AB etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
AB etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

30 Ocak 2018 Salı

Zeytin Dalı harekâtı ve uluslararası toplum

TRT Türkiye'nin Sesi Radyosu
Biz Burada Kalıcıyız
Yayın günü ve saati: 30 Ocak 2018  14.05 (Türkiye Saati)
Zeytin Dalı harekâtı ve uluslararası toplum
Harekatın gerekçesi ve son durum
Harekata ilişkin yurtiçi ve yurtdışından kamuoyunun tepkisi
Kamu diplomasisinin kullanımı
Harekat ile ilgili tepkiler ve tutumlar:
·         Amerika Birleşik Devletleri
·         NATO
·         AB ülkeleri
·         Almanya
·         Fransa
·         Rusya
·         İran
·         Suriye
Harekatın süresi ve sonuçlarına ilişkin beklentiler
Kara propaganda ve sosyal medyada çıkan yanıltıcı mesajlar

Prof. Dr. Sencer İMER
Hacettepe Üniversitesi 
Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi

Doç. Dr. Can ÜNVER
Göç Uzmanı

Yrd. Doç. Dr. Sezgin MERCAN

Başkent Başkent Üniversitesi
Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi

Türk Askeri Teröristlerden ele geçirilen Burseya dağının
zirvesine Türk Bayrağını dikiyor



19 Haziran 2017 Pazartesi

Fransa Genel Seçimlerine Macron damgası

Fransa Genel Seçimlerine Macron damgası
Fransa’da parlamento seçimlerinin ikinci turu beklendiği üzere Cumhuriyet Yürüyüşü partisinin zaferiyle sonuçlandı. Sandık çıkışı anketlerine göre Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un partisi 577 sandalyeli meclise yaklaşık 361 milletvekili sokacak.
İlk turun ardından oluşan beklenti 430 civarındaydı.
Seçim sonuçlarını nasıl değerlendirmeliyiz?
Seçimlere katılımın ikinci turda daha da düşmesi ne anlama geliyor?
Fransız siyasetinde Macron ve partisi neyi temsil ediyor?
Sağ Cephe açısından sonuçlar nasıl okunmalı?
Avrupa Birliği açısından Fransa seçim sonuçları?
Almanya’da Eylül ayında yapılacak seçimlere etkisi olabilir mi?

Arzu Çakır Morin – Gazeteci/Fransa

Yrd. Doç. Dr. Sezgin Mercan
Başkent Başkent Üniversitesi
Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi

Doç. Dr. Can Ünver
Göç Uzmanı

2. Bölüm
Nevzat Hoca Anlatıyor – 19. Bölüm
Prof. Dr. Nevzat Gözaydın
Kadınlar


Süre: 50'30"
 Yayından:
Arzu ÇAKIR MORİN
          "%42 oranında seçmen sandığa gitti,%58'i sandığa gitmedi. Bu kadar büyük bir fark olması Fransızların seçim sistemini düşündürdü.47 milyon seçmenin 27 milyonu sandığa gitmedi. Eğer sandığa gidilseydi,bugün Fransa bambaşka bir tabloya sahip olacaktı. Bunun nedenleri şu anda tartışılıyor. Bir numaralı nedeni Macron'a destek vermek istemeyen bir grubun olması. Diğer grup ise Macron'a destek veren grup.
           Macron,son derece pragmatik ve iyi eğitimli bir kişiliktedir. Dolayısıyla şahsi bir popüleritesi var. Macron'un temsil ettiği grup daha çok orta toplumun sorunlarında orta merkezli bir politikada birleşecek bir grup olmuştur. Macron üst düzeyde bir hükümet kurdu ve gördüğümüz kadarıyla bu tarzına devam edecek. Bu kapsamda merkez sağdan adayları çalmaya devam edecek. Fakat sol merkezle olan mesafesini daima koruyor. Önümüzdeki süreçte getireceği reformlar sol merkezi kızdıracak olan reformlar olacak. Sağ parti üçe bölünmüş durumda. Sahne tümüyle Macron'a kalmış durumda. Macron'un en zayıf olduğu nokta ise göçmen konusudur."

Sezgin MERCAN
          "Sandığa gitmeyenlerin hükümet üzerinde bir baskı ortaya koyacağını tahmin etmek gerekir. Buradan şöyle bir sonuca varmamız mümkün: Kişisel bir popülerlik var.
             Genel olarak bir siyaset krizi var. Bu kolay bir süreç olmayacak. Macron'un vaatleri içerisinde ciddi bir yatırım programı da vardır. Yaklaşık bir milyon dolarlık reform süreci,bunun hayata geçirilmesi gibi bir süreç kendisini gösteriyor. Vurgulamamız gereken bir diğer nokta sol ve sağ arasında denge kurma. Macron'un bunu reform sürecinde çözmek zorunda olduğunu görüyoruz."

