğrenemez. Ana dilin önemi hala Almanya’da maalesef göz önünde bulundurulan veya kabul edilmiş bir şey değil. Kâğıt üzerinde kaldığı sürece ne biz gençlerimize iyi bir ana dil eğitimi sunabiliriz ne böyle bir kısıtlamayla ana dil eğitiminin genişletilmesini sağlayabiliriz.

Türkçeleri prestij dili kabul edilmediği için çocuklarımız maalesef ‘kaybedenler sırasına’ geçmek zorunda kalıyorlar.
Bütün sivil toplum örgütlerini bir araya gelip Türkçeye sahip çıkmaya davet ediyorum.
Ailelerden istediğim, lütfen Türkçeye önem versinler. Sadece evde Türkçe konuşmakla olmaz bir dili yazarak öğrenebilirsiniz ve gelecek nesillere aktarabilirsiniz. Okul yönetimine karşı aile olarak çok güçlüler. 15 aile bir araya geldiğinde bir okulda Türkçe öğretmen atanmasını sağlayabilir.

27 Haziran saat 17.00’de Hamburg Üniversitesi Dammtor bölümündeki büyük binasının önünde toplanacağız. Tüm Türklerden Türkçeye bir saat ayırmalarını ve Türkçeye sahip çıkmalarını istiyorum. Herkesi, tüm Hamburgluları, Türkçeyi sevenleri orada görmektir arzumuz. ’’

Derleyen: Zeynep Gözde Kozlu

21 Nisan 2014 Pazartesi

Biz Burada Kalıcıyız - 16 Nisan 2014

Avusturya Türk toplumu ne kadar Avusturyalı?
Avusturya-Linz 
Yerel toplumla ne kadar bütünleşmiştir?
Avusturya toplumunu diğer Avrupa toplumlarından ayıran özellikler var mıdır?
Yabancıların toplumla kaynaşmasının önünde engeller var mıdır?
Göçmenlikten yurttaşlığa geçişte neden önemli bir unsurdur?
Tam ve etkili yurttaşlar yetiştirmek için Avusturya ve Avrupa’da yaşayan göçmen kökenlilerin okul öncesinden yüksek lisansa kadar nasıl bir eğitim stratejisi olmalı?
 
Dr. Selçuk Hergüvenç 
Yukarı Avusturya Eyalet Eğitim Bakanlığı Yabancılar-Göçmenler Eğitim Danışmanı, Yukarı Avusturya Eğitim Fakültesi öğretim görevlisi (Interkültürel Eğitim), 
Halk Yüksek Okulu - İnterkültürel Eğitim Enstitüsü yöneticisi

Mehrivan Şimşek 
Eğitim Fakültesi Mezunu - İlkokul Öğretmeni,
Halk Yüksek Okulu - İnterkültürel Eğitim Enstitüsü Projeler yönetmeni

Banu Çiftçi,
Johannes Kepler Üniversitesi
Sosyoloji Fakültesi son sınıf öğrencisi
               
Elif Yılmaz 
Halk Yüksek Okulu-
İnterkültürel Eğitim Enstitüsü
Okul öncesi eğitimi sorumlusu

Süre: 50'27"
    16 Nisan 2014 tarihinde gerçekleştirdiğimiz ''Biz Burada Kalıcıyız'' programında bu hafta Avusturya Türk toplumu ve genel çerçevede Avusturya toplumunu ele aldık. Bu hafta konuklarımız arasında  Dr. Selçuk  Hergüvenç, Mehrivan Şimşek, Elif Yılmaz ve Rıdvan Karabaş yer aldı..
Sohbetin önemli kısımlarını ve detaylarını sizler için derledik;

