dil etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
dil etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

14 Nisan 2015 Salı

Kültürün korunması ve saklanmasında anadil

Kültürün korunması ve saklanmasında anadil
Yurtdışında yaşayan Türkiye kökenliler tarafından çıkarılan basılı ve elektronik ortamdaki medyanın anadilin gelişmesine katkısı ve bulundukları ülke kültürünün etkisi.












Prof. Dr. Onur Bilge Kula
Hacettepe Üniversitesi
Edebiyat Fakültesi
Alman Dili ve Edebiyatı Bölümü










Yrd. Doç. Dr.  Nurhan BAŞ
Hacettepe Üniversitesi
Edebiyat Fakültesi
Mütercim tercümanlık Bölümü

Dr. Can ÜNVER
Göç Uzmanı


19 Mart 2014 Çarşamba

Biz burada kalıcıyız - 19 Mart 2014

Tam yurttaşlık için Belçika Türk toplumunun eğitim stratejisi ne olmalı?
Belçika Türk toplumunun genel eğitimlilik düzeyi, eğitime ilişkin sorunları neler?
Belçika Türk toplumunun Belçika’nın tam katılımlı, her hakkını kullanabilen gerçek yurttaşları olabilmesi için nasıl bireyler yetiştirmesi gerekiyor?
Türk toplumu geleceğine yani çocukları ve gençliğinin eğitimine nasıl yaklaşıyor?
Belçika’da tam yurttaşlık için göçmen kökenlilerin eğitim açısından izlemesi gereken strateji nedir?
Öznur Özçelik / Belçika - Brüksel
Eğitimci

Sinan ADA
T.C. Brüksel Büyükelçiliği 
Eğitim Müşaviri

Dr. Can Ünver

Göç Araştırmacısı
Program Danışmanı


süre: 49'13"

Yayından:


19 Mart 2014 tarihinde gerçekleştirdiğimiz ''Biz Burada Kalıcıyız'' programında her hafta olduğu gibi önemli konulara değinildi. Bu hafta Belçika Türk toplumunun genel eğitimlilik düzeyi, eğitime ilişkin sorunları Belçika Türk toplumunun Belçika'nın tam katılımlı, her hakkını kullanabilen gerçek yurttaşları olabilmesi için nasıl bireyler yetiştirmesi gerektiği, Türk toplumu geleceğine yani çocukları ve gençliğinin eğitimine nasıl yaklaştığı, Belçika’da tam yurttaşlık için göçmen kökenlilerin eğitim açısından izlemesi gereken stratejiler konularımız arasındaydı. Programımıza konuk olarak Göç araştırmacısı ve aynı zamanda program danışmanımız Dr. Can ÜNVER , Belçika - Brüksel'de bulunan eğitimci  Öznur ÖZÇELİK ve T.C. Brüksel Büyükelçiliği Eğitim Müşaviri Sinan ADA konuk oldu. Telefon bağlantısıyla yayınımıza bağlanan Öznur Özçelik, Belçika'nın yapısının karışık olması, federal olması nedeniyle üç ayrı dil konuşulduğunu bu yaşanan karışıklığında eğitime yansıdığını dile getirdi. Program danışmanımız ve Göç araştırmacısı Dr. Can Ünver ise bu konuda Belçika'da Türk sivil kuruluşlarının koordineli bir girişim hazırlaması gerektiğini, Belçika’daki Türk toplumunun kurumsal senkronizasyonla olumlu gelişmeler kaydedebileceğini sözlerinin arasına ekledi. Son olarak sözü alan Sinan Ada ise; Öznur Özçelik'le benzer bir düşüncede göçmen çocukların eğitimdeki başarısızlığının nedenini eğitim dilini anlayamamalarından, dil sorunundan kaynaklı olduğunu vurguladı.

 Öznur ÖZÇELİK (Eğitimci)
'' Belçika'nın yapısının karışık olması nedeniyle Belçika'da üç ayrı dil konuşulmaktadır. Bu da  doğal olarak eğitim sistemine yansımaktadır.  Aslına bakılırsa, Belçika'daki eğitim sorunları ana okulunda başlıyor. Türk ailelerin Türkçeye verdiği önem azalır gibi oldu, çocuklarını artık çok fazla Türk okullarına göndermiyorlar. Türkçeye azalan ilgi gerçekten üzücü bir durum. Göçmen çocuklar okul çerçevesinde Türkçe eğitim alamıyorlar. Göçmen aileleri bilgilendirmek ve öz güvenlerini arttırmak lazım. Belçika'da ön yargıların çok olması da göçmenleri zorluyor. Eğitim açısından bir strateji geliştirecek olursak ilk önce aileleri sistemle alakalı olarak bilgilendirmeliyiz. Çocuklarının başarabileceklerine inanmaları gerekiyor. Belçika'daki öğretmenlerin ön yargısı da çocukları için eğitimi sekteye uğratıyor.  Yabancı ülkedeki insanlar işçi çocuğu ne kadar başarılı olabilir diyerekten birçok konuya gerekli önemi vermiyor. Gönlümüz Türkiye'de olsa bile biz Belçika'da kalıcıyız. Hayatımıza bu konunun her türlü altını çizerek, önemseyerek devam etmemiz gerekiyor.  Türk Sivil toplum örgütleri ve politikacılar bir araya gelemiyor. Ortak bir noktada herkes birleşebilirse olumlu gelişmeler olacak. Belçikalıların bizi daha yakından tanıması için dilimizi, kültürümüzü onlara daha yakından tanıtmak gerekir. Artık politikacılarında sivil toplumlarla birlikte ortak çözümler arayacağını düşünüyorum.''

Dr. Can ÜNVER (Göç Araştırmacısı, Program Danışmanı)
'' 1964 yılından itibaren Belçika'ya kömür ocaklarında madenlerde çalışmak üzere gelen Türklerin büyük bir çoğunluğu ilkokul mezunuydu. Fakat bugün Belçika'da yaşayan ebeveynlere çocuklarınızın nasıl, ne okumasını istiyorsunuz diye sorulduğunda %80'i  yüksek okul, üniversite tahsili yapsın diyor. Aslında zihinsel ve niyet olarak iyiye gidiş var. Meseleye Türkiye'den bakınca iki öncelimiz karşımıza çıkıyor. İlki, Türkiye'yle bağların koparılmaması,(bunun için dil çok önemli) diğeri ise orada yaşayan vatandaşlarımızın yaşadıkları ülkede mümkün olduğunca saygın bir konumda yaşamlarını sürdürebilecek bir gelire sahip, iyi eğitim görmüş bir topluluk halinde yaşamalarını görmek...Bu bizim önceliklerimizdir. Belçika diğer ülkelere nazaran daha liberal bir tavır içerisindedir. Eğitim konusunda değilse bile birçok konuda böyledir. Belçika'da Türk sivil kuruluşlarının koordineli bir girişim hazırlaması gerekiyor. Belçika'daki Türk toplumunun kurumsal senkronizasyonla olumlu gelişmeler kaydedeceğini düşünüyorum.''

