ırkçılık etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ırkçılık etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

13 Ekim 2015 Salı

Hollanda’da Irkçılık yükselişte mi?

Hollanda’da Irkçılık yükselişte mi?
Hollanda’da daha fazla mülteci istemeyen bir köyde yaşayanlar bir bakanın aracının önünü kesip, kendisini tartakladı. 
Kraliyet komiseri,  muhalefet ve yerel yönetimler ile hükümet mülteci konusunda karşı karşıya geldi.
Hollanda’nın sığınmacı politikası halktan ne kadar destek buluyor?





Yusuf  Özkan – Gazeteci - Hollanda


Nevzat Cingöz -  Hollanda
Nejmegin (“neymehın”) Üniversitesi
Sosyal Bilimler Akademisi Öğretim Üyesi

Siyasi iklimde değişiklik hissediliyor mu?
Irkçı eylemlerde artış Hollanda’ya mı özgü, yoksa Avrupa genelinde bir yükseliş mi?  

Dr. Can ÜNVER
Göç Uzmanı – Program danışmanı
Alman Kışı – Neoliberal Çağda Irkçılığın Hedefindeki Göçmenler adlı kitabın yazarı



19 Şubat 2014 Çarşamba

Biz burada kalıcıyız - 12 Şubat 2014

Programı canlı dinlemek için CANLI linkine tıklayın; radyodan dinleyemediyseniz sayfaya daha sonra eklenecek yayını dinleyin linkini tıklayın


Göç kökenliler açısından bir ülkenin yerleşik yurttaşları olmanın anlamı

Türkiye kökenlilerin Almanya’da yaşama katılım düzeyi - siyasi katılımla ilgili durum 
Göçmenlikten yurttaşlığa geçişte engeller, fırsatlar
Göç kökenlilerin bulundukları ülkede hayata tam katılımının olmazsa olmaz koşulları ve Avrupa genelinde katılımla ilgili durum 



Arif ÜNAL
Almanya Kuzey Ren Vestfalya Eyalet Milletvekili
Yeşiller Partisi Sağlık Politikası Sözcüsü
Süre: 49'40"


Mete Atay
Almanya Türk Öğretmenler Federasyonu Onursal Başkanı


Dr. Can Ünver
Göç Araştırmacısı
Program Danışmanı

Yayından:

19 Şubat 2014 tarihinde gerçekleştirdiğimiz ''Biz Burada Kalıcıyız'' programında birbirinden önemli konulara değinildi. Göç araştırmacısı, program danışmanı Dr. Can ÜNVER, Almanya Kuzey Ren Vestfalya Eyalet Milletvekili ve Yeşiller Partisi Sağlık Politikası Sözcüsü Arif ÜNAL,  Almanya Türk Öğretmenler Federasyonu Onursal Başkanı Mete ATAY'ın konuk olduğu programda göç kökenliler açısından bir ülkenin yerleşik yurttaşları olmanın anlamına değinildi. Bundan başka göç kökenlilerin bulundukları ülkede hayata tam katılımının olmazsa olmaz koşulları ve Avrupa genelinde katılımla ilgili durumlarda değerlendirildi. Göç kökenliler açısından bir ülkede yerleşik yurttaş olmayı değerlendiren  Arif ÜNAL, Almanya'ya geliş sürecini bizlerle paylaştı. 1979 yılında Almanya'ya gelmiş  daha sonrada iş yaşamına başlamış olan Ünal, kendi kurmuş olduğu sağlık merkezinin yöneticiliğini yapıyor. Köln'de bu sebepten yerel politikayla ister istemez ilişkisi olan dolayısıyla 1999 yılında Köln Belediyesi Meclis üyeliğine seçilen Ünal, on yıl yani iki dönem Belediye Meclisinde yer aldıktan sonra Eyalet milletvekili seçildi ve şuanda eyalet çapında Kuzey Ren Vestfalya Eyaletinde Sağlık Politikası sözcüsü olarak görev alıyor. Karşılaştığı zorluklara da değinen Ünal Almanya'da ve dünyanın birçok ülkesinde olduğu gibi aktif ve pasif katılımı sağlayabilmek için o ülkenin vatandaşı olmak gerektiğini, Alman vatandaşı olmayanlara ise Almanya'nın ne yazık ki bugüne kadar herhangi bir düzeyde politik katılım hakkını tanımadığını belirtti. Bu durumun diğer Avrupa ülkelerinde daha farklı işlediğini; örneğin Belçika ve Hollanda'da 1984-1985'den beri en azından yerel düzeyde o ülkenin vatandaşı olmayanların bile politik yaşama katılım fırsatı verildiğini ama Almanya'da bu olanağın olmadığını sözlerinin arasına ekledi. Dolayısıyla en büyük engelin Alman vatandaşlığına geçmek olduğunu söyleyen Ünal, Almanya'da Alman vatandaşlığına geçmenin koşullarının bir hayli ağır olduğunu belirtti.  Kesintisiz sekiz yıl Almanya'da yaşamış olmak, herhangi bir sosyal yardım almamak, herhangi bir suç işlememek gerektiğini belirten Arif Ünal, bu suçların çoğunun aslında yabancı olmaktan kaynaklandığını vurguladı. “Örneğin Pasaportunuzu zamanında uzatmıyorsanız, o bile sizin kütüğünüze bir suç olarak işliyor.” 