Dr.Selçuk HERGÜVENÇ:
'' İnterkültürel Enstitüsü  1977 - 1978 senelerinden beri göçmenlerin eğitim sorunlarıyla, eğitim meseleleriyle ilgilenen bir kuruluştur. Bu konuda Avusturya'da ilk çalışan grup bizim grubumuz olmuştur. Çalışma olarak dört eğitim bölümünde çalışmaktayız. Okul öncesi eğitim bizler için önemli bir yer kaplamaktadır. 2000 senesinden beri okul öncesi eğitim ile alakalı üç çeşit eğitim projesi yapmaktayız. Bunun haricinde İlkokul,Ortaokul gibi okullarda dil teşvik eğitimi, ev ödevlerine yardım, eğitim yönünde teşvik faaliyetlerini uygulamaktayız. Bunun yanında annelere babalara verilen eğitimde göze çarpmaktadır. En önemli proje annelerin Almanca eğitimi için düzenlediğimiz ''Anneler Almanca Öğreniyor'' adlı kurslar ve kurslarda çocukların annelerine babalarına elimizden geldiği kadar Almanca eğitimini aktarmaktır.  Enstitümüzde annelere babalara yönelik  bilgi verici seminerler düzenlenmektedir. Bu saydığım faaliyetler enstitümüz sayesinde gerçekleştirilmektedir. Enstitü olarak sadece göçmen Türkleri değil  bütün yabancıları kapsamaktayız. Bunun haricinde dille alakalı çalışan başka kuruluşlarda bulunmaktadır. En önemli hedeflerimizden biri çocukların sadece ortaokul okuyup yetinmeleri değil, lise ve yüksek öğrenim eğitimlerini almalarıdır. Avusturya eğitim sistemi bizim Türk eğitim sistemine benzememektedir. Avusturya'da eğitim önce anne- babanın elindedir.  Bana göre;  Avusturya eğitim sistemini yeterince tanımıyoruz. Çocukların gideceği okullar hakında oluşan bilgisizlik yüzünden çocuklar yanlış okullara yönlendiriliyor. Bu yüzden çocukların başarıları da fazla olamıyor.''

Mehrivan ŞİMŞEK:

''Beş yıl önce eğitim fakültesinden mezun oldum ve mezun olduktan sonra İnterkültürel Enstitüsünde görev almaya başladım. Enstitüde amacımız farklı dallara ulaşmak (ana okulundan aile eğitimine kadar.) Özellikle çocuklar ilkokula başlarken dil sorunu görülüyor. Ana okulunda yeterince dil seviyesine ulaşamıyorlar. Anne ve  babaların çocuklarına  üç yaşına kadar kendi ana dilini öğretmesi gerekir. Ana dil oturduktan sonra ikinci dile başlamak gerekir. Tam tersi olunca çocuklar yarım dilli oluyor ne Almancayı tam olarak biliyorlar ne de Türkçeyi. Enstitüde ana okullarında önce çocukların kendi ana dillerini geliştiriyoruz hem de Almanca dilini geliştirmeye çalışıyoruz. Avusturya, Türkler konusunda yeterince açık değildir. Avusturya toplumunun pek bir desteği olmuyor.''

Elif YILMAZ:

''  Ana dil gerçek anlamda önemlidir. Çocuklarımız ve gençlerimiz başka dilleri öğrenmeden önce ana dillerini tamamıyla öğrenmeleri gerekir. Özellikle 0-3 yaş arası çocukları sadece bir dilde eğitmek önemlidir. Bu yüzden anne ve babalara çok fazla görev düşmektedir. Çocuk 3 yaşında ana dilinde kendini ifade edebildikten sonra ana okullarında rahatlıkla 3 yıl boyunca dil öğrenme şansları bulunmaktadır. Anaokulunda çocuklarımız 3 yaşından 6 yaşına kadar ikinci dil öğrenme fırsatını elde ediyorlar. Anne ve babanın eğitim seviyesi yüksekse çocuğunu dil ve eğitim konusunda destekleyebilir.''