Sinan ADA (T.C. Brüksel Büyükelçiliği Eğitim Müşaviri)
'' Önceki yıllarda yapılan araştırmalarda Türk toplumunun ve göçmenlerin Belçika toplumuna göre eğitim düzeyinde aşağı olduğunu biliyoruz. Bir çocuk dünyaya geldiğinde ilk iş olarak ana dilini öğreniyor. Belçika'daki göçmen Türk çocukları tam anlamıyla Türkçeyi öğrenemiyor. Belçika on iki yıl zorunlu eğitim vermektedir. (Toplam altı yaşından on sekiz yaşına kadar.) İlk altı yıldan yani ilkokuldan sonra yönlendirme yapılmaktadır. Bunlar genel eğitim, teknik eğitim ve mesleki eğitimdir. Türk çocuklarımız ise genelde meslek eğitimine başvuruyor. Göçmen çocukların eğitimdeki başarısızlığının nedeni eğitim dilini anlayamamalarından ve dil sorunundan kaynaklıdır. Sosyal politika açısından Belçika'da işsizlik parası mevcuttur. %30 civarında Türk göçmen bundan faydalanıyor. Bu durumda çocuklarımıza kötü bir örnek teşkil etmektedir. Önce çocuklarımıza hedef koymak gerekiyor. Meslek tanıtım günleri düzenlemek hedeflerimiz arasında. Çocuklarımız hedeflerini bulduğu zaman daha da iyi yerlere geleceğimize inanıyorum.''

Derleyen: Ekin Hazal Doğruyusever

5 Mart 2014 Çarşamba

Biz burada kalıcıyız - 5 Mart 2014

Programı canlı dinlemek için CANLI linkine tıklayın; radyodan dinleyemediyseniz sayfaya daha sonra eklenecek yayını dinleyin linkini tıklayın

Göçmenlikten yurttaşlığa geçişte önemli bir unsur olarak eğitim

Almanya Türk toplumunun genel eğitimlilik düzeyi, eğitime ilişkin sorunları neler?
Almanya Türk toplumunun Almanya’nın tam katılımlı, her hakkını kullanabilen gerçek yurttaşları olabilmesi nasıl bireyler yetiştirmesi gerekiyor?
Türk toplumu geleceğine yani çocukları ve gençliğinin eğitimine nasıl yaklaşıyor?
Almanya’da tam yurttaşlık için göçmen kökenlilerin eğitim açısından birlikte hareket etme zorunluluğu var mı?

Dr. Ali Sak     
Almanya Kuzey Ren Vestfalya Veli Derneği Başkan Yardımcısı


Mete Atay

Almanya Türk Öğretmenler Federasyonu Onursal Başkanı

Dr. Can Ünver
Göç Araştırmacısı
Program Danışmanı

Doç. Dr. Murat Erdoğan
Hacettepe Üniversitesi
Göç ve Siyaset Araştırmaları Merkezi Müdür

Yayından:

5 Mart 2014 tarihinde gerçekleştirdiğimiz ''Biz Burada Kalıcıyız'' programında Almanya'da uygulanan eğitim konusu ele alındı. Almanya Türk toplumunun genel eğitimlilik düzeyi, eğitime ilişkin sorunları, Almanya Türk toplumunun Almanya’nın tam katılımlı, her hakkını kullanabilen gerçek yurttaşları olabilmesi, bireylerin  nasıl yetişmesi gerektiği ve Türk toplumunun geleceğine yani çocukları ve gençliğinin eğitimine nasıl yaklaşıldığı program boyunca konuşulan konular arasındaydı. Almanya Kuzey Ren Vestfalya Veli Derneği Başkan Yardımcısı Dr. Ali SAK, Almanya Türk Öğretmenler Federasyonu Onursal Başkanı Mete ATAY, Program danışmanımız- Göç araştırmacısı Dr.Can ÜNVER ve Hacettepe Üniversitesi Göç ve Siyaset Araştırmaları Merkezi Müdürü  Dr. Murat ERDOĞAN'ın katıldığı programda sırasıyla Almanya'da uygulanan eğitimin artıları ve eksileri ele alındı. İlk olarak sözü devralan  Ali Sak, Almanya'daki Türk toplumunun eğitim düzeyinin istenilen boyutta olmadığını  ve  genel olarak Almanya'ya bakıldığında tek dil ve tek kültür anlayışların olduğunu ve bu anlayışın topluma genel olarak yayıldığını dile getirdi. Mete Atay ise tarihi bir bakış açısıyla değerlendirerek Almanya'nın 1970'lerden beri eğitim sistemi üzerinde ki sorunlarına kulak tıkadığını belirtti. Program Danışmanımız Can Ünver ise; Almanya'daki eğitim sisteminin bir bütün olarak ele alınması gerektiğini vurguladı. Son olarak görüşlerini belirten  Murat Erdoğan ise; Türk göçmenlerin Almanya'da yaşadığı sorunlar arasında çocuklarının üniversiteye mi  yoksa meslek okullarına mı gitsin ikilemi arasında kaldığını dile getirdi.