Göç süreci konusunda ise Ünal, şu sözlere yer verdi: '' Almanya 2000 yılına kadar ısrarla biz bir göç ülkesi değiliz dedi. Bunu tüm yöneticiler söyledi ve gelenleri misafir işçi olarak tanımlıyorlardı. Bir toplum size böyle baktığı zaman insanlar da kendilerini gelip geçici- misafir olarak görüyorlardı. O dönemlerde Türkiye'den gelen politikacılar bile' siz misafirsiniz, ev sahibinin işlerine karışmayınız' diyorlardı. Ne yazık ki hala politik katılım istediğimiz düzeyde değil.”  Ünal, Almanya'da yasal imkânların sağlanmış olmasına rağmen toplumda bir dışlama kültürünün olduğunu belirtti. Bütün imkânların sağlanması halinde herkesin siyasi katılıma açık olması durumunda bile toplumun kanaatinin bu olacağını düşünmeyen Ünal, Alman vatandaşlığındaki engellerden en büyüklerinden birinin çifte vatandaşlığın tanınmaması olduğunu belirtti.

Ünal'dan sözü devr alan Can Ünver ise;  bu elli iki senenin çok uzun bir zaman olmadığını, Almanya'nın bir göç ülkesi olduğunu, bu durumu çok geç kabul ettiğini ve bazı alanlarda geriye gidildiğini dile getirdi. Özellikle çifte vatandaşlık için beklentilerin karşılanamaması gibi.

Can Ünver’le bazı noktalarda ortak kanıya varan Mete Atay ise; yaşanan bu elli yıl sürecinde bazı alanlarda ileriye bazı alanlarda ise geriye gidildiğini, elli iki yıldır uyumun tartışılıyor olmasının AB ülkeleri için gerçekten rahatsız edici olduğunu belirtti. Uyum tartışmalarının artık bir kenara bırakılması gerektiğini söyleyen Atay, Almanya'nın bir göç göç ülkesi olduğunu kabul etmesi gerektiğini, göçmenlere de eşit vatandaşlık vererek daha çağdaş göç yasaları çıkartarak bu tartışmalara son vermesi gerektiğini dile getirdi.

Arif Ünal ( Almanya Kuzey Ren Vestfalya Eyalet Milletvekili ve Yeşiller Partisi Sağlık Politikası Sözcüsü )
"Irkçılık insanların sosyal yaşamına bilhassa aktif katılmasını engeller bir faktör haline geldi."