Rıdvan KARABAŞ: 

'' Aslen Avusturya doğumluyum. 1995  yılında eğitimime Türkiye'de devam ettim. 1995 yılından sonra üniversite hayatına başladım fakat daha sonra bırakmak zorunda kaldım. Benim ailem birinci kuşak olarak Avusturya'da yer almaktadır. Benim zamanımda bu tarz şeyler pek görülmüyordu. Avusturya'daki eğitim sistemini yakından tanımamız gerekiyor. Birinci kuşak aileler çocuklarını Avusturya'da eğitime pek yöneltmediler çünkü düşünceleri burada kalıcı olmak değildi. Çocuklarının da Avusturya'da kalıcı olabileceklerini pek düşünmüyorlardı o dönemde. Artık global bir dünya üzerinde yaşıyoruz. Ekonomik kriz ve ekonomik nedenler birçok ülkede baş göstermeye başladı. Avusturya'da çalışma hakkı olmayan, eğitim hakkı olmayan birçok ülke vatandaşı rahat bir şekilde buraya gelebiliyor. Bu etkenler suç oranlarının artmasına sebep oluyor. Türklerde özellikle yabancı göçmen grubunun içerisinde en çok sevilen grup diyemeyiz maalesef. Belki bu biraz tarihimizden kaynaklanıyor. Herhangi bir göçmenin yaptığı negatif bir olayda nedense genelde Türkler ön plana çıkartılıyor. ''

Derleyen: Ekin Hazal Doğruyusever 

19 Mart 2014 Çarşamba

Biz burada kalıcıyız - 19 Mart 2014

Tam yurttaşlık için Belçika Türk toplumunun eğitim stratejisi ne olmalı?
Belçika Türk toplumunun genel eğitimlilik düzeyi, eğitime ilişkin sorunları neler?
Belçika Türk toplumunun Belçika’nın tam katılımlı, her hakkını kullanabilen gerçek yurttaşları olabilmesi için nasıl bireyler yetiştirmesi gerekiyor?
Türk toplumu geleceğine yani çocukları ve gençliğinin eğitimine nasıl yaklaşıyor?
Belçika’da tam yurttaşlık için göçmen kökenlilerin eğitim açısından izlemesi gereken strateji nedir?
Öznur Özçelik / Belçika - Brüksel
Eğitimci

Sinan ADA
T.C. Brüksel Büyükelçiliği 
Eğitim Müşaviri

Dr. Can Ünver

Göç Araştırmacısı
Program Danışmanı


süre: 49'13"

Yayından:


19 Mart 2014 tarihinde gerçekleştirdiğimiz ''Biz Burada Kalıcıyız'' programında her hafta olduğu gibi önemli konulara değinildi. Bu hafta Belçika Türk toplumunun genel eğitimlilik düzeyi, eğitime ilişkin sorunları Belçika Türk toplumunun Belçika'nın tam katılımlı, her hakkını kullanabilen gerçek yurttaşları olabilmesi için nasıl bireyler yetiştirmesi gerektiği, Türk toplumu geleceğine yani çocukları ve gençliğinin eğitimine nasıl yaklaştığı, Belçika’da tam yurttaşlık için göçmen kökenlilerin eğitim açısından izlemesi gereken stratejiler konularımız arasındaydı. Programımıza konuk olarak Göç araştırmacısı ve aynı zamanda program danışmanımız Dr. Can ÜNVER , Belçika - Brüksel'de bulunan eğitimci  Öznur ÖZÇELİK ve T.C. Brüksel Büyükelçiliği Eğitim Müşaviri Sinan ADA konuk oldu. Telefon bağlantısıyla yayınımıza bağlanan Öznur Özçelik, Belçika'nın yapısının karışık olması, federal olması nedeniyle üç ayrı dil konuşulduğunu bu yaşanan karışıklığında eğitime yansıdığını dile getirdi. Program danışmanımız ve Göç araştırmacısı Dr. Can Ünver ise bu konuda Belçika'da Türk sivil kuruluşlarının koordineli bir girişim hazırlaması gerektiğini, Belçika’daki Türk toplumunun kurumsal senkronizasyonla olumlu gelişmeler kaydedebileceğini sözlerinin arasına ekledi. Son olarak sözü alan Sinan Ada ise; Öznur Özçelik'le benzer bir düşüncede göçmen çocukların eğitimdeki başarısızlığının nedenini eğitim dilini anlayamamalarından, dil sorunundan kaynaklı olduğunu vurguladı.

