öğretmen etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
öğretmen etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

18 Haziran 2014 Çarşamba

Biz burada kalıcıyız - 18 Haziran 2014

Almanya’da bir Türkçe kompozisyon yarışması
ve Türkçe öğretmeni yetiştirme konusunda sıkıntılar

Hamburg Üniversitesi’nin Türkçe Öğretmenliği bölümü kapatılıyor mu?
Türkçe öğretmenliği bölümüne ilgi ve ihtiyaç yok mu?
Almanya anadili Türkçe olan öğrencilere Türkçe öğretimi konusuna nasıl bakıyor?
Anadil olarak Türkçenin öğretilmesindeki sıkıntılar neler?
Sivil Toplum kuruluşları konuya nasıl bakıyor?

Birsen Çelik
Hamburg Türk kadınları Derneği Başkanı

Bilge Yörenç
Öğretmen
Hamburg Türk Öğretmenler Derneği Başkanı

Yasemin İmancı
Kompozisyon Yarışması Birincisi
Lüneburg Üniversitesi, ögretmenlik bölümü öğrencisi

İlknur Çavuşlu
Kompozisyon Yarışması İkincisi
Eczacı

Yasemin İmancı ödülünü alırken
İlknur Çavuşlu ödülünü alırken
Süre: 50'40"

Yayından:
Birsen Çelik

“Hamburg Türk Kadınları Kültür Derneği 1982 yılında kurulmuş, kamu yararına çalışmalar yapan bir dernektir. Üyelerimiz ve yönetim kurulu bayanlardan ibarettir; ama çalışmalarımızı tüm aileye yapmaktayız. Bunların arasında çok önem verdiğimiz kompozisyon yarışmasının geçen hafta pazar günü yedinci kez ödül törenini yaptık. Gençlerimize yönelttiğimiz konu ‘devlet benim için ne ifade ediyor?’ idi. İkincisi, küçük yaş grubuna ‘doğa ile insan bütünlüğü için bize düşen görevler nelerdir?’ dedik. Katılım beklentilerimizin altındaydı; fakat biz dernek olarak bu yarışmaya çok önem veriyoruz. Şunun bilincindeyiz: Türkçemiz, gurbette olsak da bizim vazgeçilmezimizdir. Türkçe yoksa gençliğimiz, yaşamamız, geleceğimiz, kültürümüz yoktur. Kültürümüzün yarınlara taşınması, Almanya’da öz benliğimizi korumak ve yaşamak için anadilimiz bir mecburiyettir.



Yedi yıldır her yıl bu aylarda ödül töreni yapılıyor. Jüri kurulumuzda birçok değerli Türkologlarımız var. Başkonsolosluktan eğitim ataşemiz var. Gelenek haline geldi ve gerçekten de güzel, kalabalık bir ödül töreniydi.

Gençler kendi ana dillerinde yazmaya çekiniyorlar. Dile hâkim olmadıklarını düşünüyorlar. Teke tek gençlerle görüşüp ikna etmek gerekir. Buradaki sivil toplum kuruluşlarını, öğretmenlerimizi aydınlarımızı bu konuda ikna etmemiz gerekiyor. Türkçenin önemini anlatabilmemiz gerekiyor.

Artık burada doğup büyümüş gençlerimizin birinci dili Almanca oluyor. Orada kendilerini daha güzel, daha rahat ifade edebiliyorlar. Ama Türkçenin önemini vurgulamak gerekiyor, anlatmak gerekiyor kendilerine.

7 yıldır kompozisyonları topluyoruz dosya halinde ve bir kitapçık oluşturmayı düşünüyoruz.
Gençlerimize şunu söylemek istiyorum: Hiçbir şeyden korkmadan, her şeyi sorgulayarak yaşamlarına devam etsinler. Özellikle kendi kültürlerini, kendi prensiplerini koruyarak yaşamasını öğrensinler.”

Yasemin İmancı
“19 yaşındayım. Doğma büyüme Hamburgluyum. Almanya’da okudum. Ana dilim Türkçe; ama Almanca derslerini göre göre Almancayı daha iyi şekilde konuştuğuma inanıyorum. Türkçeyi de unutmamak için kendi kendime mücadele verip geliştirmeye çalışıyorum.
Kitap okuyarak Türkçemi geliştirmeye çalışıyorum. Aile içinde zaten Türkçe konuşuyoruz.”

İlknur Çavuşlu 
“1990 doğumluyum. Almanya’da büyüdüm, yetiştim. Lise mezunuyum. Burada yetiştim; ama Türkçe konusunda ana dilimiz olarak elimizden geleni yapmaya çalışıyorum öğretmenlerimizin de sayesinde. Aile arasında Türkçe dilini her zaman kullanmaya çalışıyoruz. Almanya’da büyüdüğümüz için, Almanca ön planda olduğu için Türkçeye daha değer vermek zorundayız.

Türkçe konuşma ve yazma üzerine eğitim gördüm. Çok kısa bir süreçti. Ama evde ve kendi arkadaşlarımın arasında hep Türkçe konuştum. Dili konuşmazsak çok çabuk unutuluyor. Bu nedenle konuşmak lazım, bir şeyler yazmak lazım.”

Bilge Yörenç

Üçüncü ve dördüncü nesil gençlerimizin bu kadar güzel, akıcı bir Türkçe ile çok ağır bir konuya değinmiş olmaları onların ne kadar başarılı ne kadar güzel bir şekilde iki dili kullandıklarını gösteriyor. O yüzden hepsini tekrar tebrik ediyorum.
2014 Ekim ayından itibaren Hamburg Üniversitesi Türkçe Öğretmenlik Bölümüne artık öğrenci alınmayacak. Böyle bir karar aldığınızda ve böyle bir adım attığınızda demek oluyor ki bir sene içinde bu bölüm kapatılmak isteniyor. Kapatılmanın tek gerekçesi olarak bizlere söylenen: ‘Maddi yönden sorunlarımız var, bu bölüm çok küçük bir bölüm olduğu için öğrencilerimiz az. Bu bölümün ayakta durabilmesi için kapasitemiz yetişmiyor’. Fakat sivil toplum örgütleri olarak biz, bunları gerekçe olarak görmüyoruz. Çünkü Türkçe bölümü gibi Hamburg Üniversitesinde birçok küçük bölüm var. O bölümler ayakta durabiliyorsa büyük çabalar göstererek bu bölümü de ayakta tutmak mümkündür, diye düşünüyoruz.

Hamburg’da 15 bin Türk kökenli öğrencimiz var. Bu 15 bin öğrenci evde Türkçe konuştuğunu söylüyor. 413 tane okul, 16 bin öğretmen ve sadece 51 tane Türkçe öğretmeni var. 15 bin öğrenciye 51 öğretmenin ders vermesi ne kadar kısıtlı bir olay, bunu siz de takdir edersiniz.

Aslına bakarsanız tüm uyum konseptlerinde ana dilin teşviki ve çok dillilik vurgulanıyor. Fakat uygulamaya baktığınızda ‘öğretmenimiz yok, bu bölüm çok küçük bir bölüm diye kapatıyoruz’ diye bir tavır takınıyorlar.

Biz her zaman ana dilin başka dilleri öğrenmede bir baz olduğunu savunuyoruz. Ana dilini iyi bilmeyen bir çocuk, Almancayı da iyi öğrenemez. Ana dilin önemi hala Almanya’da maalesef göz önünde bulundurulan veya kabul edilmiş bir şey değil. Kâğıt üzerinde kaldığı sürece ne biz gençlerimize iyi bir ana dil eğitimi sunabiliriz ne böyle bir kısıtlamayla ana dil eğitiminin genişletilmesini sağlayabiliriz.

Türkçeleri prestij dili kabul edilmediği için çocuklarımız maalesef ‘kaybedenler sırasına’ geçmek zorunda kalıyorlar.
Bütün sivil toplum örgütlerini bir araya gelip Türkçeye sahip çıkmaya davet ediyorum.
Ailelerden istediğim, lütfen Türkçeye önem versinler. Sadece evde Türkçe konuşmakla olmaz bir dili yazarak öğrenebilirsiniz ve gelecek nesillere aktarabilirsiniz. Okul yönetimine karşı aile olarak çok güçlüler. 15 aile bir araya geldiğinde bir okulda Türkçe öğretmen atanmasını sağlayabilir.