''Almanya'da ve dünyanın birçok ülkesinde olduğu gibi aktif ve pasif katılımı sağlayabilmek için o ülkenin vatandaşı olmak gerekiyor. Alman vatandaşı olmayanlara Almanya ne yazık ki bu güne kadar herhangi bir düzeyde politik katılım hakkını tanımıyor. Bu diğer Avrupa ülkelerinde daha farklı örneğin; Belçika’da Hollanda'da 1984-1985'den beri en azından yerel düzeyde o ülkenin vatandaşı olmayanların bile politik yaşama katılım fırsatı verildi ama Almanya'da bu olanak yok. Dolayısıyla önünde ki en büyük engel Alman vatandaşlığına geçmek. Bir de toplumun size bakış açısı çok önemli. Göç sürecini ise şöyle değerlendiriyorum; gerçekten biz bu elli iki yılın kırk yılını boşa harcadık gibime geliyor Almanya'da çünkü Almanya 2000 yılına kadar ısrarla biz bir göç ülkesi değiliz dedi. Bunu tüm yöneticiler söyledi ve gelenleri misafir işci olarak tanımlıyorlardı. Bir toplum size böyle baktığı zaman insanlar da kendilerini gelip geçici- misafir olarak görüyorlardı. O dönemlerde Türkiye'den gelen politikacılar bile siz misafirsiniz, ev sahibinin işlerine karışmayınız diyorlardı. Ne yazık ki hala politik katılım istediğimiz düzeyde değil. Gerek yerel yönetimler olsun gerek diğer düzeylerde göçmen kökenli Milletvekillerimiz olmasına rağmen bizim politik katılımımız aslında istediğimizin bir hayli altında şu anda. Yaşama katılım konusu ise tartışıldığından çok daha ileri durumda. Almanya'nın büyük şehirlerine baktığımızda %20'sinin %30'nun göçmen kökenli olduğu görülüyor. Bu insanları hayatın her alanında görmeniz mümkün. Kamuoyunda tartışıldığı gibi olumsuz yönleri yok, ben aslında o konuda çok olumlu görüyorum. Yasal imkanlar sağlanmış olsa da Almanya toplumunda bir dışlama kültürü var. Sınıflı bir toplum yapısına sahip.  Alman vatandaşlığında ki engellerden en büyüğü çifte vatandaşlığın tanınmaması durumu. Çifte vatandaşlığın kabul edilmesi bu problemi yani dışlama etkisini önemli ölçüde çözecek gibi duruyor fakat tabii ki bu da yetmeyecek. Almanya'da yabancı düşmanlığı söz konusu. Bunu yenebileceğimizi sanmıyorum çünkü bu her toplumda mevcut ve yabancılara karşı bir önyargı durumunda.  Şu anda Almanya'da bir kaç gelişme var  bunlar olumlu etki yaratacak gibi duruyor. Birincisi; Almanya'da bir çok alanda kalifiye eleman eksikliği başladı. Demografik gelişmeler Almanya'nın yaşlı bir toplum olduğunu, bugün sosyal sistemi ayakta tutabilmek için her yıl en azından iki yüz -üç yüz bin  yeni göçmene ihtiyaç olduğunu söylüyor. Dolayısıyla bu toplumların aslında göçmen kökenli insanlara ihtiyacının olduğu artık yavaş yavaş kabul edilir durumda. 

İkincisi ise; resmi kurumlarda, devlet dairelerinde bugüne kadar gerçekten yapancı kökenli insanlara rastlamak gerçekten pek mümkün değildi. Fakat şimdi  bu çok kültürlü açılım dediğimiz yani her kurumun yaşayan insanların renklerini yansıtması olayı gündemde. 

Bunun dışında Irkçılık insanların sosyal yaşamına bilhassa aktif katılmasını engeller bir faktör haline geldi. Bunu büyük işveren sendikaları, işveren birlikleri de eleştiriyor çünkü bir ülkede eğer yabancı düşmanlığı var ve dışarıda da bu ülkenin böyle bir imajı varsa kalifiye elemanda Almanya'ya gelmez. Dolayısıyla bu ekonomiyi de olumsuz etkileyen bir faktör durumuna geliyor. Irkçılığa karşı mücadelede en azından göçmen kökenli insanların yanında yer alabilecek daha geniş bir yelpaze oluşmaya başladı. Bunun da çok önemli bir gelişme olduğunu düşünüyorum. Geçen hafta İsviçre'de halk oylamasıyla yabancıların sınırını kısıtlama kararı alındı. Almanlar İsviçre'de en büyük yabancı grubu oluşturuyor. Bu sefer Almanlar yabancı oldular ve bu olayda Almanya'da çok yoğun tartışmalara neden oldu.''

Dr.Can ÜNVER ( Göç araştırmacısı, Program danışmanı)
''Almanya'da geçmiş olan bu elli iki yıllık süre uzun bir zaman değil. Almanya bir göç ülkesi olduğunu çok geç kabul etti. Bazı alanlarda geriye gidildi özellikle çifte vatandaşlık için beklentilerin karşılanamaması gibi...''