 Dr. Ali SAK (Almanya Kuzey Ren Vestfalya Veli Derneği Başkan Yardımcısı)
''Almanya'daki Türk toplumunun eğitim düzeyi istenilen boyutta değildir.   Bunun da değişik sebepleri vardır. Düşük eğitim seviyesi mutlaka arttırılmalıdır. Dernek olarak veli seminerlerinde  velilere eğitimin önemini anlatıyor ve karmaşık olan eğitim sistemini açıklayarak okullarda aktif olmaları gerektiğini öneriyoruz.. Bakanlıkla ortak çalışmalarımız var. Veliler bize ayrımcılık şikayetiyle geliyor. Özellikle ana dil konusunda yoğun şikayetler geliyor.  Kanuni dayanağı olmamasına rağmen okullarda Türkçe konuşma yasağı getiriliyor . Türkçe konuşma yasağında ilgili Müdürlüklere yazışmalarda bulunuyor, şikayetlerimizi belirtmeye çalışıyoruz. Ana dil derslerinde kısmen başarılıyız fakat ana dil derslerine katılım gittikçe azalıyor. Almanya'da tek dil ve tek kültür anlayışı var. Bu anlayış toplumun geneline doğru yayılmıştır. Genel olarak Almanya ve Hollanda gibi ülkelerde bulunan Türk kökenli insanların beraberinde getirmiş oldukları  eğitim seviyeleri  %60 dolayında. Görüldüğü gibi eğitim seviyesi düşük fakat göçmenliklerde bu aşağılanma duygusu ve kendini ispatlama isteği bunu aşıyor ve kendi çocuklarının eğitim seviyesinin kendilerinden çok  daha ileri olmasını istiyorlar. İstemekle beraber bunun yolunu bulamıyorlar. Bence sıkıntı yaşadıkları nokta tam olarak budur. Türkiye'yi- kendi hükümetimizi de bu yönden eleştirmeliyiz. Yıllardır Almanya'da on üç konsoloslukta eğitim ataşesi yok, kadrolar boş kalmakta. Kendi hükümetimizin bu yönde ki duyarsızlığı  bizi üzüyor. Maalesef zor şartlar altında sivil toplum kuruluşlarımız kendi değerleri için çabalıyor. Türk eğitim sistemi ile Alman eğitimi arasında farklılıklar vardır. Almanya'da okullar, meslek okulları ve üniversiteler olmak üzere ikiye ayrılır. Türkiye'den getirdiğimiz bir anlayış var o da şudur; eğitimde başarılı olmanın koşulu üniversite bitirmektir düşüncesi ama Almanya için bu geçerli değil. Meslek okulları da büyük bir öneme sahip. Alman eğitim sistemi çocuğu kapasitesine göre ayırıyor. Bu ayrımı iyi bilmemiz gerekiyor ve Alman eğitim sisteminin bu avantajının da iyi kullanılması gerektiğini düşünüyorum.''

Mete ATAY (Almanya Türk Öğretmenler Federasyonu Onursal Başkanı )

''Göçmenlerin başarısızlığı genellikle eğitim eksikliğinden kaynaklanıyor. Almanya göç ülkesi olduğunu kabul etmekte direniyor. 2000 yılından sonra Almanya yavaş yavaş göç ülkesi olduğunu kabul etmeye başladı. Almanya'nın bir an evvel toplumsal yapısıyla eğitim sistemi arasında bir bağ kurması gerekiyor. Alman toplumu ile eğitim sistemi çakışıyordu. Toplum çok kültürlü iken eğitimde tek kültür çatısı altında birleşiyorlardı. Bunun sıkıntıları yaşandı ve hala yaşanıyor.
Uluslararası bir düzeyde Almanya 1970'lerden beri bu eğitim sorunlarına ve başka ülkelerin görüşlerine hep kulak tıkadı. 70'li 80'li yıllarda  göçmen çocukların zeka seviyesine, yaş ortalamasına bakmadan hepsini bir sınıfta topladılar çünkü çocuklara geçici gözüyle bakılıyordu. Bu günlerde  geçmişte yapılan bu yanlışların sıkıntılarını çekiyoruz. Göçmen çocuklarımız, Almanca öğretilerek veya yeteneklerine göre yönlendirilmiş olsaydı birtakım sorunlar yaşanmayabilirdi. Bu aynı zamanda  göçmenler açısından Alman eğitim sistemine güvensizliği de beraberinde getirdi. Türk ve Alman eğitim sistemi arasında ki farkı Türkler hala anlamış değil. Türkler çocuklarının meslek eğitimi almasını değil daha çok üniversite eğitimi almasını istiyor ve bu yönde zorluyor.  Bu yüzden çocuk ile aile arasında yaşanan sorunlarda artıyor.  Türkler, meslek öğrenmenin aslında iyi bir şey olduğunu tam olarak idrak edemiyorlar.Veliler mutlaka bilinçlendirilmelidir.  Bu konuda ve çocuklarının yetenekleri konusunda bilgilendirilmeleri çok önemlidir.''

Dr.Can Ünver ( Göç araştırmacısı- Program Danışmanı)

'' Alman Anayasasına göre her eyaletin kendine has eğitim politikaları olabiliyor. Burdan ortaya çıkan bir sorun var. Yaklaşık elli küsür senedir göçmen sorunu denilince akla ilk olarak eğitim sorunu gelmiştir. Okula giden çocuklar  dördüncü kuşak ve bu kuşak düşünülecek olursa bu sıkıntıların çoktan giderilmesi gerekirdi. Kuzey  Ren Westfalya Eyaleti eğitim konusunda daha liberal düşünmektedir. Bu eyalette Türkçenin yabancı dil olarak kabul edilmesi konusunda önemli kazanımlar elde edildi. Bana göre eğitimi bir bütün olarak ele almalıyız bu mantığa göre eğitim, ana kucağından itibaren başlamalıdır. Dil konusunda çok büyük sıkıntılar yaşanmakta...Eğitim sosyologları önce ana dilin öğrenilmesini  daha sonra yabancı dilin öğrenilmesi gerektiğini savunuyor.Almanya'da ise bunun tam tersini savunulmaya başladı. Algı yönetimine ihtiyacımız var. Bu yüzden yeni  taleplerde bulunmak lazım. Göçmen kökenli Türklerin Almanya'da yeni bir şevkle eğitim konularını a'dan z'ye ele almaları ve ve yeni bir algı içerisine sokmaları gerekiyor. Alman eğitim sisteminde elitist bir yapı mevcuttur. Bu elitistlik Almanya'nın genel eğitiminde bir sorun aslında.. Alman toplumunda alt katmanda olan insanların çocukları genelde doktor veya mühendis olarak yetişmiyor veya aralarından çıkmıyor. Böyle düşünüldüğünde sorun direk olarak göze çarpıyor.''

 Dr.Murat ERDOĞAN ( Hacettepe Üniversitesi Göç ve Siyaset Araştırmaları Merkezi Müdürü)

''Türk göçmenlerin Almanya'da yaşadığı sorunlar arasında çocuklarının üniversiteye mi  yoksa meslek okullarına mı gitsin ikilemi  yer alıyor. Almanlar göçmen çocukların kendi eğitim seviyelerini düşürdüğünü söylüyor. Temel sorunlar aslında burada başlıyor.''

Derleyen: Ekin Hazal

19 Şubat 2014 Çarşamba

Biz burada kalıcıyız - 19 Şubat 2014

Programı canlı dinlemek için CANLI linkine tıklayın; radyodan dinleyemediyseniz sayfaya daha sonra eklenecek yayını dinleyin linkini tıklayın

Göçmenlikten yurttaşlığa geçişin temelleri – Hollanda Türk Toplumu
Türkiye kökenlilerin Hollanda’da yaşama katılım düzeyi

2013’te yapılan seçimler sonunda siyasi katılımla ilgili durum 


Göç kökenliler açısından bir ülkenin yerleşik yurttaşları olmak yaşamlarında nasıl bir değişiklik getirecek?