27 Haziran saat 17.00’de Hamburg Üniversitesi Dammtor bölümündeki büyük binasının önünde toplanacağız. Tüm Türklerden Türkçeye bir saat ayırmalarını ve Türkçeye sahip çıkmalarını istiyorum. Herkesi, tüm Hamburgluları, Türkçeyi sevenleri orada görmektir arzumuz. ’’

Derleyen: Zeynep Gözde Kozlu

23 Nisan 2014 Çarşamba

Biz burada kalıcıyız - 23 Nisan 2014

Almanya’da 23 Nisan
Almanya Köln'deki 23 Nisan kutlamalarıyla ilgili sayfaya gitmek için
resmin üzerine tıklatın
Almanya’da 23 Nisan kutlamalarının anlamı
Çeşitli şehirlerde kutlamalarla ilgili bağlantılar
Kutlamaların toplumlar arası ilişkilere etkisi

Mete Atay
Almanya Türk Öğretmenler Federasyonu Onursal Başkanı

Köln'deki kutlamalar
Aysel Arsakay
Öğretmen

Diğer şehirlerdeki kutlamalar
Dr. Ali Sak     
Almanya Kuzey Ren Vestfalya Veli Derneği Başkan Yardımcısı

Dr. Can Ünver
Göç Araştırmacısı
Program Danışmanı

Doç. Dr. Murat Erdoğan
Hacettepe Üniversitesi
Göç ve Siyaset Araştırmaları Merkezi Müdür



Almanya'da 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı kutlamaları kapsamında Aile, Yaşlılar, Kadın ve Gençlik Bakanı Schvvesig'in koltuğuna 12 yaşındaki Ceren Yüksekol oturdu. Haberin devamı

Yayından;


23 Nisan 2014 tarihli gerçekleştirdiğimiz ''Biz Burada Kalıcıyız'' programında günün anlam ve önemi açısından  Almanya’da 23 Nisan kutlamalarının anlamı, çeşitli şehirlerde kutlamalarla ilgili bağlantılar ve kutlamaların toplumlar arası ilişkilere etkisine değinildi. Bu hafta programımıza konuk olarak göç araştırmacısı ve aynı zamanda program danışmanımız olan Dr.Can ÜNVER, Almanya Türk Öğretmenler Federasyonu Onursal Başkanı Mete ATAY, Köln'deki kutlamaları aktarması açısından öğretmen Aysel ARSAKAY, diğer şehirlerdeki kutlamaları bildirmek için Almanya Kuzey Ren Vestfalya Veli Derneği Başkan Yardımcısı Dr. Ali SAK ve  Hacettepe Üniversitesi Göç ve Siyaset Araştırmaları Merkezi Müdür'ü Doç. Dr. Murat ERDOĞAN katıldı.

Sohbetin önemli bölümlerini ve detaylarını sizler için derledik;

Mete ATAY: 

''  Almanya'daki ve yurt dışındaki Türklerin 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk bayramı çok daha büyük anlam taşıyor. Çünkü orada yaşayan Türkler, doğal ortamlarından uzakta oldukları için yıllardan beri bu heyecanı en az yurt içindeki vatandaşlarımız kadar hissediyorlar. Bu açıdan kendilerini bayramla ifade etme fırsatını bulabiliyorlar.  Özellikle 23 Nisan yurt dışındaki çocuklarımızın Türk kültürünü ve Türkçeyi gösterebildikleri,pratiğe dönüştürebildikleri bir bayram oluyor. Almanya'da sadece şöyle bir sorun oluşuyor. Bayramların günü gününe kutlanma olanağı olmuyor. Aynı günde olmama durumundan dolayı  farklı zaman ve saatlerde kutlanabiliyor. Almanya'da düzenlenen etkinlikler açısından Türk öğretmenlerini kutluyor ve teşekkür ediyorum.  Almanya'daki Türk Öğretmenler çok kültürlülüğün elçileridir.''

Aysel ARSAKAY:
'' 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramını tüm çocuklara hediye eden kutlama imkanı veren Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk'ü şükranla anıyorum. Çocuklarımız son derece coşkulu ve heyecanlılar. Hafta sonu Köln'de bir etkinlik gerçekleştirmeyi düşünüyoruz. Bu etkinlikte masal okuma çadırı, yüz boyama,Lunapark tarzı aktivitelerimiz olacak. Çocuklarımızın resim yapmaları için özel çadırlar oluşturduk. Almanyada'ki Türk öğretmenler olarak çocuklarımıza Türk kültürünü elimizden geldiğince anlatmaya çalışıyoruz. Örneğin; Hacivat ve Karagöz'ü ders konumuz olarak işlemeye gayret ediyoruz. 23 Nisan Çocuk Bayramı gerek okunan şiirler gerek yapılan etkinlikler olsun Türk ailelerin anılarının canlanmasına sebep oluyor. Bu yüzden aynı duyguları çocuklarının da yaşamasını istiyorlar. Farklı ülkeler ve kültürden gelen çocuklar için 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı entegre olmayı ve birleşimi ifade ediyor. Böylelikle kültürler arası iletişim, iletişimin en büyük ve en güzel örneğini sergiliyor. 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı  şenliğimiz Köln Baş Konsolosluğu sayesinde ve Köln Büyükşehir Belediye Başkanının himayesi  altında gerçekleşiyor. Bu tamamen sivil toplum kuruluşlarının ve öğretmenlerin bir araya gelerek düzenlediği bir bayramdır.''

Doç.Dr. Murat ERDOĞAN:
'' İnsanlar  bulundukları ülkenin kuralları içerisinde hareket ederken bir taraftan da ana vatanlarında kutlanan bayramları sembolik bir biçimde değerlendirerek kullanmış oluyorlar.  Bunun korku ve ürküntü yaratacak bir durum olduğunu düşünmüyorum. Bir arada yaşama kültürünü geliştirebilmek bakımından bizim bulunduğumuz toplumlar içinde kendi ülkemize kendi insanımıza heyecan veren unsurları daha çok ortaya çıkarmamız lazım.23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk bayramı bunun en güzel örneklerinden biridir.''

Dr.Can ÜNVER: 
'' Yurt dışında yaşayan Türkler kimliklerini muhafaza edebilmek için gerçek anlamda çabalıyor. Bu gibi bayramlar bunu gerçekleştirmeye vesile oluyor. Üstelik başka toplumlarla,başka gruplarla daha yakın bir ilişki kurmaları için bir vesile oluyor.  Yurt dışında Türk ulusal bayramı olmaktan çok çocuk ve barış bayramı şekline dönüşüyor. Bu tarz organizasyonları öncellikle öğretmenler ve sivil toplum kuruluşu görevlileri büyük bir istekle gerçekleştirmeye çalışıyorlar. Türk çocuklarına gelince bu bayrama sahip oldukları için övünç içerisinde olmaları gerekiyor.''

Dr.Ali SAK:
'' 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk bayramı adına genel olarak Berlin'de büyük çapta kutlamalar yapıldı.Köln'de ise daha büyük çapta kutlamalar gerçekleşiyor.  Bizlerde bu konuda okullar arası dans yarışması ve dernekler arası folklor yarışması gibi etkinlikler düzenliyoruz. Bunun yanı sıra 23 Nisan'dan bir ay önce genel olarak okuma yarışması düzenliyoruz. Gerek Alman toplumuna gerek Türk toplumuna mesaj vermeye çalışıyoruz.  Kutlamalarımıza bakanları, milletvekillerini, yerel yöneticileri çağırmaya özen gösteriyoruz. Bazı yerlerde çocuk bayramımız sadece şenlik kapsamında kutlanıyor ve ulusal önem ve değerinden bahsedilmiyor. Bu duruma gerçekten üzüldüğümü belirtmek isterim. Bu açıdan aradaki dengeyi iyi korumak gerekiyor. Çocuklarımızla, velilerimizle 23 Nisan Çocuk Bayramını kutlarken sadece eğlence için bunu gerçekleştirmiyoruz. Aynı zamanda bir mesaj verme kaygısıyla gerçekleştiriyoruz. ''

Derleyen: Ekin Hazal Doğruyusever 





12 Mart 2014 Çarşamba

Biz burada kalıcıyız - 12 Mart 2014

Programı canlı dinlemek için CANLI linkine tıklayın; radyodan dinleyemediyseniz sayfaya daha sonra eklenecek yayını dinleyin linkini tıklayın

Tam yurttaşlık için Almanya Türk toplumunun eğitim stratejisi ne olmalı?
Almanya Türk toplumunun genel eğitimlilik düzeyi, eğitime ilişkin sorunları neler?
Almanya Türk toplumunun Almanya’nın tam katılımlı, her hakkını kullanabilen gerçek yurttaşları olabilmesi için nasıl bireyler yetiştirmesi gerekiyor?
Türk toplumu geleceğine yani çocukları ve gençliğinin eğitimine nasıl yaklaşmalı?
Almanya’da tam yurttaşlık için göçmen kökenlilerin eğitim açısından birlikte hareket etme zorunluluğu var mı?
Toplumun tüm kesimleri birlikte bir strateji uygulayabilir mi?
Böyle bir strateji olsaydı ana unsurları neler olurdu?