Can ÜNVER
          "Bu ülkelerde birkaç önemli sorun var. Birincisi şu anda artmakta olan terör tehdidi,diğeri ise yabancı ve islamofobid gelişmeler. Bunlar da siyasi yorgunluğun sebepleri olarak değerlendirilebilir. Cumhurbaşkanlığı seçiminde Fransa'da Macron'un başarı kazanması,ilk turda bile politikasının başarı kazanması,çok az katılım olmasına rağmen yine büyük bir başarı kazanması seçmenin tavrını izah edebiliyor. Sakinlik,sükunet istiyorlar; marjinal akımlara yüz vermek istemiyorlar ve apolitik gelişme içerisindeler. Macron'un hem cumhurbaşkanı olup hem de parlamentoda kazanmış olması kendisine büyük güç verdi. Aldığı bu güçle Fransa'nın çok ciddi sorunları ortaya çıkmıştır. Özellikle şimdi çok aktüel,sürekli bir terör saldırısına maruz kalıyorlar."


Derleyen: Ezra DEMİRHAN

22 Mayıs 2017 Pazartesi

Almanya’da genel seçim maratonu başladı

Almanya'nın nüfusça en kalabalık eyaleti olan
Kuzey Ren-Vestfalya'daki (KRV)
parlamento seçimlerini Hristiyan
Demokrat Birlik partisi CDU) kazandı,
Sosyal Demokrat Parti (SPD) kaybetti,
Hür Demokrat Parti (FDP) ise üçüncü parti olmayı başardı

Almanya’da genel seçim maratonu başladı

Almanya’da halk eylül ayında sandık başına gidecek

Eylül ayı gelmeden üç eyalette yapılacak eyalet seçimleri genel seçimler için de bir gösterge olarak kabul ediliyor

Almanya seçime hangi siyasi atmosferde girecek?

İktidarda bulunan Hıristiyan Birlik Partileri ve Sosyal Demokrat Parti’nin Eylül seçimleri için beklentileri neler?

Mülteci sorunu ve seçimler?

Avrupa Birliği ve Almanya Genel Seçimleri arasında nasıl bir bağlantı kurulabilir?

Hollanda ve Fransa seçimleri Almanya’da seçim sonuçlarına ilişkin ipucu veriyor mu?

14 Mayısta Kuzey Ren Vestfalya eyaletinde yapılan seçimin sonuçları genel seçim için nasıl bir ipucu veriyor?

Jülide Ayık

TRT Berlin Temsilcisi

Doç. Dr. Can Ünver
Göç Uzmanı
Antalya AKEV Üniversitesi Öğretim Üyesi

Nevzat Hoca Anlatıyor – 15. Bölüm
Prof. Dr. Nevzat Gözaydın
Avrupa’da Türkiye kökenli romancılar

10 Ocak 2017 Salı

Türkiye-Rusya İlişkilerinde son dönem

03.01.2017 tarihinde Türkiye saati ile 14.05'te TRT Türkiye'nin Sesi radyosunda gerçekleştirilen canlı yayının içeriğidir.
Gerçekleşen program kaydına bu sayfanın alt kısmındaki "yayını dinleyin" bağlantısından ulaşabilirsiniz.
Türkiye-Rusya İlişkilerinde son dönem
Rusya ile ilişkilerin geçmişi
İlişkilerin günümüzde geldiği nokta
İlişkileri etkileyen dinamikler
Türkiye’nin Rusya ile ilişkilerini Avrupa Birliği ile olan ilişkileri ile karşılaştırmak ne kadar doğru?
Amerika Birleşik Devletleri ile olan güven bunalımı bu ilişkileri etkiliyor mu?
NATO’nun önemli bir üyesi olarak Türkiye’nin Rusya ile geliştirdiği ilişkiler nasıl yorumlanmalı?
Rusya ile ideal ilişki ne olmalı?

Can Ünver, Yelda Demirağ, İpek Erdem
Prof. Dr. Yelda DEMİRAĞ
Başkent B
aşkent Üniversitesi
Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü Başkanı

Doç. Dr. Can ÜNVER
Göç Uzmanı

Nevzat Hoca Anlatıyor
Türkiye’den Avrupa ülkelerine gerçekleşen göçün dünü, bugünü ve göç kökenlilerin yaşadığı değişim süreci
Prof. Dr. Nevzat Gözaydın



2. Bölüm
Dış göçün yurtdışındaki yankıları,
Avrupa ülkelerinde durum ve halkın tutumu
Sanayi şehirleriyle tanışmada sorunlar
İkamet sorunları
İşbaşı ve fazla mesai sorunları
Dinle: Nevzat Hoca Anlatıyor – 2. Bölüm