Göçmenlikten yurttaşlığa geçişte engeller, fırsatlar

Ahmet AZDURAL
Hollanda Türkler için Danışma Kurulu Müdürü








   Süre: 50'26"


Dr. Veyis GÜNGÖR
Hollanda Türkevi Araştırmalar Merkezi Başkanı

Dr. Can Ünver
Göç Araştırmacısı
Program Danışmanı



19 Şubat 2014 tarihinde gerçekleştirdiğimiz  ‘’Biz Burada Kalıcıyız’’ programında önemli  konulara değinildi.  Göç  araştırmacısı Dr. Can ÜNVER, Hollanda Türkevi Araştırmalar Merkezi Başkanı  Dr Veyis  GÜNGÖR  ve Hollanda  Türkler için Danışma Kurulu Müdürü Ahmet AZDURAL’ın  katıldığı programda  göçmenlikten yurttaşlığa geçişin temelleri  ve Hollanda Türk toplumu konuşuldu.  2013’te yapılan seçimler sonunda siyasi katılımla ilgili durum, göçmenlikten yurttaşlığa geçişte karşılaşılan zorluklar ve fırsatlar konuşulan konular arasındaydı.
Türk kökenlilerin Hollanda’da 2013’te yapılan seçimler sonunda geldiği durumu anlatan Ahmet Azdural, 14 mayıs 2014 tarihi ile Hollanda arasında karşılıklı göç anlaşması imzalanmasının 50.yılı olacağını belirterek Türk toplumunun geçici işci göçünden yerleşik hayata geçiş sürecini tamamlamak üzere olduğunu söyledi.Geçen sürede Türk toplumunun bazı alanlarda başarılı olduğuna bazı alanlarda ise yeterince başarılı olamadığına değinen Azdural, başarılı olduğu alanların başında ‘’siyasal katılım’’ ve ‘’girişimciliğin ‘’  önde geldiğini belirtti. Türklerin Hollanda’da en iyi katılımı gösteren ve kamu yönetiminde en geniş sorumluluk alan etnik bir grup özelliği taşıdığını belirten Azdural,19 Mart 2014 tarihinde Hollanda’ da yerel seçimlerin yapılacağını ve özellikle Türk kökenli adayların çok sayıda bulunacağını sözlerinin arasına ekledi. Tüm bu başarılara karşı Eğitim alanında ciddi sorunların yaşandığını ve Hollanda-Türk toplumunun özellikle bu alanlarda bulunan fırsatlardan yeterince yararlanamadığı anlamına  geldiğini söyleyen Azdural, yaşanan olumsuzlukları sıraladı. Aynı konuda göçmen algısına değinen Can Ünver ise;  göçmen olgusunun bir takım sembollerden oluştuğunu, bu sembollerin zaman içerisinde oluştuğunu ve kolay kolay geçmediğini belirterek,  algının değişmesi için sadece Türklerin ve göçmenlerin çaba göstermesinin yetmediğini bu algının değişimine hazır olan bir toplum içerisinde yaşamak gerektiğini dile getirdi. Azdural gibi eğitim sorununa değinen Can Ünver,  bu algıyı kaldırmak için yapılabilecek en etkili şeyin eğitim seferberliği olduğunu söyledi. Sözü devralan Veyis Güngör ise; göçmenlikten yurttaşlığa geçişte birçok alanda yurttaşlığa geçmiş bulunmakta olunduğunu, Türklerin Hollanda da siyasi katılımda önemli bir yerlere geldiğini ve diğer ülkelere bakıldığında Hollanda’ da 25 yıldır bu hakka sahip olduğunu sözlerine ekledi.

Ahmet AZDURAL (Hollanda  Türkler için Danışma Kurulu Müdürü)

Hollanda’da 50 yıllık süreçten geçip bugüne kadar gelen Türk toplumunun temel hedefi kendi kabuğunu kırarak Hollanda toplumuna daha iyi açılmak olmalıdır.