Tayfun Keltek
Kuzey Ren Vestfalya Uyum Meclisleri Birliği Başkanı 

Mete Atay
Almanya Türk Öğretmenler Federasyonu Onursal Başkanı

Dr. Can Ünver
Göç Araştırmacısı
Program Danışmanı

Doç. Dr. Murat Erdoğan
Hacettepe Üniversitesi
Göç ve Siyaset Araştırmaları Merkezi Müdür

süre: 48'
Yayından:
12 Mart 2014 tarihinde gerçekleştirdiğimiz programda geçen hafta işlediğimiz gibi Almanya'daki eğitim konusu detaylı bir şekilde ele alındı. Biz Burada Kalıcıyız'da bu hafta Almanya Türk toplumunun genel eğitimlilik düzeyi, eğitime ilişkin sorunları neler? Almanya Türk toplumunun Almanya’nın tam katılımlı, her hakkını kullanabilen gerçek yurttaşları olabilmesi için nasıl bireyler yetiştirmesi gerekiyor? Toplumun tüm kesimleri birlikte bir strateji uygulayabilir mi? gibi birçok soru cevabını bulmaya çalıştı. Programımızın konukları arasında Göç araştırmacısı-Program Danışmanımız Dr. Can ÜNVER,  Kuzey Ren Vestfalya Uyum Meclisleri Birliği Başkanı Tayfun KELTEK, Almanya Türk Öğretmenler Federasyonu Onursal Başkanı Mete ATAY ve Hacettepe Üniversitesi Göç ve Siyaset Araştırmaları Merkezi Müdür'ü Doç. Dr. Murat ERDOĞAN yer aldı. Telefon bağlantısı ile yayınımıza bağlanan Tayfun Keltek, Almanya'daki eğitim sorununda hatanın direkt olarak sistemin kendisi olduğunu, göçmenlerin ise artık Almanyalı oldukları gerçeğini kabul etmesi gerektiğini belirtti. Dr. Can Ünver ise, eğitimin bir bütün olarak düşünülmesi gerektiğini ,sadece eğitim politikasının düzeltilmesiyle sorunların çözülemeyeceğini, olaya daha kapsamlı bakılması gerektiğini vurguladı. Bu konuda benzer düşüncelere sahip olan Mete Atay, eğer kararlı bir şekilde eğitim sorunu üzerinde durulur ve köklü çözümler getirilir, konunun ciddiyeti herkes tarafından kavranırsa bu sorunlarında çözülebileceğine olan inancını ortaya koydu. Son olarak sözü devralan Doç. Dr. Murat Erdoğan ise; göçmen çocuklarının eğitim konusunda yaşadıkları en önemli sorunun anadil konusu olduğunu, anaokuluna başlama yaşının biraz daha erkene çekilmesi durumunda bu sorunun da çözülebileceğini vurguladı.

Tayfun KELTEK ( Kuzey Ren Vestfalya Uyum Meclisleri Birliği Başkanı)
''Yerleşik toplumdaki eğitimle göçmen olan toplum arasında verilen eğitimde büyük farklılıklar bulunmaktadır. Göçmen kökenli çocukların bir artısı var o da iki dil sahibi olarak büyüyorlar. Almanya'daki en büyük sorun çocuğun var olan yeteneğinin dikkate alınmadan suni olarak tepeden inme dil öğretilmeye çalışılmasıdır. Almanya düzen toplumudur. Bana göre Almanya'da eğitimdeki hata sistemin tam olarak kendisindedir. Göçmen kökenli çalışanlardaki istek Alman toplumundan daha ileridedir. Benim bulunduğum eyalette olumlu gelişmeler yaşanıyor. Almanya'daki eğitim sistemini ne yazık ki istediğimiz biçimde değiştirme imkanımız yok ama mutlaka  göçmen Türk halkının ilgilerinin Almanya'ya yönelik desteklenmesi gerektiğini düşünmekteyim. Göçmenlerinde artık Almanyalı olduklarını kabul etmeleri gerekir bu sorunun çözümünde büyük bir rol oynayacaktır.''

Dr.Can ÜNVER (Göç Araştırmacısı-Program Danışmanı)
''Eğitim bir bütün olarak düşünülmelidir ve Almanya'da göçmenlerin biraz da olsa üniversite fetişizminden vazgeçmesi gerekir. Türkiye'de üniversiteden mezun olup işsiz kalan çok kişi var. Bu yüzden çocuklar yeteneklerine göre tercih yapmalıdır. Göçmen kökenlinin kırılgan bir konumu vardır. İlgisine yeteneğine ve niteliğine göre seçimlerini yapmalılardır. Almanya'daki göçmen Türklerimiz çocuklarının eğitimiyle yakından ilgileniyor. Bütüncül bir yaklaşımla ele almadığımız sürece sorunlar kökünden çözülemez. Sadece eğitim politikasını düzeltmekle iş çözülmez, yabancılarla ilgili sorunlarında çözülmesi gerekir. Almanya'da bütüncül stratejiye ulaşmak için Türk Örgütlerinin çalışmaya başlaması gerekir. ''

Mete ATAY (Almanya Türk Öğretmenler Federasyonu Onursal Başkanı)

'' Almanya'da 80'li yıllarda eğitimle ilgili çok büyük kampanyalar başlamıştı. 80'li yıllar öncesinde Türk aileleri çocuklarını anaokuluna yollamıyorlardı fakat yapılan kampanyalar sonrası bu sorun çözüldü. Burada asıl demek istediğim; bir sorunun üzerinde durulduğunda, istekli olunduğunda ve konuyla alakalı kampanyalar yapıldığında bunun gibi birtakım sorunların çözülebildiğidir.  Şimdilerde Almanya'da eğitimle alakalı olarak  görülmekte olan üç sorun göze çarpmaktadır.. Bunlar sırasıyla; Alman eğitiminde öğrenim gören Türk çocuklarının başarısızlıkları, meslek eğitimi ve anadil konusu...Eğer kararlı bir şekilde bu sorunlar üzerinde durulur ve köklü çözümler getirilir, konunun ciddiyeti herkes tarafından kavranırsa bu sorunlarında çözülebileceğine inanıyorum. Bir okulda öğrenciler başarısızsa bu sadece öğrencinin başarısızlığı değildir bu eğitimin, sistemin, toplumun, ailenin kısacası birçok şeyin başarısızlığıdır. Bunun çözümü eğitimin köklü bir reforma gitmesiyle çözülebilir. Almanya üzerinde o kadar çok araştırma yapıldı ki artık yapılması gereken bu bulunan bulgulardan çözüm yoluna gitmektir. Siyasilerin göçmen hakkında bakış açıları değişmeli, planlı programlı çalışılmalı, çifte vatandaşlığın getirilmesi, göçmenlere yönelik onları da kapsayıcı bir eğitim sistemi oluşturulmalıdır. Alman eğitim sisteminin göçmen ailelere her şeyden önce güven vermesi gerekiyor. Almanya'daki vatandaşlarımızın aileleri için söylenen  ''eğitime destek olmuyorlar, çocuklarına yardımcı olmuyorlar'' sözüne kesinlikle katılmıyorum. Türkiye'de bir söz vardır hepimiz biliriz '' Ben ceketimi satar yine de çocuğumu okuturum'' aynı bu sözdeki gibi Türk ailelerimiz çocuklarının eğitimi söz konusuysa her şeyi yapmaya hazırlarSözümün başında da belirttiğim gibi okul öncesi eğitim Almanya'da nasıl çözüldüyse, günümüzde  bir ucundan değil, konunun bir bütün olarak ele alınmasıyla çözüme kavuşturulabilir.''