Yayından:
Yelda DEMİRAĞ: Türkiye-Rusya arası geçmişine bakacak olursak savaşlarla, rekabetle anılan bir süreç görüyoruz. Rekabet dışında Türkiye ve Osmanlı Devleti arasında Fransa’ya karşı ittifak yapılmıştı, Hünkar İskelesi Ant. imzalanmıştı veya Milli Mücadele sırasında Batı’ya karşı birlik olunmuştu. 90’lardan sonra 97’ye kadar ikili ilişkilerde rekabet söz konusuydu. Özellikle 2001’lerde ilişkiler çok boyutlu bir şekilde ekonomik, siyasi, stratejik alanda geliştiğini hep birlikte gözlemledik. Bunun dışında darbe olduğunda ilk destek mesajlarını veren Rusya olmuştu. Bir de 15 Temmuz’dan sonra Batı’dan beklenen desteğin gelmemesi Rusya ile aramızı daha iyiye götürecektir. Türkiye'nin Rusya ile olan ilişkilerini Türkiye'nin Avrupa Birliğiyle ilişkileriyle karşılaştırmak çok da doğru olmaz. AB'nin günümüzde eski yetisini yitirdiğini görüyoruz. Bu ortamda Rusya daha ön plana çıkıyor. İki ülke de aslında AB'nin ötekisi olarak görünüyor. Ortak coğrafyada ortak bir kaderi paylaşmak Rusya ve Türkiye'nin yakınlaşacağı bir ilişkiye dönüşüyor ve söylemden eyleme geçirmek gereklidir.

Can ÜNVER:
16.yy’ dan itibaren sürekli bir rekabet yaşandığını biliyoruz. Fakat ilk defa 90’dan sonra psikolojik bariyerlerin yıkılıp yakın ilişkiler olduğunu görebiliyoruz. Türkiye’ye Sovyet coğrafyasından gelen sayı arttı ve Almanya’dan sonra Rus turistler ekonomimizi canlandırdı. Gergin konular bitiyor gibi ve önümüzdeki yıllardan itibaren tekrar turist çoğunluğu olacağını düşünüyorum. Sadece bizim ülkemiz açısından değil Moskova’da 45 bin çalışan Türk işçi vardı. Bir çok yatırımlar, çalışmalar yapılmıştır. Siyaset dışında ekonomik açısından da iç içeyiz aslında. Ankara’da bir suikaste
 kurban giden büyük elçinin kaybı korkulan krizlere neden olmadı. Başka bir zamanda olsaydı bir krize neden olabilirdi. İki ülkenin yaklaşımı biraz daha barışa yönelik olduğunu düşünüyorum. Bu cinayette Türkiye çok ilgi gösterdi ve Rusya da bunu fark etti diyebiliriz. Trajedik bir olay aslında bir nebze yakınlığı sağlamaya yaradı.

Derleyen: Sinem DOĞUKUT

25 Kasım 2016 Cuma

Avrupa Parlamentosu'nun tavsiye kararı ve Fransa'da merkez sağ Cumhurbaşkanı adayını belirledi

29 Kasım 2016 tarihinde Türkiye saati ile 14.05'te TRT Türkiye'nin Sesi radyosunda yayını gerçekleştirilecek canlı yayının içeriğidir.
Gerçekleşen program kaydına bu sayfanın alt kısmındaki "yayını dinleyin" bağlantısından ulaşabilirsiniz.
Tarih: 15 Aralık  2004
Avrupa Parlamentosu üyeleri Türkiye ile üyelik
müzakerelerinin başlamasını ellerindeki
Türkçe pankartlarla destekliyordu (Reuters)

Avrupa Parlamentosu'nun tavsiye kararı ve Türkiye'nin uluslararası ittifakları konusunda düşündürdükleri.

Türkiye-AB ilişkileri nereye gidiyor?
Türkiye'de Cumhurbaşkanı ve Hükümetin karar sonrası açıklamaları ne anlama geliyor?
AB ile Türkiye arasındaki mülteciler konusundaki anlaşmanın yürürlüğünün durdurulması durumunda sonuçları ne olur?


Fransa'da merkez sağdaki Cumhuriyetçiler Partisinin cumhurbaşkanı adayının belirlendiği seçimlerin ikinci turunu François Fillon kazandı.

Cumhurbaşkanlığı yolunda önemli bir adım atan François Fillon, ilk kez 1981'de Fransa Parlamentosu'nun alt kanadı olan Ulusal Meclis'e girdi. 1993-2005 yılları arasında bakan olarak çeşitli hükümetlerde görev yaptı.
Fillon, 2007'de dönemin cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy tarafından başbakan olarak atandı. 2012'de sosyalist François Hollande cumhurbaşkanı seçilene dek bu görevde kaldı.