‘’ 14 mayıs 2014 tarihi ile Hollanda arasında karşılıklı göç anlaşması imzalanmasının 50. yılına gireceğiz. Geride bıraktığımız bu 50 yıla geniş bir açıdan baktığımızda şöyle bir manzara görüyoruz; Türk toplumu geçici işci göçünden yerleşik hayata geçiş sürecini tamamlamak üzere..Geçen sürede Türk toplumu bazı alanlarda başarılı oldu bazı alanlarda ise yeterince başarılı olamadı. Başarılı olduğu alanların başında siyasal katılım ve girişimcilik önde gelmektedir. Yaklaşık yirmi bin girişimcisiyle en genç girişimci grubunu oluşturuyor. .Halen Türk kökenli altı milletvekili Mecliste bulunuyor. On iki eyalet Milletvekili eyalet meclislerinde görev yapıyor ve iki yüz dolayında seçilmiş belediye meclisi üyeleriyle sayısal anlamda bakıldığında göreceli olarak Hollanda’ da en iyi katılımı gösteren ve kamu yönetiminde en geniş sorumluluk alan etnik bir grup özelliği taşımaktayız. .19 Mart 2014 tarihinde Hollanda’da yerel seçimler yapılacak ve özellikle Türk kökenli adaylar çok sayıda bulunmakta. Yani artık çok farklı toplumsal kesimlerden de Hollanda siyasal hayata katılım mevcut.Türkler arasında örgütlenme oranı genel olarak diğer gruplara göre daha yüksek olması ve bunda da kendi iç sosyal ilişkileri sayesinde örneğin suç olayına karışan gençlerin oranının bazı azınlık gruplarından daha düşük olması da bu içine kapanık toplum yapısının avantajları olarak görülmektedir.  Bunun nedeni olarak da Türk toplumunun daha içine kapanık bir yapısı olduğunu dile getirir Sosyal Bilimciler..Tüm bu başarılara karşı eğitim alanında ciddi sorunlar yaşanıyor bu da Hollanda-Türk toplumunun özellikle bu alanlarda bulunan fırsatlardan yeterince yararlanamadığı anlamına da geliyor.  Bunlara kısaca bakacak olursak; örneğin eğitimde başlıklar halinde bir iki noktaya değinmek istiyorum .Temel eğitimde Türk çocuklarının eğitime 2 yıl geç başlamaları özellikle dil konusunda ciddi sıkıntıları yaratıyor.
Sekiz yıllık temel eğitim sonunda çocuklarımızın %60ı  düşük seviyeli meslek okullarına yönlendiriliyor. Türk çocuklarının yaklaşık %40'ı temel eğitimde sahip olduğu zeka düzeyinin altında başarı gösteriyor. Bunun nedeni Hollanda Eğitim-Sen'in bizim çocuklarımızı eğitmede başarısız olması, öğretmenlerin beklentilerinin çok düşük olması, çocuklarımızla yeterince ilgilenmemeleri, çocuklarımızın dil sorunu yaşamaları... İş piyasasına baktığımızda halen özellikle gençler arasında %30, yetişkinlerde ise %17 oranında işsizlik görülüyor. Hollanda’da 50 yıllık süreçten geçip bugüne kadar gelen Türk toplumunun temel hedefi kendi kabuğunu kırarak Hollanda toplumuna daha iyi açılmak olmalıdır. Buna da isterseniz Türkiye'deki popüler deyişle Hollanda içinde yapmak zorundayız. Siyasi partiler başta olmak üzere Hollanda toplum yapısına yön veren tüm kurum ve kuruluşlarda yer alarak etkili olmalıyız. Sadece kendi grubumuzla ilgili Hollanda toplumunun genelini ilgilendiren sorunlar konusunda çözüm arayışlarında aktif şekilde yer almalıyız .Sonuç olarak gelinen nokta da bu ülkede eşit koşullarda tam vatandaşlık olması gerektiğini düşünüyorum fakat bu yeterli olmuyor. Hollanda toplumunun da biraz daha açılması gerekiyor. Hollanda son 12 yıldır yabancılara kapısını kapatmış ,içine kapanık bir ülke olarak gözüküyor. Onların da kendilerini daha çok yeni gruplara açması gerektiğini kabullenmesi gerekiyor. Bizlere de büyük görevler düşüyor.  Türkiye kökenli olmamıza rağmen aynı zamanda Hollandalıyız bu süreçte. Geleceğimizi Hollanda üzerinde düşünmeliyiz. Her ne kadar Kalbimiz ana vatan Türkiye’de atsa da yavru vatan Hollanda’yı da geleceğimizin, çocuklarımızın olduğu gerçeğini de giderek  daha çok benimsemeliyiz. Önümüzde ki dönemin hedefi kısaca bir cümleyle özetlenebilir, Hollanda artık bizimde ülkemiz. Değişen dünya gerçeğini hepimiz kabullenmek zorundayız . Son yıllarda ABD ikiz kulelere yapılan saldırılar ve bunun akabinde Hollanda ‘da bir siyasi parti liderinin öldürülmesi daha sonra bir film yönetmeninin aşırı İslamcı olduğu söylenenler tarafından öldürülmesi bu gibi olaylar Hollanda’da farklı gruplar arasında ki uçurumları çok derinleştirdi ve özellikle yabancılara ve Müslümanlara karşı bir tavır oluştu.Günümüzde 10- 12 yıldan beri bu süreç devam etmektedir. Yabancılar bu ülkeye bir yük olarak gösteriliyor. Onların katkıları, çabaları küçümseniyor bir anlamda ötekileştiriliyorlar. Bu konu Türklerin daha da içine kapanmasına sebep oldu. Bu süreçte Hollanda farklı bir politika izlemeli ve kendi vatandaşları gibi bir çizgi izlemeli mesela buna örnek olarak ABD ‘de Obama her sene Ramazan ayında Beyaz Sarayda iftar yemeği veriyor ve burada Müslümanların varlığını kabul eden onları takdir eden bir nevi kucaklayıcı bir politika izliyor. Hollanda ‘da fırsat eşitliğinin gelmesi gerektiğini düşünüyorum.  Örneğin eğitimdeki iş gücü piyasasındaki mağduriyet gibi.. İş gücü alanında yaşanan mağduriyetin en büyük sebebi ayrımcılıktır.Bu anlamda devlete çok görev düştüğünü ve kapsayıcı,kucaklayıcı politikalar izlenmesi gerektiğini düşünüyorum.’’

Dr. Can ÜNVER   (Göç  araştırmacısı,Program Danışmanı)

Eğer yaşadığınız toplumda geneli ilgilendiren sorunlar varsa bu sorunlarla ilgili olarak bir duruşunuz olduğunu ve o duruşunuzla ilgili olarak demokratik haklarınızı kullanmak suretiyle o toplumda söz sahibi olduğunun anlatılması gerekmektedir. 

‘’Göçmen algısı bir takım sembollerle oluşuyor.Bu semboller zaman içerisinde oluşuyor ve kolay kolay ortadan kalkmıyor. Algının değişmesi için sadece Türklerin ve göçmenlerin çaba göstermesi yetmiyor. Bu algının değişimine hazır olan bir toplum içerisinde yaşamak gerekiyor. Artık dünyada yeni oluşumlar meydana geliyor dolayısıyla bu yeni oluşumlar içerisinde eskiden kalma,hükmü kalmamış bir takım algıların değişmesi gerekiyor. Bizim Müslüman olmamız belki eğitim düzeyimizin çok iyi olmadığına ilişkin algı bir takım farklı düşüncelerin oluşmasına neden oluyor. Bizim bu algıyı kaldırmak için yapabileceğimiz en etkili şey’’ eğitim seferberliğidir’’.Eğitim seferberliğinden kasıt o ülkenin sunmakta olduğu hizmetlerden, eğitim hizmetlerinden en geniş biçimde yaralanmaktır.İkincisi, toplumu ilgilendiren konularda söz sahibi olmaya çalışmaktır. Eğer yaşadığınız toplumda geneli ilgilendiren sorunlar varsa bu sorunlarla ilgili olarak bir duruşunuz olduğunu ve o duruşunuzla ilgili olarak demokratik haklarınızı kullanmak suretiyle o toplumda söz sahibi olduğunun anlatılması gerekmektedir. Bu algıları bu şekilde kırmak mümkün olacaktır. Avrupada'ki elli küsürlük göç tarihimizin bu zamanlarında önemli bir kırılma meydana gelmektedir.’’

Dr. Veyis  GÜNGÖR  (Hollanda Türkevi Araştırmalar Merkezi Başkanı)

Hollanda Türk Toplumu daha çok içine kapanık bir yapılanma ve örgütlenmeyi sağlamış durumda. Her ne kadar bedenleri Hollanda da olsa da, gönülleri fikirleri, günlük siyasi gündemi Türkiye'yi takip etmekle geçiyor.