 Öznur ÖZÇELİK (Eğitimci)
'' Belçika'nın yapısının karışık olması nedeniyle Belçika'da üç ayrı dil konuşulmaktadır. Bu da  doğal olarak eğitim sistemine yansımaktadır.  Aslına bakılırsa, Belçika'daki eğitim sorunları ana okulunda başlıyor. Türk ailelerin Türkçeye verdiği önem azalır gibi oldu, çocuklarını artık çok fazla Türk okullarına göndermiyorlar. Türkçeye azalan ilgi gerçekten üzücü bir durum. Göçmen çocuklar okul çerçevesinde Türkçe eğitim alamıyorlar. Göçmen aileleri bilgilendirmek ve öz güvenlerini arttırmak lazım. Belçika'da ön yargıların çok olması da göçmenleri zorluyor. Eğitim açısından bir strateji geliştirecek olursak ilk önce aileleri sistemle alakalı olarak bilgilendirmeliyiz. Çocuklarının başarabileceklerine inanmaları gerekiyor. Belçika'daki öğretmenlerin ön yargısı da çocukları için eğitimi sekteye uğratıyor.  Yabancı ülkedeki insanlar işçi çocuğu ne kadar başarılı olabilir diyerekten birçok konuya gerekli önemi vermiyor. Gönlümüz Türkiye'de olsa bile biz Belçika'da kalıcıyız. Hayatımıza bu konunun her türlü altını çizerek, önemseyerek devam etmemiz gerekiyor.  Türk Sivil toplum örgütleri ve politikacılar bir araya gelemiyor. Ortak bir noktada herkes birleşebilirse olumlu gelişmeler olacak. Belçikalıların bizi daha yakından tanıması için dilimizi, kültürümüzü onlara daha yakından tanıtmak gerekir. Artık politikacılarında sivil toplumlarla birlikte ortak çözümler arayacağını düşünüyorum.''

Dr. Can ÜNVER (Göç Araştırmacısı, Program Danışmanı)
'' 1964 yılından itibaren Belçika'ya kömür ocaklarında madenlerde çalışmak üzere gelen Türklerin büyük bir çoğunluğu ilkokul mezunuydu. Fakat bugün Belçika'da yaşayan ebeveynlere çocuklarınızın nasıl, ne okumasını istiyorsunuz diye sorulduğunda %80'i  yüksek okul, üniversite tahsili yapsın diyor. Aslında zihinsel ve niyet olarak iyiye gidiş var. Meseleye Türkiye'den bakınca iki öncelimiz karşımıza çıkıyor. İlki, Türkiye'yle bağların koparılmaması,(bunun için dil çok önemli) diğeri ise orada yaşayan vatandaşlarımızın yaşadıkları ülkede mümkün olduğunca saygın bir konumda yaşamlarını sürdürebilecek bir gelire sahip, iyi eğitim görmüş bir topluluk halinde yaşamalarını görmek...Bu bizim önceliklerimizdir. Belçika diğer ülkelere nazaran daha liberal bir tavır içerisindedir. Eğitim konusunda değilse bile birçok konuda böyledir. Belçika'da Türk sivil kuruluşlarının koordineli bir girişim hazırlaması gerekiyor. Belçika'daki Türk toplumunun kurumsal senkronizasyonla olumlu gelişmeler kaydedeceğini düşünüyorum.''