Muhafazakar kesimi temsil eden Fillon, yabancılara ve Müslümanlara yönelik sert tutumu ile biliniyor. Türkiye'nin Avrupa Birliği (AB) üyeliğine de karşı.

Fillon'un Cumhuriyetçilerin adayı olarak seçime girmesi Fransa'da 2017 Nisan ayında yapılacak seçimleri nasıl etkiler?
Fransa'da cumhurbaşkanlığına Fillon'un gelmesi Avrupa Birliği'ni ve Avrupa Birliği'nin Türkiye ile ilişkilerini nasıl etkiler?

Yrd. Doç. Dr. Sezgin Mercan
Başkent aşkent Üniversitesi
Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi
B
Doç. Dr. Can Ünver
Göç uzmanı

Program yapımcısı: Nurettin Turan
Süre:40'

22 Kasım 2016 Salı

Trump sonrası dünya ve yurtdışında yaşayan Türkiye kökenliler

22 Kasım 2016 tarihinde Türkiye saati ile 14.05'te TRT Türkiye'nin Sesi radyosunda yayını gerçekleştirilecek canlı yayının içeriğidir.
Gerçekleşen program kaydına bu sayfanın alt kısmındaki "yayını dinleyin" bağlantısından ulaşabilirsiniz.

Trump döneminde dünya ve yurtdışında yaşayan Türkiye kökenliler

Türkiye’de darbe girişimi sonrasında genel anlamda dünyanın tutumu Türkiye’nin beklentilerini karşılamadı.
Avrupa ülkelerinde yaşayan Türkiye kökenliler ülkelerin Türkiye ile olan ilişkilerinden nasıl etkileniyor?
İlişkilerin AB ile bütünleşme konusundaki etkisi nedir?
Dış politikanın iç politikayı etkilemesi söz konusu mudur?
Avrupa genelinde NEDEN
İlişkilere zarar vermekten kaçınmayan bir yaklaşım görüyoruz?
Türkiye karşıtı söylemler görüyoruz?
Yabancı ve İslam karşıtlığı yükselişte?
Aşırı sağ yükselişte?
ABD’de Trump’ın başkanlığı döneminde bu yöndeki eğilimlerin devam etmesini bekliyor musunuz?

Yrd. Doç. Dr. Sezgin Mercan
Başkent Üniversitesi 
Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi

Program yapımcısı: Nurettin Turan


Programımızın tekrarını Türkiye'nin Sesi Radyosu'nda 
Salı gününü Çarşamba gününe bağlayan gece 01.05’te 
ya da dilediğiniz zaman aşağıdaki linke tıklayarak dinleyebilirsiniz. 

süre: 44'49"


23 Ağustos 2016 Salı

Darbe girişimi sonrası Türkiye ile Avrupa Birliği ilişkilerİ

Darbe girişimi sonrası Türkiye ile Avrupa Birliği ilişkileri

Almanya’dan bakıldığında darbe girişiminin Türkiye ile Avrupa Birliği ilişkilerine etkileri.
Avrupa Birliği’nin darbe girişimi sonrasında Türkiye’ye karşı tutumu neyi gösteriyor?
Önceki darbelerle karşılaştırıldığında bir tutum farklılığı var mı?
Avrupa Birliği’nin Türkiye ile ilgili tutumu AB üyesi ülkelerde yaşayan Türkiye kökenlileri nasıl etkiliyor?
Hollanda ve Belçika’dan bakıldığında darbe girişiminin Türkiye ile Avrupa Birliği ilişkilerine etkileri.
Bu ülkelerde yaşayan Türkiye kökenlileri ilişkiler nasıl etkiliyor?

Doç. Dr. Can Ünver
Göç Uzmanı
Program Danışmanı

Ayhan Şimşek
Almanya’da Gazeteci

Yusuf Özkan
Hollanda’da Gazeteci

16 Ağustos 2016 Salı

Suriyeli sığınmacılar ve AB Türkiye ilişkisine etkisi

16 Ağustos 2016 tarihinde Türkiye saati ile 14.05'te TRT Türkiye'nin Sesi radyosunda yayını gerçekleştirilen canlı radyo yayınının içeriğidir.
Gerçekleşen program kaydına daha sonra bu sayfadan ulaşabilirsiniz.