‘’Göçmenlikten yurttaşlığa geçişte bir çok alanda yurttaşlığa geçmiş bulunmaktayız .Bu yıl Hollanda’ya göçün 50.yılı ancak biz içinde yaşadığımız Hollanda toplumunun hala içince olmadığını gözlemliyoruz. Hollanda Türk Toplumu daha çok içine kapanık bir yapılanma ve örgütlenmeyi sağlamış durumda. Her ne kadar bedenleri Hollanda da olsa da, gönülleri fikirleri, günlük siyasi gündemi Türkiye'yi takip etmekle geçiyor. Bu yönden bu toplumun hala içinde olmadığımızı söyleyebilirim. Somut bir örnek vermek gerekirse 19 Mart’da belediye seçimleri var Türkiye'de de var ama Hollanda'daki Türklere  sorduğumuzda akla ilk gelen Türkiye'de ki yerel seçimlerdir.Tabi ki bu göçmen için arzu edilmeyen bir yapı. Diğer göçmen gruplarında bu az rastlanıyor. Bunun nedeni Türkiye'de ki güçlü bağlarımız olabilir. Hollanda da siyasi katılımda önemli  yerlere geldik. Diğer ülkelere bakıldığında Hollanda’da 25 yıldır bu hakka sahibiz. Siyasi katılımın ölçüsü sadece sandığa gidip oy kullanmak demek değildir. Bu vazifeyi üstlenmekle bu sağlanabilir. Siyasi katılım sadece Milletvekili olmak değildir. Diğer organların her  görevinde yer almaktır. İslamifobik, ırkçılık, ayrımcılık olduğu sürece  biz bu durumdan çıkamayız. Okullarda kurumsal ayrımcılık var. Siyah saçlı çocuklara siz Hollandalı değilsiniz deniliyor.  Dolayısıyla bu çatışma olmasa bile bu ayrışma günümüz Batı toplumlarında devam edecek  gibi duruyor. Umarım 2014 yılı göçün 50.yılında Hollanda’da nereden nereye geldiğimiz konusunda önemli bir fırsat olur.

Derleme: Ekin Hazal

24 Ocak 2014 Cuma

Biz burada kalıcıyız - 29 Ocak 2014

29 Ocak 2014 Çarşamba Türkiye saatiyle 14.05'te kulağınız Türkiye'nin Sesi'nde olsun 
Hollanda Türk toplumu 50 yılda nereye geldi, nereye gidiyor?
Göçmenlikten yurttaşlığa giden yolun neresinde?
Parlamentodaki 5 Türkiye kökenli milletvekili ne anlama geliyor?


Adnan Tekin
Kuzey Hollanda Eyalet Meclisi Üyesi
İşçi Partisi AP Milletvekili adayı


Yusuf Özkan
Gazeteci


Doç. Dr. Murat Erdoğan
Hacettepe Üniversitesi
Göç ve Siyaset Araştırmaları Merkezi Müdürü
     Süre: 49'41"


Dr. Can Ünver
Göç Araştırmacısı
Program Danışmanı
 Meraklısına:
Hollanda'nın En Yalnızı Türkler: 
Türkler Göçmenlik Tarihini Yeniden Yazıyor
Turkish talent turns back on Netherlands
Dutch Turks moving ‘back home’: No Turk among 
Turks
Yayından:


Yusuf Özkan:

"Her 3 Türk'ten birisi iş bulma sırasında ayrımcılığa uğradığına inanıyor"


“Türk toplumu açısından başlıca 2 başlık öne çıkıyor. Birincisi ayrımcılık ikincisi ekonomik sorumluluklar. Özellikle Euro'ya geçilmesinin ardından ekonomik anlamda sorunlar giderek büyüdü. İşsizliğin giderek artması da bu sorunun daha da büyümesine yol açtı.  Ocak 2014'ten itibaren Romanya ve Bulgaristan vatandaşları da Avrupa Birliği sınırları içinde serbest dolaşım ve çalışma hakkını elde ettiler. Bu da artı bir olumsuz yük getirdi burada yaşayan Türklere ve diğer göçmenlere. Özellikle iş pazarında yoğun sıkıntılar yaşanmaya başladı. Buradaki insanların aldığı ücretlerin çok daha azına çalışıp haksız rekabet yarattılar. Düşük ücretle çalışıyorlar ve sosyal açıdan iş yerine artı yük getirmiyorlar. Böyle olunca da iş pazarı daralıyor buradaki göçmenler açısından.

“Hollanda Sosyal ve Kültürel Araştırma Bürosunun bir anketi yayınlandı ve geçen yıl 2013 yılında Hollanda'da her 4 kişiden birisi cinsiyet ayrımından ırk ayrımına, yaş ayrımına kadar ayrımcılığa uğramış. Özellikle Türkler açısından ön plana çıkan iş pazarı açısından ayrımcılık. Her 3 Türk'ten birisi iş bulma sırasında ayrımcılığa uğradığına inanıyor. 2014'te de bu sorunun giderek artması bekleniyor.

“Yabancılara karşı yoğun bir ayrımcılık söz konusu... Bunları yapanların başında polis geliyor. Hollanda polisinin ayrımcılığı kültürel bir sorun haline getirdiği söyleniyor. Bu uluslararası raporlara yansıdı.  Bu sorunlarla mücadele edebilecek bir örgütlenme henüz mevcut değil. Çünkü kendi gücünü gösterecek, sözünü dinletecek kadar etkin bir çalışma yapamıyor buradaki Türk sivil toplum kuruluşları.

“ Bundan bir önceki kabine döneminde ekonomi bakanı açıklama yaptı; iş bulma bürolarına ve iş yerlerine işçi alımına yerleşik Hollandalılara daha fazla öncelik tanınması açısından bir açıklama yaptı. Bu hem ayrımcı hem de suç barındıran bir açıklamaydı ancak buna sivil toplum kuruluşlarından sert bir tepki gelmedi. Sanki herkes kendi yerini kabullenmiş, başımıza bela almayalım gibi bir anlayış içerisindeler.
“ İşsizlik oranı 21-28 yaş arasında yerli Hollandalılarda %11 iken Türk ve Faslı gençler arasında %30lara çıkıyor. Bu yüzden bir çok insan ne iş olsa yaparım durumuna geldi. İyi eğitim aldığı halde iş bulamayan çok sayıda göçmen genç var. En fazla etkilenen kesim bunlar.
“Geçen seçimlerde sosyal haklar bağlamında Hollandalı Türklerin birinci tercihi işçi partidir. İşçi partisinden 5 tane milletvekillini meclise soktular. Seçim döneminde toplumun tamamına ulaşılamadığını düşünüyorum ben. Türkler arasında oy kullanma oranının yeterli değil. Hollanda parlamentosunda 150 milletvekili var bunlardan 6 tanesi Türk kökenli. Türk örgütlerinin araştırmalarına göre en az 500.000 Türk'ün Hollanda'da yaşadığı görülüyor. “

Can Ünver:
“Hollanda'da yaşayan Türkler artık misafir sayılmaz. Bizim programın adına da uymuyor onların orada misafir olması. Bir burada kalıcıyız diyoruz. Daha evvel çok daha liberal politika izleyen Hollanda'da ilk yabancılara karşı saldırılar 1972 yılında Amsterdam'da oldu ondan sonra çok ciddi tedbirler aldı Hollanda hükumeti ayrımcılığın ve ırkçılığın önlenmesi için. Aslında Hollanda toplumunun yapısı ayrımcılığa müsait değil fakat özellikle 11 Eylülden sonra aşırı sağcı partiler sanatçılar ve benzerleri ortaya çıkınca toplumda maalesef tepkiler oluştu ve yabancılar rahat rahat yaşarken kendilerini bir anda yabancı hissetmeye başladılar. Hollanda'nın maalesef böyle bir talihsizliği oldu.”