Sinan ADA (T.C. Brüksel Büyükelçiliği Eğitim Müşaviri)
'' Önceki yıllarda yapılan araştırmalarda Türk toplumunun ve göçmenlerin Belçika toplumuna göre eğitim düzeyinde aşağı olduğunu biliyoruz. Bir çocuk dünyaya geldiğinde ilk iş olarak ana dilini öğreniyor. Belçika'daki göçmen Türk çocukları tam anlamıyla Türkçeyi öğrenemiyor. Belçika on iki yıl zorunlu eğitim vermektedir. (Toplam altı yaşından on sekiz yaşına kadar.) İlk altı yıldan yani ilkokuldan sonra yönlendirme yapılmaktadır. Bunlar genel eğitim, teknik eğitim ve mesleki eğitimdir. Türk çocuklarımız ise genelde meslek eğitimine başvuruyor. Göçmen çocukların eğitimdeki başarısızlığının nedeni eğitim dilini anlayamamalarından ve dil sorunundan kaynaklıdır. Sosyal politika açısından Belçika'da işsizlik parası mevcuttur. %30 civarında Türk göçmen bundan faydalanıyor. Bu durumda çocuklarımıza kötü bir örnek teşkil etmektedir. Önce çocuklarımıza hedef koymak gerekiyor. Meslek tanıtım günleri düzenlemek hedeflerimiz arasında. Çocuklarımız hedeflerini bulduğu zaman daha da iyi yerlere geleceğimize inanıyorum.''

Derleyen: Ekin Hazal Doğruyusever

12 Mart 2014 Çarşamba

Biz burada kalıcıyız - 12 Mart 2014

Programı canlı dinlemek için CANLI linkine tıklayın; radyodan dinleyemediyseniz sayfaya daha sonra eklenecek yayını dinleyin linkini tıklayın

Tam yurttaşlık için Almanya Türk toplumunun eğitim stratejisi ne olmalı?
Almanya Türk toplumunun genel eğitimlilik düzeyi, eğitime ilişkin sorunları neler?
Almanya Türk toplumunun Almanya’nın tam katılımlı, her hakkını kullanabilen gerçek yurttaşları olabilmesi için nasıl bireyler yetiştirmesi gerekiyor?
Türk toplumu geleceğine yani çocukları ve gençliğinin eğitimine nasıl yaklaşmalı?
Almanya’da tam yurttaşlık için göçmen kökenlilerin eğitim açısından birlikte hareket etme zorunluluğu var mı?
Toplumun tüm kesimleri birlikte bir strateji uygulayabilir mi?
Böyle bir strateji olsaydı ana unsurları neler olurdu?

Tayfun Keltek
Kuzey Ren Vestfalya Uyum Meclisleri Birliği Başkanı 

Mete Atay
Almanya Türk Öğretmenler Federasyonu Onursal Başkanı

Dr. Can Ünver
Göç Araştırmacısı
Program Danışmanı

Doç. Dr. Murat Erdoğan
Hacettepe Üniversitesi
Göç ve Siyaset Araştırmaları Merkezi Müdür

süre: 48'
Yayından:
12 Mart 2014 tarihinde gerçekleştirdiğimiz programda geçen hafta işlediğimiz gibi Almanya'daki eğitim konusu detaylı bir şekilde ele alındı. Biz Burada Kalıcıyız'da bu hafta Almanya Türk toplumunun genel eğitimlilik düzeyi, eğitime ilişkin sorunları neler? Almanya Türk toplumunun Almanya’nın tam katılımlı, her hakkını kullanabilen gerçek yurttaşları olabilmesi için nasıl bireyler yetiştirmesi gerekiyor? Toplumun tüm kesimleri birlikte bir strateji uygulayabilir mi? gibi birçok soru cevabını bulmaya çalıştı. Programımızın konukları arasında Göç araştırmacısı-Program Danışmanımız Dr. Can ÜNVER,  Kuzey Ren Vestfalya Uyum Meclisleri Birliği Başkanı Tayfun KELTEK, Almanya Türk Öğretmenler Federasyonu Onursal Başkanı Mete ATAY ve Hacettepe Üniversitesi Göç ve Siyaset Araştırmaları Merkezi Müdür'ü Doç. Dr. Murat ERDOĞAN yer aldı. Telefon bağlantısı ile yayınımıza bağlanan Tayfun Keltek, Almanya'daki eğitim sorununda hatanın direkt olarak sistemin kendisi olduğunu, göçmenlerin ise artık Almanyalı oldukları gerçeğini kabul etmesi gerektiğini belirtti. Dr. Can Ünver ise, eğitimin bir bütün olarak düşünülmesi gerektiğini ,sadece eğitim politikasının düzeltilmesiyle sorunların çözülemeyeceğini, olaya daha kapsamlı bakılması gerektiğini vurguladı. Bu konuda benzer düşüncelere sahip olan Mete Atay, eğer kararlı bir şekilde eğitim sorunu üzerinde durulur ve köklü çözümler getirilir, konunun ciddiyeti herkes tarafından kavranırsa bu sorunlarında çözülebileceğine olan inancını ortaya koydu. Son olarak sözü devralan Doç. Dr. Murat Erdoğan ise; göçmen çocuklarının eğitim konusunda yaşadıkları en önemli sorunun anadil konusu olduğunu, anaokuluna başlama yaşının biraz daha erkene çekilmesi durumunda bu sorunun da çözülebileceğini vurguladı.