Mete ATAY (Almanya Türk Öğretmenler Federasyonu Onursal Başkanı )

Almanya göç ülkesi olduğunu kabul etmeli ve göçmenlere eşit vatandaşlık vererek, daha çağdaş göç yasaları çıkartarak bu tartışmalara son vermelidir.

'' Almanya'da yaşanan bu elli yıllık süreçte  bazı alanlarda ileriye gidildi, bazı alanlarda ise geriye gidildi. Elli iki yıldır uyumun tartışılıyor olması AB ülkelerinde gerçekten rahatsız edici.  Artık Üçüncü kuşak Almanya'da yaşamını gerçekleştiriyor. Uyum konusu için uyum dememek gerekiyor. Almanya kendisinin göç ülkesi olduğunu bir türlü kabul etmiyor ve bu gerçeği değiştirmekte mümkün değil artık. Bu uyum tartışmaları bir kenara bırakılmalı, Almanya göç ülkesi olduğunu kabul etmeli ve göçmenlere eşit vatandaşlık vererek, daha çağdaş göç yasaları çıkartarak bu tartışmalara son vermelidir. Çünkü bu her şeyden önce Almanya'ya zararlıdır. 

Yerel seçimlerde göçmenlere oy hakkı tanınması konusunda mücadele ettik. Bunun olmaması sadece Almanya’yı Türk göçmenlerden uzaklaştırmadı, göçmenleri de Türklerden uzaklaştırdı. Çünkü göçmenler kendileri aidiyet duygusu duymadılar. Kendileri yönetimde olmadığı için sorumluluk duygusu duymadılar. Kendilerini hep ikinci, üçüncü sınıf vatandaş olarak kabul ettiler. Halbuki göçmenler bu şansı yakalamış olsalardı hem yönetimde hem de diğer konularda işbirliği yapıp kendilerini daha çok Avrupalı Türk hissetmeleri için bir şans elde etmiş olurlardı. Her şeyden önce insanların düşünce ve bakış açılarını değiştirmesi gerekiyor. Türk kökenli bir Bakanın olması Almanları çok sevindirmiyor, aksine korkutuyor.  Buna gerçekten sevinmeleri gerekiyor ki uyum süreci tamamlansın. Almanya’daki göçmenlerin orta sınıfa veya üst sınıfa gelmelerinden gurur duymalılar. Her şeyden önce bu düşünce yapısının da değişimini gerektiriyor.

Bunun dışında Almanya’nın seçme seçilme vermediği gibi yıllardır yaptığı eksikliklerin başında eğitim politikaları geliyor. Almanya eğitim konusunda köklü değişiklikler yapmadı. Köklü değişiklikler yapmış olsaydı Alman toplumu bu konuda daha hızlı göçmen toplumuyla yaşamaya hazırlanabilirdi. Yıllarca göçmen çocuklara eğitimde eşitlik sağlanmadı, onlar için ayrımcılık değil pozitif ayrımcılık yapmak gerekirken bunlar hep ertelendi, görmezden gelindi. Bu konuda Almanya'nın gerçekten büyük eksiklikleri var.
Bu konuda göçmen ailelere ve Alman hükümetine büyük bir iş düşüyor. Almanya, eğitimi ailenin işi gibi bilmemeli, özellikle Almanya'da eğitim devletin görevidir. Hükümet, özellikle sosyal yönden zayıf olan ve göçmen olan ailelere daha çok yardım etmeli, pozitif ayrımcılık bu konuda uygulanmalıdır.''

Derleme: Ekin Hazal

24 Ocak 2014 Cuma

Biz burada kalıcıyız - 29 Ocak 2014

29 Ocak 2014 Çarşamba Türkiye saatiyle 14.05'te kulağınız Türkiye'nin Sesi'nde olsun 
Hollanda Türk toplumu 50 yılda nereye geldi, nereye gidiyor?
Göçmenlikten yurttaşlığa giden yolun neresinde?
Parlamentodaki 5 Türkiye kökenli milletvekili ne anlama geliyor?