Murat Erdoğan:
“Görebildiğim kadarıyla Hollanda'da bizim Türk siyasi aktörlerimiz gayet aktif  ve uzun bir geleneğe sahipler. Bunun çeşitlenmesi, bir parti üzerinde toplanmayıp diğer partilere de dağılması güzel bir şey. Son dönemde yoğun olarak Hollandalı olup Türkiye'ye gelip top oynayan futbolcular var. Örneğin; Kuyt gibi Sneijder gibi daha önce Van Hooijdonk gibi vesaire. Şimdi bunların varlığı Türkiye'nin Hollanda'ya aktarımında oynadığı rol önemlidir. İstanbul'un verdiği  görüntü çok pozitif bir görüntü ama onun ötesine gelindiğinde orada sıkıntılar başlıyor. İstanbul'u ayrı bir ülke olarak bölüp Avrupa Birliğine sokup belki ondan sonra peyderpey biz de gidebiliriz.”

Adnan Tekin:
“Avrupa parlamentosu seçimlerinde işçi partisinden 7. sırada adayım. Avrupa'nın önemini geçtiğimiz yıllardaki ekonomik krizde gördüm. Üç yılda en fazla ekonomi ve yöneticiliğe ağırlık verdim. Zamanında Hollandalı vatandaşlardan bile fazla sayıda Türk'ün sandığa gittiği oldu. Ne yazık ki bu son 6-7 yılda %80'den % 45'e düştü.

“Benim uzmanlık alanım iş pazarı ve eğitim.. İş pazarında çok sayıda çalışmalarımız oldu. İş pazarının herkese açık olması gerektiğini düşünüyorum. Hollanda'daki işsizlik oranı %8 ancak bunun Avrupa Ülkelerinde %3'ün üstüne çıkmaması gerektiğini düşünüyoruz, bu yönde çalışmalarımız olacak. Ben hem siyasetçiyim hem de bürokratım. Üst düzey eğitime bakıyorum. Hollanda vatandaşı ne istiyorsa bizim bunu Brüksel'e götürmemiz gerekiyor. Her ülke aynısını yaparsa Brüksel'in önemi daha da artar.

“Almanya'da Merkel ve Sosyal Demokratla yeni bir parti kuruldu. Şu ana kadar Almanya'da asgari ücret yoktu. Bu sosyal demokratlar hükumete girince asgari ücrette anlaştılar. Bu tür çalışmalar çok önemli Avrupa için. Çünkü aşırı göçleri durdurmak için asgari ücret uygulaması olması gerekiyor. Bunları yapmadıktan sonra Avrupa boş olur.
“Şuan ortalama 400.000 Türk vatandaşı var Hollanda'da. Bunların %75'i çifte vatandaş. Ancak bu vatandaşların seçimlere ilgisi çok düşük. Üç Sene önce Amsterdam yerel seçimlerinde bizim oranımız %45'e düşmüştü.

“Tek taraflı düşünmekten ziyade iki taraflı düşünülmesi taraftarıyım. Çok kültürlü bir toplumuz. Türkiye'de de Hollanda'da da böyle. Seçmenler bu konuda duyarlı.


“Ana dil konusunda annem beni örnek gösteriyor. 4 yaşıma kadar Hollandaca konuşmamışım ondan sonra bir anda Hollandaca konuşmaya başladım. Bu örneği siyasetçi olarak da bürokrat olarak da veriyorum. Temelde ana dilini iyi öğrenen birisi diğer dilleri de iyi öğrenir. Bu, okul içinde mi olur okul dışında mı olur o siyasi bir tartışma.” 

7 Ocak 2014 Salı

Biz burada kalıcıyız - 8 Ocak 2014

8 Ocak 2014 programı
Avusturya'da yaşayan Türkiye kökenliler için katılım, vatandaşlık, önemli sorunlar, geleceğe ilişkin kaygılar 
2014 yılı itibariyle Avusturya Türk toplumunun durumu.
Türkiye kökenlilerin Avusturya toplumu içindeki yeri
Türkiye kökenlilerin Avusturya’da yaşama katılım düzeyi 
2013’te yapılan seçimler sonunda siyasi katılımla ilgili durum 
Türk toplumunun kendi içindeki örgütlenme düzeyi 
Avusturya Türk toplumunun üyeleri ne kadar Avusturya yurttaşı?
Göç kökenliler açısından bir ülkenin yerleşik yurttaşları olmak nasıl politikalar gütmeyi gerektiriyor?
Avusturya’nın entegrasyon politikası, yaklaşımı
Göç Anlaşmasının imzalanmasının 50. Yılı dolayısıyla planlanan etkinlikler
Ankara‘da yürütülmekte olan “En başından itibaren entegrasyon“ adlı proje,
Avusturya`da ki Türk kökenli toplumun çalışma ve eğitim durumu…, Çeşitli istatistiki bilgiler
2014’ün Avusturya açısından anlamı
Avusturya en çok hangi ülkelerden göç aldı?
Türkiye’den Avusturya’ya gidenlerin Avusturya’ya götürdükleri kültürel değerler Göç kökenlilerin bulundukları ülkede hayata tam katılımının olmazsa olmaz koşulları ve Avrupa genelinde katılımla ilgili durum 

Sedat Poyraz / Avusturya
Eğitimci

Nalan Gündüz
Avusturya Entegrasyon Müşaviri

Doç. Dr. Murat Erdoğan 
Hacettepe Üniversitesi
Göç ve Siyaset Araştırmaları Merkezi Müdürü