Tayfun KELTEK ( Kuzey Ren Vestfalya Uyum Meclisleri Birliği Başkanı)
''Yerleşik toplumdaki eğitimle göçmen olan toplum arasında verilen eğitimde büyük farklılıklar bulunmaktadır. Göçmen kökenli çocukların bir artısı var o da iki dil sahibi olarak büyüyorlar. Almanya'daki en büyük sorun çocuğun var olan yeteneğinin dikkate alınmadan suni olarak tepeden inme dil öğretilmeye çalışılmasıdır. Almanya düzen toplumudur. Bana göre Almanya'da eğitimdeki hata sistemin tam olarak kendisindedir. Göçmen kökenli çalışanlardaki istek Alman toplumundan daha ileridedir. Benim bulunduğum eyalette olumlu gelişmeler yaşanıyor. Almanya'daki eğitim sistemini ne yazık ki istediğimiz biçimde değiştirme imkanımız yok ama mutlaka  göçmen Türk halkının ilgilerinin Almanya'ya yönelik desteklenmesi gerektiğini düşünmekteyim. Göçmenlerinde artık Almanyalı olduklarını kabul etmeleri gerekir bu sorunun çözümünde büyük bir rol oynayacaktır.''

Dr.Can ÜNVER (Göç Araştırmacısı-Program Danışmanı)
''Eğitim bir bütün olarak düşünülmelidir ve Almanya'da göçmenlerin biraz da olsa üniversite fetişizminden vazgeçmesi gerekir. Türkiye'de üniversiteden mezun olup işsiz kalan çok kişi var. Bu yüzden çocuklar yeteneklerine göre tercih yapmalıdır. Göçmen kökenlinin kırılgan bir konumu vardır. İlgisine yeteneğine ve niteliğine göre seçimlerini yapmalılardır. Almanya'daki göçmen Türklerimiz çocuklarının eğitimiyle yakından ilgileniyor. Bütüncül bir yaklaşımla ele almadığımız sürece sorunlar kökünden çözülemez. Sadece eğitim politikasını düzeltmekle iş çözülmez, yabancılarla ilgili sorunlarında çözülmesi gerekir. Almanya'da bütüncül stratejiye ulaşmak için Türk Örgütlerinin çalışmaya başlaması gerekir. ''

Mete ATAY (Almanya Türk Öğretmenler Federasyonu Onursal Başkanı)