Doç.Dr Murat ERDOĞAN (Hacettepe Üniversitesi Göç ve Siyaset Araştırmaları Merkezi Müdür'ü )

'' Çocukların ana dil eğitimi sıkça tartışılan konular arasındadır. Yapılan bir araştırmaya göre; Fransa'da yaşayan Türklerin Fransızcasının Almanya'da yaşayan Türklerin Almancasından daha iyi olduğu ortaya çıkmıştır. Bununda basit bir sebebi var; anaokulu sistemi Fransa'da çok daha erken yaşta başlıyor.( Yaklaşık olarak 2- 2buçuk yaşlarında) Almanya'da ise bu yaş dört yaşa kadar çıkabiliyor. Bu durumda sürekli Almanya'da tartışılan konulardan bir tanesidir. Anaokulu eğitimi erken başlayabilirse çocukların o ülkenin  dilini öğrenebilme oranında doğal olarak artış gösterir. Yaşanılan ülkenin belirli bir sistemi ve oturmuş bir yapısı vardır. İkinci bir konuda herkes üniversiteye gitmek zorunda değildir. Almanya'da meslek okullarının büyük bir işlevselliği var. Alman eğitim sisteminin özelliklerinde elitist olması, sadece Almanya'da değil diğer Avrupa ülkelerinde de gözlenmektedir. Türkiye'de sosyal geçişkenlik çok yüksek olduğu için herkesin üniversiteye gitme imkanı ve bir meslek sahibi olma imkanı gerçekleşebiliyor. Almanya'da İngiltere'de Fransa'da eğitimin çok daha elitist bir sistem içeresinde geliştiğini görüyoruz. Ailelerimiz için iki farklı yaklaşım var. Birincisi gerçekten göçmen olma hissiyle hareket eden, daha çok para kazanmaya odaklanan yapıları var. İkinci olarak da ailelerde eğitim konusunda ayrımcılığa uğradıkları düşüncesi vardır. Bu ciddi bir sorundur ve Alman Hükümetinin bir an evvel bu konuyla ilgili çalışmalarını sürdürmesi gerekir. Yurtdışında yaşayan ailelerin/öğrencilerin elinde birçok imkan olmasına rağmen diploma alan öğrenci sayısı çok azdır yani okulu bırakan çok sayıda Türk göçmen vardır. Ciddi bir biçimde çocuklarımız okulu terk ediyor. Bu konuda toplumun ve ailelerin bilgilendirilmesi gerekir.''


                                                            Derleyen: Ekin Hazal Doğruyusever





5 Mart 2014 Çarşamba

Biz burada kalıcıyız - 5 Mart 2014

Programı canlı dinlemek için CANLI linkine tıklayın; radyodan dinleyemediyseniz sayfaya daha sonra eklenecek yayını dinleyin linkini tıklayın

Göçmenlikten yurttaşlığa geçişte önemli bir unsur olarak eğitim

Almanya Türk toplumunun genel eğitimlilik düzeyi, eğitime ilişkin sorunları neler?
Almanya Türk toplumunun Almanya’nın tam katılımlı, her hakkını kullanabilen gerçek yurttaşları olabilmesi nasıl bireyler yetiştirmesi gerekiyor?
Türk toplumu geleceğine yani çocukları ve gençliğinin eğitimine nasıl yaklaşıyor?
Almanya’da tam yurttaşlık için göçmen kökenlilerin eğitim açısından birlikte hareket etme zorunluluğu var mı?

Dr. Ali Sak     
Almanya Kuzey Ren Vestfalya Veli Derneği Başkan Yardımcısı


Mete Atay

Almanya Türk Öğretmenler Federasyonu Onursal Başkanı

Dr. Can Ünver
Göç Araştırmacısı
Program Danışmanı

Doç. Dr. Murat Erdoğan
Hacettepe Üniversitesi
Göç ve Siyaset Araştırmaları Merkezi Müdür

Yayından:

5 Mart 2014 tarihinde gerçekleştirdiğimiz ''Biz Burada Kalıcıyız'' programında Almanya'da uygulanan eğitim konusu ele alındı. Almanya Türk toplumunun genel eğitimlilik düzeyi, eğitime ilişkin sorunları, Almanya Türk toplumunun Almanya’nın tam katılımlı, her hakkını kullanabilen gerçek yurttaşları olabilmesi, bireylerin  nasıl yetişmesi gerektiği ve Türk toplumunun geleceğine yani çocukları ve gençliğinin eğitimine nasıl yaklaşıldığı program boyunca konuşulan konular arasındaydı. Almanya Kuzey Ren Vestfalya Veli Derneği Başkan Yardımcısı Dr. Ali SAK, Almanya Türk Öğretmenler Federasyonu Onursal Başkanı Mete ATAY, Program danışmanımız- Göç araştırmacısı Dr.Can ÜNVER ve Hacettepe Üniversitesi Göç ve Siyaset Araştırmaları Merkezi Müdürü  Dr. Murat ERDOĞAN'ın katıldığı programda sırasıyla Almanya'da uygulanan eğitimin artıları ve eksileri ele alındı. İlk olarak sözü devralan  Ali Sak, Almanya'daki Türk toplumunun eğitim düzeyinin istenilen boyutta olmadığını  ve  genel olarak Almanya'ya bakıldığında tek dil ve tek kültür anlayışların olduğunu ve bu anlayışın topluma genel olarak yayıldığını dile getirdi. Mete Atay ise tarihi bir bakış açısıyla değerlendirerek Almanya'nın 1970'lerden beri eğitim sistemi üzerinde ki sorunlarına kulak tıkadığını belirtti. Program Danışmanımız Can Ünver ise; Almanya'daki eğitim sisteminin bir bütün olarak ele alınması gerektiğini vurguladı. Son olarak görüşlerini belirten  Murat Erdoğan ise; Türk göçmenlerin Almanya'da yaşadığı sorunlar arasında çocuklarının üniversiteye mi  yoksa meslek okullarına mı gitsin ikilemi arasında kaldığını dile getirdi.

 Dr. Ali SAK (Almanya Kuzey Ren Vestfalya Veli Derneği Başkan Yardımcısı)
''Almanya'daki Türk toplumunun eğitim düzeyi istenilen boyutta değildir.   Bunun da değişik sebepleri vardır. Düşük eğitim seviyesi mutlaka arttırılmalıdır. Dernek olarak veli seminerlerinde  velilere eğitimin önemini anlatıyor ve karmaşık olan eğitim sistemini açıklayarak okullarda aktif olmaları gerektiğini öneriyoruz.. Bakanlıkla ortak çalışmalarımız var. Veliler bize ayrımcılık şikayetiyle geliyor. Özellikle ana dil konusunda yoğun şikayetler geliyor.  Kanuni dayanağı olmamasına rağmen okullarda Türkçe konuşma yasağı getiriliyor . Türkçe konuşma yasağında ilgili Müdürlüklere yazışmalarda bulunuyor, şikayetlerimizi belirtmeye çalışıyoruz. Ana dil derslerinde kısmen başarılıyız fakat ana dil derslerine katılım gittikçe azalıyor. Almanya'da tek dil ve tek kültür anlayışı var. Bu anlayış toplumun geneline doğru yayılmıştır. Genel olarak Almanya ve Hollanda gibi ülkelerde bulunan Türk kökenli insanların beraberinde getirmiş oldukları  eğitim seviyeleri  %60 dolayında. Görüldüğü gibi eğitim seviyesi düşük fakat göçmenliklerde bu aşağılanma duygusu ve kendini ispatlama isteği bunu aşıyor ve kendi çocuklarının eğitim seviyesinin kendilerinden çok  daha ileri olmasını istiyorlar. İstemekle beraber bunun yolunu bulamıyorlar. Bence sıkıntı yaşadıkları nokta tam olarak budur. Türkiye'yi- kendi hükümetimizi de bu yönden eleştirmeliyiz. Yıllardır Almanya'da on üç konsoloslukta eğitim ataşesi yok, kadrolar boş kalmakta. Kendi hükümetimizin bu yönde ki duyarsızlığı  bizi üzüyor. Maalesef zor şartlar altında sivil toplum kuruluşlarımız kendi değerleri için çabalıyor. Türk eğitim sistemi ile Alman eğitimi arasında farklılıklar vardır. Almanya'da okullar, meslek okulları ve üniversiteler olmak üzere ikiye ayrılır. Türkiye'den getirdiğimiz bir anlayış var o da şudur; eğitimde başarılı olmanın koşulu üniversite bitirmektir düşüncesi ama Almanya için bu geçerli değil. Meslek okulları da büyük bir öneme sahip. Alman eğitim sistemi çocuğu kapasitesine göre ayırıyor. Bu ayrımı iyi bilmemiz gerekiyor ve Alman eğitim sisteminin bu avantajının da iyi kullanılması gerektiğini düşünüyorum.''

Mete ATAY (Almanya Türk Öğretmenler Federasyonu Onursal Başkanı )

''Göçmenlerin başarısızlığı genellikle eğitim eksikliğinden kaynaklanıyor. Almanya göç ülkesi olduğunu kabul etmekte direniyor. 2000 yılından sonra Almanya yavaş yavaş göç ülkesi olduğunu kabul etmeye başladı. Almanya'nın bir an evvel toplumsal yapısıyla eğitim sistemi arasında bir bağ kurması gerekiyor. Alman toplumu ile eğitim sistemi çakışıyordu. Toplum çok kültürlü iken eğitimde tek kültür çatısı altında birleşiyorlardı. Bunun sıkıntıları yaşandı ve hala yaşanıyor.
Uluslararası bir düzeyde Almanya 1970'lerden beri bu eğitim sorunlarına ve başka ülkelerin görüşlerine hep kulak tıkadı. 70'li 80'li yıllarda  göçmen çocukların zeka seviyesine, yaş ortalamasına bakmadan hepsini bir sınıfta topladılar çünkü çocuklara geçici gözüyle bakılıyordu. Bu günlerde  geçmişte yapılan bu yanlışların sıkıntılarını çekiyoruz. Göçmen çocuklarımız, Almanca öğretilerek veya yeteneklerine göre yönlendirilmiş olsaydı birtakım sorunlar yaşanmayabilirdi. Bu aynı zamanda  göçmenler açısından Alman eğitim sistemine güvensizliği de beraberinde getirdi. Türk ve Alman eğitim sistemi arasında ki farkı Türkler hala anlamış değil. Türkler çocuklarının meslek eğitimi almasını değil daha çok üniversite eğitimi almasını istiyor ve bu yönde zorluyor.  Bu yüzden çocuk ile aile arasında yaşanan sorunlarda artıyor.  Türkler, meslek öğrenmenin aslında iyi bir şey olduğunu tam olarak idrak edemiyorlar.Veliler mutlaka bilinçlendirilmelidir.  Bu konuda ve çocuklarının yetenekleri konusunda bilgilendirilmeleri çok önemlidir.''