Dr. Can Ünver
Göç Araştırmacısı 

Program Danışmanı  

  Süre: 50'08"
Avusturya'nın Ankara Büyükelçisinden örnek davranış:
Yozgat'ı ziyaretinde Avusturya'nın Ankara Büyükelçisi Klaus Wölfer, 
"Avusturya'da da çok fazla Yozgatlı var. 
Bu bağlamda Avusturya'nın da Yozgatlıları tanıması gerektiğini düşünüyoruz" dedi.

haberin devamı için tıklayın






Yayından:

Sedat Poyraz
Avusturya ‘da ki Türk toplumunun temel sorunlarından biri eğitimdir. Yapılan istatiksel araştırmaya göre, 25 yıl önce Foralberg eyaletin de lise ve dengi okullara giden öğrenci sayısı sadece17 idi. Bugün ise bu sayıda hızlı bir artış söz konusudur. Foralberg’de yaşayan Türk işçiler siyasi anlamda bir örgütlenme göstermişlerdir. Fakat buna rağmen Türklerin yeteri kadar başarılı oldukları söylenemez. Bunun temel nedeni de eğitimdir. Çünkü eğitime olan ilgi çok azdır.  Yine de mesleki eğitimlerde az da olsa bir artış görülmektedir. Avusturya’da Türkçe dersi seçmeli bir ders olarak okutulmaktadır. Türkçe dersinin öğleden sonra yapılması çocukların anadile olan ilgisini azaltmaktadır. Avrupa ülkelerinin geneline bakıldığında eğitim için en güzel şartlar Avusturya’dadır. Türkiye’den Avusturya’ya giden öğretmelerin adapte sorunu yaşadığı tespit edilmiştir. Bu nedenle öğretmenler mahalli atamalarla görevlerine başladılar. Avusturya’da bulanan Türkçe öğretmeni sayısı 125-130 civarındadır. Avusturya’da Türkçe dersinin yeteri kadar yaygın olmamasının önünde bazı engel vardır. İlk olarak ders planlarına uygunluk sağlayamama, daha sonra yeteri kadar öğrencinin ders için talepte bulunmaması, velinin razı olmaması ve son olarak çocukların sosyal faaliyetlerinin olduğu saatlerle çakışması. Yapılan araştırmaya göre Türkçeleri çok iyi olan çocukların Almancaları da çok iyi. Evde konuşulan Almanca ile okullarda görülen Almanca eğitimi farklıdır. Çocukların dil gelişiminde ebeveynlere büyük rol düşmektedir. Avusturya’da yaşayan Türkler sivil toplum kuruluşu olarak seslerini duyurmaktadırlar. Türkler %70 Avusturya vatandaşı olmuş durumdadırlar. Ne kadar çifte vatandaş olsalar da Türklerin gönlü Türkiye’de.”

Can Ünver
“Diğer Avrupa ülkeleriyle kıyaslandığında Avusturya’da bulunan Türk işçiler maça 1-0 mağlup başlamışlardı. Bu işçilerin geneli kırsal kökenlidir. İşçilere verilen ücretlerin düşük olması nedeniyle bu işçiler Almanya’ya gitmek istemişlerdir. En sorunlu kuşak ikinci kuşaktır. Viyana’da ilköğretime giden çocuk sayısında bir artış vardır. Türklerin arasında doğurganlık oldukça yüksektir. Bu nedenle Türkler nüfus artışına katkıda bulunmaktadırlar. Türk toplumunun tavır değişikliği göstermesinin nedenlerinden biri Avusturya’nın politikasıdır. Son yıllarda Avusturya diğer ülkelere göre daha ırkçıdır. Türkler arasında fazla örgütlenme yoktur. Hırvatlarda dernekleşme %19,7 iken Türkler de sadece %9dur. Seçmen konumunda olan Türklerin 2013 seçimlerinde sandık başına gitmeleri sürekli hatırlatıldı.”

Nalan Gündüz
“60’lı 70’li yıllarda Türkiye’den göç başlamıştır. Son üç dört senedir Avusturya’da ciddi bir entegrasyon politikası vardır. İç İşleri Bakanlığı’nda ayrı ilk kez entegrasyon bölümü kurulmuştur. Şuan ki Dış İşleri Bakanımız Sebastian Kurtz 2011 yılında işte bu entegrasyon alanını ele almıştır. Bu yüzden kurulan bu bölüm Dış İşleri Bakanlığına geçmektedir. Bu yüzden Sebastian Kurtz sadece Dış İşleri Bakanı değil, aynı zaman da entegrasyon Bakanıdır. Entegrasyonun anahtarı kesinlikle dildir. Hala göç devam etmektedir. 2012 yılında 4 bin kişi Türkiye’den Avusturya’ya göç etmiştir. Bu göçler özellikle Konya ve Yozgat illerinden oluşmaktadır. Türkiye’den Avusturya’ya göç etmek isteyen kişiler kararlarını verdikleri andan itibaren Avusturya hakkında bilgi toplamaya başlasınlar. Bu bilgiler sayesinde orada yaşamları daha kolay hale gelir. Türkiye kökenli insanlar için orada çok güzel çalışma alanları vardır. Özellikle dil konusunda. Dil eğitimi Avusturya’da 4 yaşında başlar ve 1 yıl zorunludur.  Talebimiz 2 yıla çıkarılmasıdır. Almanca ’ya hâkim olmayan çocuklar ve Avusturya kökenli çocuklar için yapılan projelerde 3 sene içinde yaklaşık 15 milyon civarında para harcanmıştır.”

Murat Erdoğan


            “Genelde entegrasyon işleri İç İşleri Bakanlığına bağlıdır. Almanya’da ve birçok ülkede bu böyledir. Fakat Avusturya’da ilk kez entegrasyon birimi Dış İşleri Bakanlığına bağlı olması söz konusudur. Entegrasyon tartışmaları Avrupa’da yaşayan Türkler üzerinden yapılan tartışmalardır. Türkler, o toplumun bir parçası olarak hayatlarına devam etsinler. Avusturya toplumunda yaşayan Türkler toplumun her alanında siyasette, ekonomide ve kültürel alanda kendi varlıklarını hissetmişlerdir. Çifte vatandaşlık konusu Avusturya’da çok katı uygulanan bir sistemdir. Çifte vatandaşlık bazı ülkelerde verilmekte, bazı ülkelerde verilmemektedir. Bu nedenle başından bir haksızlık söz konusudur. Avusturya’ya 2013 yılında yaklaşık 140 bin göçmen giriş yapmıştır. Fakat aynı Avusturya’dan 100 bin kişide çıkış yapmıştır. Bu yüzden Avusturya dışarıdan nüfus almak zorunda kalacaktır. Avusturya’da olduğu gibi diğer Avrupa ülkelerinin de dışarıdan gelecek olan göçe hazırlık olmaları gerekmektedir.”