'' Almanya'da 80'li yıllarda eğitimle ilgili çok büyük kampanyalar başlamıştı. 80'li yıllar öncesinde Türk aileleri çocuklarını anaokuluna yollamıyorlardı fakat yapılan kampanyalar sonrası bu sorun çözüldü. Burada asıl demek istediğim; bir sorunun üzerinde durulduğunda, istekli olunduğunda ve konuyla alakalı kampanyalar yapıldığında bunun gibi birtakım sorunların çözülebildiğidir.  Şimdilerde Almanya'da eğitimle alakalı olarak  görülmekte olan üç sorun göze çarpmaktadır.. Bunlar sırasıyla; Alman eğitiminde öğrenim gören Türk çocuklarının başarısızlıkları, meslek eğitimi ve anadil konusu...Eğer kararlı bir şekilde bu sorunlar üzerinde durulur ve köklü çözümler getirilir, konunun ciddiyeti herkes tarafından kavranırsa bu sorunlarında çözülebileceğine inanıyorum. Bir okulda öğrenciler başarısızsa bu sadece öğrencinin başarısızlığı değildir bu eğitimin, sistemin, toplumun, ailenin kısacası birçok şeyin başarısızlığıdır. Bunun çözümü eğitimin köklü bir reforma gitmesiyle çözülebilir. Almanya üzerinde o kadar çok araştırma yapıldı ki artık yapılması gereken bu bulunan bulgulardan çözüm yoluna gitmektir. Siyasilerin göçmen hakkında bakış açıları değişmeli, planlı programlı çalışılmalı, çifte vatandaşlığın getirilmesi, göçmenlere yönelik onları da kapsayıcı bir eğitim sistemi oluşturulmalıdır. Alman eğitim sisteminin göçmen ailelere her şeyden önce güven vermesi gerekiyor. Almanya'daki vatandaşlarımızın aileleri için söylenen  ''eğitime destek olmuyorlar, çocuklarına yardımcı olmuyorlar'' sözüne kesinlikle katılmıyorum. Türkiye'de bir söz vardır hepimiz biliriz '' Ben ceketimi satar yine de çocuğumu okuturum'' aynı bu sözdeki gibi Türk ailelerimiz çocuklarının eğitimi söz konusuysa her şeyi yapmaya hazırlarSözümün başında da belirttiğim gibi okul öncesi eğitim Almanya'da nasıl çözüldüyse, günümüzde  bir ucundan değil, konunun bir bütün olarak ele alınmasıyla çözüme kavuşturulabilir.''

Doç.Dr Murat ERDOĞAN (Hacettepe Üniversitesi Göç ve Siyaset Araştırmaları Merkezi Müdür'ü )

'' Çocukların ana dil eğitimi sıkça tartışılan konular arasındadır. Yapılan bir araştırmaya göre; Fransa'da yaşayan Türklerin Fransızcasının Almanya'da yaşayan Türklerin Almancasından daha iyi olduğu ortaya çıkmıştır. Bununda basit bir sebebi var; anaokulu sistemi Fransa'da çok daha erken yaşta başlıyor.( Yaklaşık olarak 2- 2buçuk yaşlarında) Almanya'da ise bu yaş dört yaşa kadar çıkabiliyor. Bu durumda sürekli Almanya'da tartışılan konulardan bir tanesidir. Anaokulu eğitimi erken başlayabilirse çocukların o ülkenin  dilini öğrenebilme oranında doğal olarak artış gösterir. Yaşanılan ülkenin belirli bir sistemi ve oturmuş bir yapısı vardır. İkinci bir konuda herkes üniversiteye gitmek zorunda değildir. Almanya'da meslek okullarının büyük bir işlevselliği var. Alman eğitim sisteminin özelliklerinde elitist olması, sadece Almanya'da değil diğer Avrupa ülkelerinde de gözlenmektedir. Türkiye'de sosyal geçişkenlik çok yüksek olduğu için herkesin üniversiteye gitme imkanı ve bir meslek sahibi olma imkanı gerçekleşebiliyor. Almanya'da İngiltere'de Fransa'da eğitimin çok daha elitist bir sistem içeresinde geliştiğini görüyoruz. Ailelerimiz için iki farklı yaklaşım var. Birincisi gerçekten göçmen olma hissiyle hareket eden, daha çok para kazanmaya odaklanan yapıları var. İkinci olarak da ailelerde eğitim konusunda ayrımcılığa uğradıkları düşüncesi vardır. Bu ciddi bir sorundur ve Alman Hükümetinin bir an evvel bu konuyla ilgili çalışmalarını sürdürmesi gerekir. Yurtdışında yaşayan ailelerin/öğrencilerin elinde birçok imkan olmasına rağmen diploma alan öğrenci sayısı çok azdır yani okulu bırakan çok sayıda Türk göçmen vardır. Ciddi bir biçimde çocuklarımız okulu terk ediyor. Bu konuda toplumun ve ailelerin bilgilendirilmesi gerekir.''


                                                            Derleyen: Ekin Hazal Doğruyusever