Dr.Can Ünver ( Göç araştırmacısı- Program Danışmanı)

'' Alman Anayasasına göre her eyaletin kendine has eğitim politikaları olabiliyor. Burdan ortaya çıkan bir sorun var. Yaklaşık elli küsür senedir göçmen sorunu denilince akla ilk olarak eğitim sorunu gelmiştir. Okula giden çocuklar  dördüncü kuşak ve bu kuşak düşünülecek olursa bu sıkıntıların çoktan giderilmesi gerekirdi. Kuzey  Ren Westfalya Eyaleti eğitim konusunda daha liberal düşünmektedir. Bu eyalette Türkçenin yabancı dil olarak kabul edilmesi konusunda önemli kazanımlar elde edildi. Bana göre eğitimi bir bütün olarak ele almalıyız bu mantığa göre eğitim, ana kucağından itibaren başlamalıdır. Dil konusunda çok büyük sıkıntılar yaşanmakta...Eğitim sosyologları önce ana dilin öğrenilmesini  daha sonra yabancı dilin öğrenilmesi gerektiğini savunuyor.Almanya'da ise bunun tam tersini savunulmaya başladı. Algı yönetimine ihtiyacımız var. Bu yüzden yeni  taleplerde bulunmak lazım. Göçmen kökenli Türklerin Almanya'da yeni bir şevkle eğitim konularını a'dan z'ye ele almaları ve ve yeni bir algı içerisine sokmaları gerekiyor. Alman eğitim sisteminde elitist bir yapı mevcuttur. Bu elitistlik Almanya'nın genel eğitiminde bir sorun aslında.. Alman toplumunda alt katmanda olan insanların çocukları genelde doktor veya mühendis olarak yetişmiyor veya aralarından çıkmıyor. Böyle düşünüldüğünde sorun direk olarak göze çarpıyor.''

 Dr.Murat ERDOĞAN ( Hacettepe Üniversitesi Göç ve Siyaset Araştırmaları Merkezi Müdürü)

''Türk göçmenlerin Almanya'da yaşadığı sorunlar arasında çocuklarının üniversiteye mi  yoksa meslek okullarına mı gitsin ikilemi  yer alıyor. Almanlar göçmen çocukların kendi eğitim seviyelerini düşürdüğünü söylüyor. Temel sorunlar aslında burada başlıyor.''

Derleyen: Ekin Hazal

26 Şubat 2014 Çarşamba

Biz burada kalıcıyız - 26 Şubat 2014

Programı canlı dinlemek için CANLI linkine tıklayın; radyodan dinleyemediyseniz sayfaya daha sonra eklenecek yayını dinleyin linkini tıklayın

Almanya'da Koalisyon’un ilk ayları
Almanya’da 22 Eylül’de gerçekleşen seçim sonuçları Almanya Başbakanı Angela Merkel partisine büyük bir seçim zaferi kazandırırken koalisyon ortağını kaybetti. Merkel'in şimdi yeni bir ortağı var.
Türk toplumu açısından koalisyonun anlamı
Federal Meclis’e giren 11 Türkiye kökenli milletvekili ne anlam taşıyor?
Yeni Almanya Türk toplumunun seçimlerdeki davranışı
Çifte vatandaşlık konusunda gelinen nokta kimi tatmin ediyor?

Azize Tank 
Sol Parti Federal Milletvekili

Mete Atay
Almanya Türk Öğretmenler Federasyonu Onursal Başkanı

Dr. Can Ünver
Göç Araştırmacısı
Program Danışmanı

Egemen Cantürk 
Gazeteci

Ayrıca:

Süre: 50'27"

26 Şubat 2014 tarihinde gerçekleştirdiğimiz ''Biz Burada Kalıcıyız'' programında Almanya'ya dair sorunlar ve seçimler sonrası oluşturulan koalisyona değindik.Türk toplumu açısından koalisyonun anlamı, Federal Meclis’e giren on bir Türkiye kökenli milletvekili ne anlam taşıyor?Yeni Almanya Türk toplumunun seçimlerdeki davranışı, Çifte vatandaşlık konusunda gelinen nokta kimi tatmin ediyor? gibi soruların yanıt bulduğu programın bu haftaki konukları Göç araştırmacısı ve program danışmanı Dr. Can ÜNVER, Sol Parti Federal Milletvekili Azize TANK, Almanya Türk Öğretmenler Federasyonu Onursal Başkanı Mete ATAY ve Gazeteci Egemen CANTÜRK'tü.

Programımıza telefon bağlantısıyla katılan Azize TANK, Almanya’nın durumu ve kendi hayatı hakkında önemli açıklamalarda bulundu. Özellikle çifte vatandaşlık konusuna değinen Tank, Almanya Sosyal Demokrat Partisinin (SDP), çifte vatandaşlık konusunda vermiş olduğu vaatlerin yerine getirilmediğini, sadece gençler için  geçerli olan opsiyon hakkının küçük bir kesimi kapsayacağını dile getirdi. Opsiyon modelinin devam ettiğini ancak kaldırılacağını söyleyen Tank, hükümetin kararına göre opsiyon modelinden Almanya'da doğmuş ve büyümüş,okulunu burada bitirmiş gençlerin faydalanabileceğini belirtti.Türk toplumu açısından koalisyonun ne gibi bir anlam teşkil ettiği sorusunu yanıtlayan Tank, genelde insanlarımızın bu konuda hayal kırıklığına uğradığını,özellikle Sosyal Demokrat olanlarda beklentinin bu olduğunu dile getirdi. Almanya’da ki Türk toplumunun katkıları konusunda önemli yerlere değinen Azize Tank, bu soruyu kendinden yola çıkarak cevapladı. Almanya'ya işçi olarak geldiğini ve şu anda Alman Meclisinde Milletvekili olarak durduğunu vurgulayarak '' Sadece Meclis üyesi olarak değil, Bakanlıklar, Müsteşarlıklar o tip yerlerde de görev almamız gerekir.'' sözleriyle tamamladı. Şans fırsatlığının verilmesi ve gençlere biraz daha fırsat verilmesinin gerekliliğini söyleyerek hak eden gençlerimizin olduğunu ve sırf göçmen kökenli oldukları için onlara fırsat tanınmadığını önemle vurguladı.

Azize Tank'tan sonra konuşan Dr. Can Ünver ise; Almanya'da göçmenler adına bir takım engellerin çıkarılmasının hoş olmadığını, Almanya'nın demokrasisinde bir takım eksikliklerin olduğunu ve bu eksiklikleri öncelikle göçmenlere eşit fırsat vererek tamamlayabileceğini dile getirdi. Bunun gibi her şeyden evvel bir takım şeylerin Almanya'ya yarayacağını belirtti. Canlı telefon bağlantısıyla programımıza bağlanan Gazeteci Egemen Cantürk ise çifte vatandaşlık ve opsiyon modellerine değindi. 22 Eylül sonrasında kurulan büyük koalisyonda çifte vatandaşlık konusunda çetin mücadelelere sahne olduğunu söyleyen Cantürk, çifte vatandaşlıkta gelinen son noktanın çifte bir standardı da beraberinde getirdiğini vurguladı. Almanya'da doğan 18-23 yaşları arasında Türk gençlerinin iki vatandaşlıktan birini seçmeye zorlandığını, çifte vatandaşlık hakkının bir yerde hayata geçeceği sık sık vurgulanmasına rağmen büyük koalisyon kurulduktan sonra çifte vatandaşlık konusunda Hristiyan Birlik partilerinin bu süreci zorlaştırdığını dile getirdi. Son olarak son oluşturulan koalisyon hakkında konuşan Mete ATAY ise, Koalisyonun uyumlu bir biçimde çalışmadığını, SPD'nin içinde ki istifa ve Bakanların da istifa etmesinin belli çalkantılara yol açtığını belirtti. 2014 yılında çifte vatandaşlıkla ilgili yeni yasalar düzenlemeler çıkacağını söyleyen Mete Atay, kendi görüşüne de yer verdi. Koşulsuz çifte vatandaş hakkı tanınmasının ve bunun en doğal hak olduğunu dile getiren gazeteci bu konuda insanların merakla beklediğini dile getirdi. Opsiyon modelinin ortadan kaldırılması konusunda SDP'nin daha da kararlılığını göstermesi gerektiğini çünkü çeşitli eyaletlerin buna itirazlarının  olduğunu, aksi durumda göçmen seçmenlere büyük bir hayal kırıklığı yaratacağını belirtti. 