Suriyeli sığınmacılar ve AB Türkiye ilişkisine etkisi

Çoğunluğunu Suriye’den gelenlerin oluşturduğu sığınmacılar ve Türkiye ile Avrupa Birliği ilişkilerine etkileri…
                        
·         Avrupa’dan bakıldığında Türkiye’deki sığınmacıların Türkiye ile Avrupa Birliği ilişkilerine etkileri.
·         Türkiye’de sığınmacılardan söz ediyoruz, neden mülteci olarak adlandırılmıyorlar?
·         Türkiye transit bölge konumunda olmasına rağmen, diğer ülkelerden kabul görmedikleri için sığınmacıların birçoğunun ülke içinde kalması bekleniyor. Bu durumda Türkiye’yi nasıl bir sorun bekliyor?
·         Verilere göre sayıları 3 milyonu bulan sığınmacıların ülke içinde kalması toplumsal yapıda bir değişikliğe neden olur mu?

·         Türkiye’nin kısa ve uzun vadede yapması gerekenler nelerdir?


Doç. Dr. Can Ünver
Göç Uzmanı
Program Danışmanı

Yrd. Doç. Dr. Sezgin Mercan
Başkent Üniversitesi
Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Programı

Programın kaydına her zaman bu sayfadan erişebilirsiniz.







9 Ağustos 2016 Salı

Türkiye'nin Avrupa Birliği sürecinde 15 Temmuz sonrası

9 Ağustos 2016 tarihinde Türkiye saati ile 14.05'te TRT Türkiye'nin Sesi radyosunda yayını gerçekleştirilen canlı radyo yayınının içeriğidir.
Gerçekleşen program kaydına daha sonra bu sayfadan ulaşabilirsiniz.

Darbe girişiminden sonra, Avrupa Topluluğu’na mensup olan ülkelerden, Türkiye’ye karşı nasıl bir tutum sergileniyor?

Tam üyelik sürecine karşı tepkileri ne yönde?
Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne girme konusundaki isteği, darbe sürecinden sonra da devam ediyor mu?
İngiltere’nin AB’den ayrılması Türkiye’nin AB ile ilişkilerini ne yönden etkiler?
Avrupa Birliği Konseyi Genel Sekreteri Thorbjorn Jagland (Torbiyon Yagland), askeri darbenin başarıya ulaşması durumunda, Türkiye’nin Avrupa Konseyi’nden çıkarılacağını ya da askıya alınacağını söyledi. Diğer AB üyesi ülke liderlerinin Türkiye aleyhine ifadeleri de bu düşünceden mi kaynaklanıyor?
Darbe girişiminden Türkiye ekonomik olarak nasıl etkilenmiştir?
Ekonomik durumun etkileri sürece nasıl yansır?
Türkiye, bu uyum sürecinde, AB üyelerine göre, Kopenhag kriterleri olarak bilinen ekonomik, politik koşulları şu anki durumuyla ne kadar karşılamaktadır?
Türkiye’nin AB hedefi olmadan yola devam etme olasılığı var mı?

Yrd. Doç. Dr. Sezgin Mercan
Başkent Üniversitesi

Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Programı

Programın kaydına her zaman bu sayfadan erişebilirsiniz.





2 Ağustos 2016 Salı

Türkiye’de yaşananlar Batı’da nasıl algılanıyor?

Türkiye’de yaşananlar Batı’da nasıl algılanıyor?
Türkiye’deki darbe girişimi karşısında Avrupa’nın tepkisi ne oldu?
Türkiye’nin uluslararası  toplumdan ve müttefiklerinden beklentisi ne olmuştur?
Türkiye’nin AB yol haritası nasıl etkilenir?

Jülide Ayık  -  Almanya’nın tepkisi ne oldu?
TRT Berlin Temsilcisi

Yrd. Doç. Dr. Sezgin Mercan
Başkent Üniversitesi
Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Programı

19 Şubat 2014 Çarşamba

Biz burada kalıcıyız - 12 Şubat 2014

Programı canlı dinlemek için CANLI linkine tıklayın; radyodan dinleyemediyseniz sayfaya daha sonra eklenecek yayını dinleyin linkini tıklayın


Göç kökenliler açısından bir ülkenin yerleşik yurttaşları olmanın anlamı

Türkiye kökenlilerin Almanya’da yaşama katılım düzeyi - siyasi katılımla ilgili durum 
Göçmenlikten yurttaşlığa geçişte engeller, fırsatlar
Göç kökenlilerin bulundukları ülkede hayata tam katılımının olmazsa olmaz koşulları ve Avrupa genelinde katılımla ilgili durum 



Arif ÜNAL
Almanya Kuzey Ren Vestfalya Eyalet Milletvekili
Yeşiller Partisi Sağlık Politikası Sözcüsü
Süre: 49'40"


Mete Atay
Almanya Türk Öğretmenler Federasyonu Onursal Başkanı


Dr. Can Ünver
Göç Araştırmacısı
Program Danışmanı

Yayından:

19 Şubat 2014 tarihinde gerçekleştirdiğimiz ''Biz Burada Kalıcıyız'' programında birbirinden önemli konulara değinildi. Göç araştırmacısı, program danışmanı Dr. Can ÜNVER, Almanya Kuzey Ren Vestfalya Eyalet Milletvekili ve Yeşiller Partisi Sağlık Politikası Sözcüsü Arif ÜNAL,  Almanya Türk Öğretmenler Federasyonu Onursal Başkanı Mete ATAY'ın konuk olduğu programda göç kökenliler açısından bir ülkenin yerleşik yurttaşları olmanın anlamına değinildi. Bundan başka göç kökenlilerin bulundukları ülkede hayata tam katılımının olmazsa olmaz koşulları ve Avrupa genelinde katılımla ilgili durumlarda değerlendirildi. Göç kökenliler açısından bir ülkede yerleşik yurttaş olmayı değerlendiren  Arif ÜNAL, Almanya'ya geliş sürecini bizlerle paylaştı. 1979 yılında Almanya'ya gelmiş  daha sonrada iş yaşamına başlamış olan Ünal, kendi kurmuş olduğu sağlık merkezinin yöneticiliğini yapıyor. Köln'de bu sebepten yerel politikayla ister istemez ilişkisi olan dolayısıyla 1999 yılında Köln Belediyesi Meclis üyeliğine seçilen Ünal, on yıl yani iki dönem Belediye Meclisinde yer aldıktan sonra Eyalet milletvekili seçildi ve şuanda eyalet çapında Kuzey Ren Vestfalya Eyaletinde Sağlık Politikası sözcüsü olarak görev alıyor. Karşılaştığı zorluklara da değinen Ünal Almanya'da ve dünyanın birçok ülkesinde olduğu gibi aktif ve pasif katılımı sağlayabilmek için o ülkenin vatandaşı olmak gerektiğini, Alman vatandaşı olmayanlara ise Almanya'nın ne yazık ki bugüne kadar herhangi bir düzeyde politik katılım hakkını tanımadığını belirtti. Bu durumun diğer Avrupa ülkelerinde daha farklı işlediğini; örneğin Belçika ve Hollanda'da 1984-1985'den beri en azından yerel düzeyde o ülkenin vatandaşı olmayanların bile politik yaşama katılım fırsatı verildiğini ama Almanya'da bu olanağın olmadığını sözlerinin arasına ekledi. Dolayısıyla en büyük engelin Alman vatandaşlığına geçmek olduğunu söyleyen Ünal, Almanya'da Alman vatandaşlığına geçmenin koşullarının bir hayli ağır olduğunu belirtti.  Kesintisiz sekiz yıl Almanya'da yaşamış olmak, herhangi bir sosyal yardım almamak, herhangi bir suç işlememek gerektiğini belirten Arif Ünal, bu suçların çoğunun aslında yabancı olmaktan kaynaklandığını vurguladı. “Örneğin Pasaportunuzu zamanında uzatmıyorsanız, o bile sizin kütüğünüze bir suç olarak işliyor.” 

Göç süreci konusunda ise Ünal, şu sözlere yer verdi: '' Almanya 2000 yılına kadar ısrarla biz bir göç ülkesi değiliz dedi. Bunu tüm yöneticiler söyledi ve gelenleri misafir işçi olarak tanımlıyorlardı. Bir toplum size böyle baktığı zaman insanlar da kendilerini gelip geçici- misafir olarak görüyorlardı. O dönemlerde Türkiye'den gelen politikacılar bile' siz misafirsiniz, ev sahibinin işlerine karışmayınız' diyorlardı. Ne yazık ki hala politik katılım istediğimiz düzeyde değil.”  Ünal, Almanya'da yasal imkânların sağlanmış olmasına rağmen toplumda bir dışlama kültürünün olduğunu belirtti. Bütün imkânların sağlanması halinde herkesin siyasi katılıma açık olması durumunda bile toplumun kanaatinin bu olacağını düşünmeyen Ünal, Alman vatandaşlığındaki engellerden en büyüklerinden birinin çifte vatandaşlığın tanınmaması olduğunu belirtti.

Ünal'dan sözü devr alan Can Ünver ise;  bu elli iki senenin çok uzun bir zaman olmadığını, Almanya'nın bir göç ülkesi olduğunu, bu durumu çok geç kabul ettiğini ve bazı alanlarda geriye gidildiğini dile getirdi. Özellikle çifte vatandaşlık için beklentilerin karşılanamaması gibi.