Adnan Tekin
Kuzey Hollanda Eyalet Meclisi Üyesi
İşçi Partisi AP Milletvekili adayı


Yusuf Özkan
Gazeteci


Doç. Dr. Murat Erdoğan
Hacettepe Üniversitesi
Göç ve Siyaset Araştırmaları Merkezi Müdürü
     Süre: 49'41"


Dr. Can Ünver
Göç Araştırmacısı
Program Danışmanı
 Meraklısına:
Hollanda'nın En Yalnızı Türkler: 
Türkler Göçmenlik Tarihini Yeniden Yazıyor
Turkish talent turns back on Netherlands
Dutch Turks moving ‘back home’: No Turk among 
Turks
Yayından:


Yusuf Özkan:

"Her 3 Türk'ten birisi iş bulma sırasında ayrımcılığa uğradığına inanıyor"


“Türk toplumu açısından başlıca 2 başlık öne çıkıyor. Birincisi ayrımcılık ikincisi ekonomik sorumluluklar. Özellikle Euro'ya geçilmesinin ardından ekonomik anlamda sorunlar giderek büyüdü. İşsizliğin giderek artması da bu sorunun daha da büyümesine yol açtı.  Ocak 2014'ten itibaren Romanya ve Bulgaristan vatandaşları da Avrupa Birliği sınırları içinde serbest dolaşım ve çalışma hakkını elde ettiler. Bu da artı bir olumsuz yük getirdi burada yaşayan Türklere ve diğer göçmenlere. Özellikle iş pazarında yoğun sıkıntılar yaşanmaya başladı. Buradaki insanların aldığı ücretlerin çok daha azına çalışıp haksız rekabet yarattılar. Düşük ücretle çalışıyorlar ve sosyal açıdan iş yerine artı yük getirmiyorlar. Böyle olunca da iş pazarı daralıyor buradaki göçmenler açısından.

“Hollanda Sosyal ve Kültürel Araştırma Bürosunun bir anketi yayınlandı ve geçen yıl 2013 yılında Hollanda'da her 4 kişiden birisi cinsiyet ayrımından ırk ayrımına, yaş ayrımına kadar ayrımcılığa uğramış. Özellikle Türkler açısından ön plana çıkan iş pazarı açısından ayrımcılık. Her 3 Türk'ten birisi iş bulma sırasında ayrımcılığa uğradığına inanıyor. 2014'te de bu sorunun giderek artması bekleniyor.

“Yabancılara karşı yoğun bir ayrımcılık söz konusu... Bunları yapanların başında polis geliyor. Hollanda polisinin ayrımcılığı kültürel bir sorun haline getirdiği söyleniyor. Bu uluslararası raporlara yansıdı.  Bu sorunlarla mücadele edebilecek bir örgütlenme henüz mevcut değil. Çünkü kendi gücünü gösterecek, sözünü dinletecek kadar etkin bir çalışma yapamıyor buradaki Türk sivil toplum kuruluşları.

“ Bundan bir önceki kabine döneminde ekonomi bakanı açıklama yaptı; iş bulma bürolarına ve iş yerlerine işçi alımına yerleşik Hollandalılara daha fazla öncelik tanınması açısından bir açıklama yaptı. Bu hem ayrımcı hem de suç barındıran bir açıklamaydı ancak buna sivil toplum kuruluşlarından sert bir tepki gelmedi. Sanki herkes kendi yerini kabullenmiş, başımıza bela almayalım gibi bir anlayış içerisindeler.
“ İşsizlik oranı 21-28 yaş arasında yerli Hollandalılarda %11 iken Türk ve Faslı gençler arasında %30lara çıkıyor. Bu yüzden bir çok insan ne iş olsa yaparım durumuna geldi. İyi eğitim aldığı halde iş bulamayan çok sayıda göçmen genç var. En fazla etkilenen kesim bunlar.
“Geçen seçimlerde sosyal haklar bağlamında Hollandalı Türklerin birinci tercihi işçi partidir. İşçi partisinden 5 tane milletvekillini meclise soktular. Seçim döneminde toplumun tamamına ulaşılamadığını düşünüyorum ben. Türkler arasında oy kullanma oranının yeterli değil. Hollanda parlamentosunda 150 milletvekili var bunlardan 6 tanesi Türk kökenli. Türk örgütlerinin araştırmalarına göre en az 500.000 Türk'ün Hollanda'da yaşadığı görülüyor. “