Göç kökenli vatandaşların tam anlamıyla yurttaşlığa geçmek için siyasete daha aktif katılım için sizce neler yapılmalı? sorusunu yanıtlayan Atay, her şeyden önce  partilerin bu konuda yardımcı olacak veya onları teşvik edecek ön hazırlıklar yapmaları gerektiğini, partilerin alt katmanlarında  gençlere şans tanımaları ve  kendi yapmış oldukları parti toplantılarına  seminerlere mutlaka göçmenleri davet etmeleri ve orada onlara söz hakkı vermesi gerektiğini savundu.

"Alman bir arkadaşım  adın Alman ismine benzemiyor, nerelisin? diye sormadı. Çok güzel bir isminiz var nerden geliyor bu isim diye sordu."

Azize TANK ( Sol Parti Federal Milletvekili )

''Çifte vatandaşlık konusuna SDP koalisyon anlaşmasında yer vermişti ama verilen vaatler yerine gelmedi. Çifte vatandaşlık ele alınmayacak. Sadece gençler için geçerli olan opsiyon hakkı sadece küçük bir kesimi kapsayacak. Hükümetin açıklamasına göre; Nisan ayının sonuna doğru veya Mart ayında bu konu tekrar ele alınacak. Almanya’nın belirli eyaletleri hükümetin aldığı karara karşı tepki gösterdi ve bunlar kendi eyaletlerinde  bu doğrultuda değil de tamamen opsiyon hakkından bütün gençlerin faydalanmasını istedikleri bir açıklama getiriyorlar. 

Opsiyon modeli devam ediyor ancak kaldırılması düşünülüyor. Hükümetin kararına göre opsiyon modelinden Almanya’da doğmuş ve büyümüş- okulu Almanya'da bitirmiş gençler faydalanabilecek.  Şöyle diyelim; bütün yıllarını Almanya'da geçirip diplomasını başka bir ülkede veya Türkiye'de alıyorsa bu kişide bundan faydalanamayacak. Yani açık olan yerleri çok... Onun için opsiyon hakkını herkese vermiyorlar. 

Son seçimleri göz önüne alırsak aslında gelişme var. Türk göçmenlerden bir katılım söz konusu artı bu katılımda kendini pozitif olarak gösterdi. On bir milletvekili olduk,başlangıç için güzel bir sayı. İnsanların göçmen olmalarından kaynaklı sorunları var. Onlara bazı alternatiflerin getirilmesi  gerektiğini düşünüyorum. Sadece biz kendimiz Türkiyeli olduğumuz için değil diğer ülkede ki göçmenler için de bir şeyler yapabiliriz. Almanya'ya işçi olarak geldim bugün Alman Meclisinde Milletvekili olarak duruyorsam bu sevinilecek bir gelişmedir. Göçmen kökenlilere de eşit fırsatlar tanınırsa yapamayacağımız şey yok. Şans verilmesi lazım, bunlar bizi toplumla kaynaştırabilir. Şahsen gençlere biraz kapı aralamak gerektiğini düşünüyorum fakat ne yazık ki şans verilmiyor. Almanya'da karışık aileler var ve Almanya toplumuna bir renk katıyorlar. Bizde bir göçmen kökenlilik var ama bu topluma katkıda bulunmak istediğimizin bilincindeler. Almanya'da ırkçılığa karşı yeterli önlemler alınmıyor. Herhangi bir ırkçılık olayı olmuşsa bunun ırkçılıkla bir alakası yok diyorlar.  Seçimlerde aday olduğum sürede Almanya’nın sağ partisinden evime bir mektup gönderilmişti ve Almanya’nın kültürüne zehir veren biri olduğumu ve benim gitmemi isteyen bir mektup göndermişlerdi. Diyeceğim o ki, bu tarz olaylarda ırkçılığı ve bunu gerçekleştirdiklerini kabul etmiyorlar. Bu tip şeylerin artık yapılmaması gerektiğini düşünüyorum. Almanya’nın bu konuda sık sık uyarılması demek ki yapması gerekenleri bu konuda yapmadığına işaretidir. Son yaşadığım bir şeyi anlatayım Alman bir arkadaşım  adın Alman ismine benzemiyor, nerelisin? diye sormadı. Çok güzel bir isminiz var nerden geliyor bu isim diye sordu. Bu benim gerçekten çok hoşuma gitti. Düşünüş şekli dah. Eskiden hemen Azize adı Alman adı değil nereden geliyorsunuz sorusu yöneltiliyordu şimdi o azalmaya başladı.''

Dr.Can ÜNVER ( Göç araştırmacısı,Program Danışmanı)
''Almanya'da üçüncü kuşak olarak yaşayan göçmenlere gelip de bunu vurgulamanın artık bir önemi kalmadığını düşünüyorum. Almanya'da orta sınıf kaymaya çok müsait misal ırkçılığa... Bunun için Milletvekillerine çok iş düşüyor. Hıristiyan Sosyal Birlik çifte vatandaşlık konusunda engelleyici bir tavır içerisine giriyor. Engellerin çıkarılması hoş değil çabuk çözümlere gidilmiyor. Alman kültürü olarak ince eleyip sık dokuyorlar. Ayrıntılara boğulmamaları gerekiyor fakat olumluya doğru bir gidiş olduğu düşüncesindeyim. Bir takım şeylerin değişmesinin Almanya'ya yarayacağı görüşündeyim. Almanya'nın demokrasisinde bir takım eksiklikleri var ve bunu göçmenlere fırsat eşitlik vererek tamamlayabilirler.''

Egemen CANTÜRK (Gazeteci)
''Bizi yakından ilgilendiren konular biliyorsunuz ki ''çifte vatandaşlık'' ve ''opsiyon modeli''. 22 Eylül seçimlerinden sonra kurulan büyük koalisyonda hükümette çifte vatandaşlık konusu çetin mücadelelere sahne olmuştu ama çifte vatandaşlıkta gelinen nokta çifte bir standardı da beraberinde getirdi. Burada doğan 18-23 yaşları arasında Türk gençleri iki vatandaşlıktan birini seçmeye zorlanıyor. Bunun önündeki engel opsiyon modeliyle kaldırılacak. Herkesi kapsayan genel bir çifte vatandaşlık yaklaşımı da engellenmiş. Almanya'da  doğan ve  her iki ülkede vatandaşlık hakkını elde eden gençlerin bu hakkını kullanacağı ve bu çifte vatandaşlık hakkının bir yerde hayata geçeceği sık sık vurgulanmıştı ama gelin görün ki büyük koalisyon kurulduktan sonra çifte vatandaşlık konusunda Hıristiyan Birlik partileri süreci zorlaştıran ve karmaşıklaştıran bir taslak üzerinde anlaştılar. Buna göre Almanya'da doğan gençler için okul diploması ve ikametgâh belgesi isteniyor. Federal Dış İşleri Bakanı bununla ilgili zaten açıklamalarda bulunmuştu. Almanya'da doğup büyüyen ve yaşamlarının çoğunu bu ülkede geçiren göçmen kökenli gençlerin çifte vatandaşlık hakkından yararlanabileceklerini açıklamıştı. Almanya'da doğan göçmen çocukların en az 12 yıl Almanya'da yaşamaları ve ergenlik döneminin büyük bir kısmını Almanya'da geçirmeleri talep ediliyor. Yine ülkede doğan göçmen ailelere mensup gençlere Almanya’dan bir okul diploması göstermeleri halinde çifte vatandaşlık hakkı tanınacak. Bu sürecin zorlu ve çetin olacağını şimdiden anlayabiliriz. Federal Uyum Bakanı Aydan Özoğuz çifte vatandaşlık için göçmen ailelere mensup gençlere bazı şartlar getirilmesini reddediyor, bunu kabullenmiyor. Almanya’da Hıristiyan Birlik partileri bu süreci daha da zorlaştırmaya çalışıyor.''