Can Ünver’le bazı noktalarda ortak kanıya varan Mete Atay ise; yaşanan bu elli yıl sürecinde bazı alanlarda ileriye bazı alanlarda ise geriye gidildiğini, elli iki yıldır uyumun tartışılıyor olmasının AB ülkeleri için gerçekten rahatsız edici olduğunu belirtti. Uyum tartışmalarının artık bir kenara bırakılması gerektiğini söyleyen Atay, Almanya'nın bir göç göç ülkesi olduğunu kabul etmesi gerektiğini, göçmenlere de eşit vatandaşlık vererek daha çağdaş göç yasaları çıkartarak bu tartışmalara son vermesi gerektiğini dile getirdi.

Arif Ünal ( Almanya Kuzey Ren Vestfalya Eyalet Milletvekili ve Yeşiller Partisi Sağlık Politikası Sözcüsü )
"Irkçılık insanların sosyal yaşamına bilhassa aktif katılmasını engeller bir faktör haline geldi."

''Almanya'da ve dünyanın birçok ülkesinde olduğu gibi aktif ve pasif katılımı sağlayabilmek için o ülkenin vatandaşı olmak gerekiyor. Alman vatandaşı olmayanlara Almanya ne yazık ki bu güne kadar herhangi bir düzeyde politik katılım hakkını tanımıyor. Bu diğer Avrupa ülkelerinde daha farklı örneğin; Belçika’da Hollanda'da 1984-1985'den beri en azından yerel düzeyde o ülkenin vatandaşı olmayanların bile politik yaşama katılım fırsatı verildi ama Almanya'da bu olanak yok. Dolayısıyla önünde ki en büyük engel Alman vatandaşlığına geçmek. Bir de toplumun size bakış açısı çok önemli. Göç sürecini ise şöyle değerlendiriyorum; gerçekten biz bu elli iki yılın kırk yılını boşa harcadık gibime geliyor Almanya'da çünkü Almanya 2000 yılına kadar ısrarla biz bir göç ülkesi değiliz dedi. Bunu tüm yöneticiler söyledi ve gelenleri misafir işci olarak tanımlıyorlardı. Bir toplum size böyle baktığı zaman insanlar da kendilerini gelip geçici- misafir olarak görüyorlardı. O dönemlerde Türkiye'den gelen politikacılar bile siz misafirsiniz, ev sahibinin işlerine karışmayınız diyorlardı. Ne yazık ki hala politik katılım istediğimiz düzeyde değil. Gerek yerel yönetimler olsun gerek diğer düzeylerde göçmen kökenli Milletvekillerimiz olmasına rağmen bizim politik katılımımız aslında istediğimizin bir hayli altında şu anda. Yaşama katılım konusu ise tartışıldığından çok daha ileri durumda. Almanya'nın büyük şehirlerine baktığımızda %20'sinin %30'nun göçmen kökenli olduğu görülüyor. Bu insanları hayatın her alanında görmeniz mümkün. Kamuoyunda tartışıldığı gibi olumsuz yönleri yok, ben aslında o konuda çok olumlu görüyorum. Yasal imkanlar sağlanmış olsa da Almanya toplumunda bir dışlama kültürü var. Sınıflı bir toplum yapısına sahip.  Alman vatandaşlığında ki engellerden en büyüğü çifte vatandaşlığın tanınmaması durumu. Çifte vatandaşlığın kabul edilmesi bu problemi yani dışlama etkisini önemli ölçüde çözecek gibi duruyor fakat tabii ki bu da yetmeyecek. Almanya'da yabancı düşmanlığı söz konusu. Bunu yenebileceğimizi sanmıyorum çünkü bu her toplumda mevcut ve yabancılara karşı bir önyargı durumunda.  Şu anda Almanya'da bir kaç gelişme var  bunlar olumlu etki yaratacak gibi duruyor. Birincisi; Almanya'da bir çok alanda kalifiye eleman eksikliği başladı. Demografik gelişmeler Almanya'nın yaşlı bir toplum olduğunu, bugün sosyal sistemi ayakta tutabilmek için her yıl en azından iki yüz -üç yüz bin  yeni göçmene ihtiyaç olduğunu söylüyor. Dolayısıyla bu toplumların aslında göçmen kökenli insanlara ihtiyacının olduğu artık yavaş yavaş kabul edilir durumda. 

İkincisi ise; resmi kurumlarda, devlet dairelerinde bugüne kadar gerçekten yapancı kökenli insanlara rastlamak gerçekten pek mümkün değildi. Fakat şimdi  bu çok kültürlü açılım dediğimiz yani her kurumun yaşayan insanların renklerini yansıtması olayı gündemde. 