Can Ünver:
“Hollanda'da yaşayan Türkler artık misafir sayılmaz. Bizim programın adına da uymuyor onların orada misafir olması. Bir burada kalıcıyız diyoruz. Daha evvel çok daha liberal politika izleyen Hollanda'da ilk yabancılara karşı saldırılar 1972 yılında Amsterdam'da oldu ondan sonra çok ciddi tedbirler aldı Hollanda hükumeti ayrımcılığın ve ırkçılığın önlenmesi için. Aslında Hollanda toplumunun yapısı ayrımcılığa müsait değil fakat özellikle 11 Eylülden sonra aşırı sağcı partiler sanatçılar ve benzerleri ortaya çıkınca toplumda maalesef tepkiler oluştu ve yabancılar rahat rahat yaşarken kendilerini bir anda yabancı hissetmeye başladılar. Hollanda'nın maalesef böyle bir talihsizliği oldu.”

Murat Erdoğan:
“Görebildiğim kadarıyla Hollanda'da bizim Türk siyasi aktörlerimiz gayet aktif  ve uzun bir geleneğe sahipler. Bunun çeşitlenmesi, bir parti üzerinde toplanmayıp diğer partilere de dağılması güzel bir şey. Son dönemde yoğun olarak Hollandalı olup Türkiye'ye gelip top oynayan futbolcular var. Örneğin; Kuyt gibi Sneijder gibi daha önce Van Hooijdonk gibi vesaire. Şimdi bunların varlığı Türkiye'nin Hollanda'ya aktarımında oynadığı rol önemlidir. İstanbul'un verdiği  görüntü çok pozitif bir görüntü ama onun ötesine gelindiğinde orada sıkıntılar başlıyor. İstanbul'u ayrı bir ülke olarak bölüp Avrupa Birliğine sokup belki ondan sonra peyderpey biz de gidebiliriz.”

Adnan Tekin:
“Avrupa parlamentosu seçimlerinde işçi partisinden 7. sırada adayım. Avrupa'nın önemini geçtiğimiz yıllardaki ekonomik krizde gördüm. Üç yılda en fazla ekonomi ve yöneticiliğe ağırlık verdim. Zamanında Hollandalı vatandaşlardan bile fazla sayıda Türk'ün sandığa gittiği oldu. Ne yazık ki bu son 6-7 yılda %80'den % 45'e düştü.

“Benim uzmanlık alanım iş pazarı ve eğitim.. İş pazarında çok sayıda çalışmalarımız oldu. İş pazarının herkese açık olması gerektiğini düşünüyorum. Hollanda'daki işsizlik oranı %8 ancak bunun Avrupa Ülkelerinde %3'ün üstüne çıkmaması gerektiğini düşünüyoruz, bu yönde çalışmalarımız olacak. Ben hem siyasetçiyim hem de bürokratım. Üst düzey eğitime bakıyorum. Hollanda vatandaşı ne istiyorsa bizim bunu Brüksel'e götürmemiz gerekiyor. Her ülke aynısını yaparsa Brüksel'in önemi daha da artar.

“Almanya'da Merkel ve Sosyal Demokratla yeni bir parti kuruldu. Şu ana kadar Almanya'da asgari ücret yoktu. Bu sosyal demokratlar hükumete girince asgari ücrette anlaştılar. Bu tür çalışmalar çok önemli Avrupa için. Çünkü aşırı göçleri durdurmak için asgari ücret uygulaması olması gerekiyor. Bunları yapmadıktan sonra Avrupa boş olur.
“Şuan ortalama 400.000 Türk vatandaşı var Hollanda'da. Bunların %75'i çifte vatandaş. Ancak bu vatandaşların seçimlere ilgisi çok düşük. Üç Sene önce Amsterdam yerel seçimlerinde bizim oranımız %45'e düşmüştü.

“Tek taraflı düşünmekten ziyade iki taraflı düşünülmesi taraftarıyım. Çok kültürlü bir toplumuz. Türkiye'de de Hollanda'da da böyle. Seçmenler bu konuda duyarlı.


“Ana dil konusunda annem beni örnek gösteriyor. 4 yaşıma kadar Hollandaca konuşmamışım ondan sonra bir anda Hollandaca konuşmaya başladım. Bu örneği siyasetçi olarak da bürokrat olarak da veriyorum. Temelde ana dilini iyi öğrenen birisi diğer dilleri de iyi öğrenir. Bu, okul içinde mi olur okul dışında mı olur o siyasi bir tartışma.” 