Mete ATAY (Almanya Türk Öğretmenler Federasyonu Onursal Başkanı)

''Koalisyonun uyumlu çalışması söz konusu değil, uyum konusunda sorunlar yaşadılar. SPD'nin içinde ki istifa ve Bakanların istifa etmesi de belli çalkantılara neden oldu ama süreç yeniden başlıyor. 2014 yılında çifte vatandaşlıkla ilgili yeni yasalar düzenlemelerin çıkması bekleniyor. Bu bağlamda insanlar merakla bekliyorlar. Bana göre koşulsuz çifte vatandaşlık tanınmalı bunun en doğal hak olduğunu düşünüyorum.
Opsiyon modelinin ortadan kaldırılması konusunda SPD'nin daha da kararlılığını göstermesi gerekiyor çünkü çeşitli eyaletlerin buna itirazları var. SPD'nin protokoldeki bu kararlığını göstermesi gerekiyor yoksa göçmen seçmenlere büyük bir hayal kırıklığı yaratır. 50 yıldan beri orda yaşayan bir insana seçme seçilme hakkının verilmesi bence atılmış bir adımdır, jesttir. Almanya’nın temelini sarsacak bir görüntünün ortaya çıkmayacağını herkes biliyor. Ne yazık ki Almanya'da ki bütün partilerin görüşü bu yönde. Hakların verilmiş olmasıyla Almanya’nın düzeninin bozulacağını düşünüyorlar ve bunu bir pazarlık konusu yapıyorlar.  Göç konusu üzerinde yurttaşlık sürecine baktığımızda ise her şeyden önce partilerin bu konuda yardımcı olacak veya göçmenleri teşvik edecek ön hazırlıklar yapmaları gerekiyor. Partilerin alt katmanlarında gençlere şans tanımaları mutlaka zorunlu kendi yapmış oldukları parti toplantılarına seminerlere mutlaka göçmenleri davet etmeleri ve orada onlara söz hakkı vermesi gerekir. Değişik partilerde ki göçmen kökenli, Türk kökenli Milletvekillerinin de orada söz sahibi ve yetkili olmaları çok önemli. Bütün partiler kapılarını göçmenlere açması gerek fakat aynı ilgiyi göçmenlerin de gösterip ve partilere üye olması gerekiyor.''

Necati SEZER (Almanya'dan programımıza katılan dinleyicimiz)

''1955 doğumluyum. 1971 senesinde Almanya'ya geldim. Burada 2.kuşak olarak hayatını devam ettiriyoruz ve Almanya’yı bir vatan olarak görüyoruz. Fakat bizim hakkımız 50 sene geçmesine rağmen verilmiyor. SDP bizi aldatıyor bu konu ciddi bir şekilde ele alınmalı.''



Derleyen: Ekin Hazal

19 Şubat 2014 Çarşamba

Biz burada kalıcıyız - 12 Şubat 2014

Programı canlı dinlemek için CANLI linkine tıklayın; radyodan dinleyemediyseniz sayfaya daha sonra eklenecek yayını dinleyin linkini tıklayın


Göç kökenliler açısından bir ülkenin yerleşik yurttaşları olmanın anlamı

Türkiye kökenlilerin Almanya’da yaşama katılım düzeyi - siyasi katılımla ilgili durum 
Göçmenlikten yurttaşlığa geçişte engeller, fırsatlar
Göç kökenlilerin bulundukları ülkede hayata tam katılımının olmazsa olmaz koşulları ve Avrupa genelinde katılımla ilgili durum 



Arif ÜNAL
Almanya Kuzey Ren Vestfalya Eyalet Milletvekili
Yeşiller Partisi Sağlık Politikası Sözcüsü
Süre: 49'40"


Mete Atay
Almanya Türk Öğretmenler Federasyonu Onursal Başkanı


Dr. Can Ünver
Göç Araştırmacısı
Program Danışmanı

Yayından:

19 Şubat 2014 tarihinde gerçekleştirdiğimiz ''Biz Burada Kalıcıyız'' programında birbirinden önemli konulara değinildi. Göç araştırmacısı, program danışmanı Dr. Can ÜNVER, Almanya Kuzey Ren Vestfalya Eyalet Milletvekili ve Yeşiller Partisi Sağlık Politikası Sözcüsü Arif ÜNAL,  Almanya Türk Öğretmenler Federasyonu Onursal Başkanı Mete ATAY'ın konuk olduğu programda göç kökenliler açısından bir ülkenin yerleşik yurttaşları olmanın anlamına değinildi. Bundan başka göç kökenlilerin bulundukları ülkede hayata tam katılımının olmazsa olmaz koşulları ve Avrupa genelinde katılımla ilgili durumlarda değerlendirildi. Göç kökenliler açısından bir ülkede yerleşik yurttaş olmayı değerlendiren  Arif ÜNAL, Almanya'ya geliş sürecini bizlerle paylaştı. 1979 yılında Almanya'ya gelmiş  daha sonrada iş yaşamına başlamış olan Ünal, kendi kurmuş olduğu sağlık merkezinin yöneticiliğini yapıyor. Köln'de bu sebepten yerel politikayla ister istemez ilişkisi olan dolayısıyla 1999 yılında Köln Belediyesi Meclis üyeliğine seçilen Ünal, on yıl yani iki dönem Belediye Meclisinde yer aldıktan sonra Eyalet milletvekili seçildi ve şuanda eyalet çapında Kuzey Ren Vestfalya Eyaletinde Sağlık Politikası sözcüsü olarak görev alıyor. Karşılaştığı zorluklara da değinen Ünal Almanya'da ve dünyanın birçok ülkesinde olduğu gibi aktif ve pasif katılımı sağlayabilmek için o ülkenin vatandaşı olmak gerektiğini, Alman vatandaşı olmayanlara ise Almanya'nın ne yazık ki bugüne kadar herhangi bir düzeyde politik katılım hakkını tanımadığını belirtti. Bu durumun diğer Avrupa ülkelerinde daha farklı işlediğini; örneğin Belçika ve Hollanda'da 1984-1985'den beri en azından yerel düzeyde o ülkenin vatandaşı olmayanların bile politik yaşama katılım fırsatı verildiğini ama Almanya'da bu olanağın olmadığını sözlerinin arasına ekledi. Dolayısıyla en büyük engelin Alman vatandaşlığına geçmek olduğunu söyleyen Ünal, Almanya'da Alman vatandaşlığına geçmenin koşullarının bir hayli ağır olduğunu belirtti.  Kesintisiz sekiz yıl Almanya'da yaşamış olmak, herhangi bir sosyal yardım almamak, herhangi bir suç işlememek gerektiğini belirten Arif Ünal, bu suçların çoğunun aslında yabancı olmaktan kaynaklandığını vurguladı. “Örneğin Pasaportunuzu zamanında uzatmıyorsanız, o bile sizin kütüğünüze bir suç olarak işliyor.” 

Göç süreci konusunda ise Ünal, şu sözlere yer verdi: '' Almanya 2000 yılına kadar ısrarla biz bir göç ülkesi değiliz dedi. Bunu tüm yöneticiler söyledi ve gelenleri misafir işçi olarak tanımlıyorlardı. Bir toplum size böyle baktığı zaman insanlar da kendilerini gelip geçici- misafir olarak görüyorlardı. O dönemlerde Türkiye'den gelen politikacılar bile' siz misafirsiniz, ev sahibinin işlerine karışmayınız' diyorlardı. Ne yazık ki hala politik katılım istediğimiz düzeyde değil.”  Ünal, Almanya'da yasal imkânların sağlanmış olmasına rağmen toplumda bir dışlama kültürünün olduğunu belirtti. Bütün imkânların sağlanması halinde herkesin siyasi katılıma açık olması durumunda bile toplumun kanaatinin bu olacağını düşünmeyen Ünal, Alman vatandaşlığındaki engellerden en büyüklerinden birinin çifte vatandaşlığın tanınmaması olduğunu belirtti.

Ünal'dan sözü devr alan Can Ünver ise;  bu elli iki senenin çok uzun bir zaman olmadığını, Almanya'nın bir göç ülkesi olduğunu, bu durumu çok geç kabul ettiğini ve bazı alanlarda geriye gidildiğini dile getirdi. Özellikle çifte vatandaşlık için beklentilerin karşılanamaması gibi.

Can Ünver’le bazı noktalarda ortak kanıya varan Mete Atay ise; yaşanan bu elli yıl sürecinde bazı alanlarda ileriye bazı alanlarda ise geriye gidildiğini, elli iki yıldır uyumun tartışılıyor olmasının AB ülkeleri için gerçekten rahatsız edici olduğunu belirtti. Uyum tartışmalarının artık bir kenara bırakılması gerektiğini söyleyen Atay, Almanya'nın bir göç göç ülkesi olduğunu kabul etmesi gerektiğini, göçmenlere de eşit vatandaşlık vererek daha çağdaş göç yasaları çıkartarak bu tartışmalara son vermesi gerektiğini dile getirdi.