Bunun dışında Irkçılık insanların sosyal yaşamına bilhassa aktif katılmasını engeller bir faktör haline geldi. Bunu büyük işveren sendikaları, işveren birlikleri de eleştiriyor çünkü bir ülkede eğer yabancı düşmanlığı var ve dışarıda da bu ülkenin böyle bir imajı varsa kalifiye elemanda Almanya'ya gelmez. Dolayısıyla bu ekonomiyi de olumsuz etkileyen bir faktör durumuna geliyor. Irkçılığa karşı mücadelede en azından göçmen kökenli insanların yanında yer alabilecek daha geniş bir yelpaze oluşmaya başladı. Bunun da çok önemli bir gelişme olduğunu düşünüyorum. Geçen hafta İsviçre'de halk oylamasıyla yabancıların sınırını kısıtlama kararı alındı. Almanlar İsviçre'de en büyük yabancı grubu oluşturuyor. Bu sefer Almanlar yabancı oldular ve bu olayda Almanya'da çok yoğun tartışmalara neden oldu.''

Dr.Can ÜNVER ( Göç araştırmacısı, Program danışmanı)
''Almanya'da geçmiş olan bu elli iki yıllık süre uzun bir zaman değil. Almanya bir göç ülkesi olduğunu çok geç kabul etti. Bazı alanlarda geriye gidildi özellikle çifte vatandaşlık için beklentilerin karşılanamaması gibi...''

Mete ATAY (Almanya Türk Öğretmenler Federasyonu Onursal Başkanı )

Almanya göç ülkesi olduğunu kabul etmeli ve göçmenlere eşit vatandaşlık vererek, daha çağdaş göç yasaları çıkartarak bu tartışmalara son vermelidir.

'' Almanya'da yaşanan bu elli yıllık süreçte  bazı alanlarda ileriye gidildi, bazı alanlarda ise geriye gidildi. Elli iki yıldır uyumun tartışılıyor olması AB ülkelerinde gerçekten rahatsız edici.  Artık Üçüncü kuşak Almanya'da yaşamını gerçekleştiriyor. Uyum konusu için uyum dememek gerekiyor. Almanya kendisinin göç ülkesi olduğunu bir türlü kabul etmiyor ve bu gerçeği değiştirmekte mümkün değil artık. Bu uyum tartışmaları bir kenara bırakılmalı, Almanya göç ülkesi olduğunu kabul etmeli ve göçmenlere eşit vatandaşlık vererek, daha çağdaş göç yasaları çıkartarak bu tartışmalara son vermelidir. Çünkü bu her şeyden önce Almanya'ya zararlıdır. 

Yerel seçimlerde göçmenlere oy hakkı tanınması konusunda mücadele ettik. Bunun olmaması sadece Almanya’yı Türk göçmenlerden uzaklaştırmadı, göçmenleri de Türklerden uzaklaştırdı. Çünkü göçmenler kendileri aidiyet duygusu duymadılar. Kendileri yönetimde olmadığı için sorumluluk duygusu duymadılar. Kendilerini hep ikinci, üçüncü sınıf vatandaş olarak kabul ettiler. Halbuki göçmenler bu şansı yakalamış olsalardı hem yönetimde hem de diğer konularda işbirliği yapıp kendilerini daha çok Avrupalı Türk hissetmeleri için bir şans elde etmiş olurlardı. Her şeyden önce insanların düşünce ve bakış açılarını değiştirmesi gerekiyor. Türk kökenli bir Bakanın olması Almanları çok sevindirmiyor, aksine korkutuyor.  Buna gerçekten sevinmeleri gerekiyor ki uyum süreci tamamlansın. Almanya’daki göçmenlerin orta sınıfa veya üst sınıfa gelmelerinden gurur duymalılar. Her şeyden önce bu düşünce yapısının da değişimini gerektiriyor.

Bunun dışında Almanya’nın seçme seçilme vermediği gibi yıllardır yaptığı eksikliklerin başında eğitim politikaları geliyor. Almanya eğitim konusunda köklü değişiklikler yapmadı. Köklü değişiklikler yapmış olsaydı Alman toplumu bu konuda daha hızlı göçmen toplumuyla yaşamaya hazırlanabilirdi. Yıllarca göçmen çocuklara eğitimde eşitlik sağlanmadı, onlar için ayrımcılık değil pozitif ayrımcılık yapmak gerekirken bunlar hep ertelendi, görmezden gelindi. Bu konuda Almanya'nın gerçekten büyük eksiklikleri var.
Bu konuda göçmen ailelere ve Alman hükümetine büyük bir iş düşüyor. Almanya, eğitimi ailenin işi gibi bilmemeli, özellikle Almanya'da eğitim devletin görevidir. Hükümet, özellikle sosyal yönden zayıf olan ve göçmen olan ailelere daha çok yardım etmeli, pozitif ayrımcılık bu konuda uygulanmalıdır.''

Derleme: Ekin Hazal