Arif Ünal ( Almanya Kuzey Ren Vestfalya Eyalet Milletvekili ve Yeşiller Partisi Sağlık Politikası Sözcüsü )
"Irkçılık insanların sosyal yaşamına bilhassa aktif katılmasını engeller bir faktör haline geldi."

''Almanya'da ve dünyanın birçok ülkesinde olduğu gibi aktif ve pasif katılımı sağlayabilmek için o ülkenin vatandaşı olmak gerekiyor. Alman vatandaşı olmayanlara Almanya ne yazık ki bu güne kadar herhangi bir düzeyde politik katılım hakkını tanımıyor. Bu diğer Avrupa ülkelerinde daha farklı örneğin; Belçika’da Hollanda'da 1984-1985'den beri en azından yerel düzeyde o ülkenin vatandaşı olmayanların bile politik yaşama katılım fırsatı verildi ama Almanya'da bu olanak yok. Dolayısıyla önünde ki en büyük engel Alman vatandaşlığına geçmek. Bir de toplumun size bakış açısı çok önemli. Göç sürecini ise şöyle değerlendiriyorum; gerçekten biz bu elli iki yılın kırk yılını boşa harcadık gibime geliyor Almanya'da çünkü Almanya 2000 yılına kadar ısrarla biz bir göç ülkesi değiliz dedi. Bunu tüm yöneticiler söyledi ve gelenleri misafir işci olarak tanımlıyorlardı. Bir toplum size böyle baktığı zaman insanlar da kendilerini gelip geçici- misafir olarak görüyorlardı. O dönemlerde Türkiye'den gelen politikacılar bile siz misafirsiniz, ev sahibinin işlerine karışmayınız diyorlardı. Ne yazık ki hala politik katılım istediğimiz düzeyde değil. Gerek yerel yönetimler olsun gerek diğer düzeylerde göçmen kökenli Milletvekillerimiz olmasına rağmen bizim politik katılımımız aslında istediğimizin bir hayli altında şu anda. Yaşama katılım konusu ise tartışıldığından çok daha ileri durumda. Almanya'nın büyük şehirlerine baktığımızda %20'sinin %30'nun göçmen kökenli olduğu görülüyor. Bu insanları hayatın her alanında görmeniz mümkün. Kamuoyunda tartışıldığı gibi olumsuz yönleri yok, ben aslında o konuda çok olumlu görüyorum. Yasal imkanlar sağlanmış olsa da Almanya toplumunda bir dışlama kültürü var. Sınıflı bir toplum yapısına sahip.  Alman vatandaşlığında ki engellerden en büyüğü çifte vatandaşlığın tanınmaması durumu. Çifte vatandaşlığın kabul edilmesi bu problemi yani dışlama etkisini önemli ölçüde çözecek gibi duruyor fakat tabii ki bu da yetmeyecek. Almanya'da yabancı düşmanlığı söz konusu. Bunu yenebileceğimizi sanmıyorum çünkü bu her toplumda mevcut ve yabancılara karşı bir önyargı durumunda.  Şu anda Almanya'da bir kaç gelişme var  bunlar olumlu etki yaratacak gibi duruyor. Birincisi; Almanya'da bir çok alanda kalifiye eleman eksikliği başladı. Demografik gelişmeler Almanya'nın yaşlı bir toplum olduğunu, bugün sosyal sistemi ayakta tutabilmek için her yıl en azından iki yüz -üç yüz bin  yeni göçmene ihtiyaç olduğunu söylüyor. Dolayısıyla bu toplumların aslında göçmen kökenli insanlara ihtiyacının olduğu artık yavaş yavaş kabul edilir durumda. 

İkincisi ise; resmi kurumlarda, devlet dairelerinde bugüne kadar gerçekten yapancı kökenli insanlara rastlamak gerçekten pek mümkün değildi. Fakat şimdi  bu çok kültürlü açılım dediğimiz yani her kurumun yaşayan insanların renklerini yansıtması olayı gündemde. 

Bunun dışında Irkçılık insanların sosyal yaşamına bilhassa aktif katılmasını engeller bir faktör haline geldi. Bunu büyük işveren sendikaları, işveren birlikleri de eleştiriyor çünkü bir ülkede eğer yabancı düşmanlığı var ve dışarıda da bu ülkenin böyle bir imajı varsa kalifiye elemanda Almanya'ya gelmez. Dolayısıyla bu ekonomiyi de olumsuz etkileyen bir faktör durumuna geliyor. Irkçılığa karşı mücadelede en azından göçmen kökenli insanların yanında yer alabilecek daha geniş bir yelpaze oluşmaya başladı. Bunun da çok önemli bir gelişme olduğunu düşünüyorum. Geçen hafta İsviçre'de halk oylamasıyla yabancıların sınırını kısıtlama kararı alındı. Almanlar İsviçre'de en büyük yabancı grubu oluşturuyor. Bu sefer Almanlar yabancı oldular ve bu olayda Almanya'da çok yoğun tartışmalara neden oldu.''

Dr.Can ÜNVER ( Göç araştırmacısı, Program danışmanı)
''Almanya'da geçmiş olan bu elli iki yıllık süre uzun bir zaman değil. Almanya bir göç ülkesi olduğunu çok geç kabul etti. Bazı alanlarda geriye gidildi özellikle çifte vatandaşlık için beklentilerin karşılanamaması gibi...''

Mete ATAY (Almanya Türk Öğretmenler Federasyonu Onursal Başkanı )

Almanya göç ülkesi olduğunu kabul etmeli ve göçmenlere eşit vatandaşlık vererek, daha çağdaş göç yasaları çıkartarak bu tartışmalara son vermelidir.

'' Almanya'da yaşanan bu elli yıllık süreçte  bazı alanlarda ileriye gidildi, bazı alanlarda ise geriye gidildi. Elli iki yıldır uyumun tartışılıyor olması AB ülkelerinde gerçekten rahatsız edici.  Artık Üçüncü kuşak Almanya'da yaşamını gerçekleştiriyor. Uyum konusu için uyum dememek gerekiyor. Almanya kendisinin göç ülkesi olduğunu bir türlü kabul etmiyor ve bu gerçeği değiştirmekte mümkün değil artık. Bu uyum tartışmaları bir kenara bırakılmalı, Almanya göç ülkesi olduğunu kabul etmeli ve göçmenlere eşit vatandaşlık vererek, daha çağdaş göç yasaları çıkartarak bu tartışmalara son vermelidir. Çünkü bu her şeyden önce Almanya'ya zararlıdır. 

Yerel seçimlerde göçmenlere oy hakkı tanınması konusunda mücadele ettik. Bunun olmaması sadece Almanya’yı Türk göçmenlerden uzaklaştırmadı, göçmenleri de Türklerden uzaklaştırdı. Çünkü göçmenler kendileri aidiyet duygusu duymadılar. Kendileri yönetimde olmadığı için sorumluluk duygusu duymadılar. Kendilerini hep ikinci, üçüncü sınıf vatandaş olarak kabul ettiler. Halbuki göçmenler bu şansı yakalamış olsalardı hem yönetimde hem de diğer konularda işbirliği yapıp kendilerini daha çok Avrupalı Türk hissetmeleri için bir şans elde etmiş olurlardı. Her şeyden önce insanların düşünce ve bakış açılarını değiştirmesi gerekiyor. Türk kökenli bir Bakanın olması Almanları çok sevindirmiyor, aksine korkutuyor.  Buna gerçekten sevinmeleri gerekiyor ki uyum süreci tamamlansın. Almanya’daki göçmenlerin orta sınıfa veya üst sınıfa gelmelerinden gurur duymalılar. Her şeyden önce bu düşünce yapısının da değişimini gerektiriyor.

Bunun dışında Almanya’nın seçme seçilme vermediği gibi yıllardır yaptığı eksikliklerin başında eğitim politikaları geliyor. Almanya eğitim konusunda köklü değişiklikler yapmadı. Köklü değişiklikler yapmış olsaydı Alman toplumu bu konuda daha hızlı göçmen toplumuyla yaşamaya hazırlanabilirdi. Yıllarca göçmen çocuklara eğitimde eşitlik sağlanmadı, onlar için ayrımcılık değil pozitif ayrımcılık yapmak gerekirken bunlar hep ertelendi, görmezden gelindi. Bu konuda Almanya'nın gerçekten büyük eksiklikleri var.
Bu konuda göçmen ailelere ve Alman hükümetine büyük bir iş düşüyor. Almanya, eğitimi ailenin işi gibi bilmemeli, özellikle Almanya'da eğitim devletin görevidir. Hükümet, özellikle sosyal yönden zayıf olan ve göçmen olan ailelere daha çok yardım etmeli, pozitif ayrımcılık bu konuda uygulanmalıdır.''

Derleme: Ekin Hazal