21 Ocak 2014 Salı

Biz burada kalıcıyız - 22 Ocak 2013

Misafir İşçilikten Etnik Azınlığa: Belçika Türk toplumu - 2

Emir KIR
Saint Josse Belediye Başkanı
Belçika'yı diğer Avrupa ülkelerinden farklı kılan özellikler

Belçika Türk toplumunun siyasi katılımı

2014 yılı için gündem

Belçika'da yerel yönetimlerin önemi 

Emir KIR
Saint Josse Belediye Başkanı
Süre: 50'16"
Celil Gündoğdu
Belçika Haber Genel Yayın Yönetmeni

Doç. Dr. Murat Erdoğan
Hacettepe Üniversitesi
Göç ve Siyaset Araştırmaları Merkezi Müdürü

Dr. Can Ünver
Göç Araştırmacısı
Program Danışmanı


Yayından:
Emir Kır: “Belçikalı olsaydım burada olamazdım”
“Sonuç itibariyle bu ülkenin Belçika vatandaşlığını almış olarak herkese eşit mesafede yaklaşmak gerekmektedir. 50. yılı kutladığımız bir dönemdeyiz. Türkiye Başbakanı Tayyip Erdoğan, 50. yıl etkinliklerinin  açılışını yapıyor bizlerle beraber. Belçika'da Türkler 50. yılını kutluyor. Bu da Belçikalıların çok hoşgörülü bir toplum olduğunu ortaya koyuyor.

Yabancı uyruklu olduğumuz için ayrımcılıktan uzak olmamız gerekmektedir,  bir Belçika vatandaşını diğerinden ayırt etmememiz gerekmektedir. Bizim bu konuda samimi olduğumuzu görenler bize güvendi. Bu sayede bizim de halkın ve partinin içinde belirli bir mesuliyetimiz oldu. Göçmen kökenli olmamız yabancıları daha iyi anlama fırsatını getiriyor. Köprü rolünü üstlenmiş oluyoruz burada. Her iki tarafı da çok iyi anlama bağlamında zenginlik kattığımızı düşünüyorum.

Irkçılık, yabancı düşmanlığı buralarda da zaman zaman oluyor ama çoğunluk bu farklılığı zenginlik olarak görüyor. Bu kolay değil. Farklı insanları bir arada  yaşatmak gerçekten kolay olmuyor. Çoğu insan iyi niyetli olduğu için güzel şeyler oluyor. Bizim bu konuda ekstra getirimiz oluyor; diğerlerine bakarak biraz daha fazla empati kurabiliyoruz.  

20 Yıl önce bakan olacağım söylenseydi, gülerdim. Avrupa'da ilk Türk asıllı bakan olmak model olma, sembol olma bağlamında minimum hata yaparak, insanları etrafımızda toplayarak doğru işler yapmaya çalışıyoruz. Belçikalı olsaydım burada olamazdım. Benim burada olmama yardımcı olanlar hoşgörülü Belçikalılar ve buradaki göçmen Türklerdir.

Bizim görmek istediğimiz bize benzeyen bir insan sloganı insanların kendilerine benzeyen insanlar görmek istediklerini gösteriyor. Çünkü çocuklarının özgüveninin gelmesi için buna ihtiyaçları vardı. Bu bağlamda bizim kökenimizin artı katkısı oldu. Avrupa parlamentosu seçimlerine katılma konusunda henüz bir karar alınmadı. Avrupa değil federal yani ulusal seçimlere ve ya bölge seçimlerine katılma söz konusu ancak henüz karar alınmadı. Bizim için önemli olan hizmet edebilmek.



Görev bizim için önemlidir.  Sosyal ağlardaki hakaretlere alıştık, gerekli olduğu zaman şikayetlerimizi dile getiriyoruz. Hizmetin esas olduğu düşüncesine katılıyorum. Samimi olup ciddi işler yaparsanız ciddi karşılıklar alırsınız. İlk seçimlerden beri bana "Size sadece Türkler oy veriyor" diyenler oluyor halbuki her türlü insanlar bize oy veriyor. Bunu her zaman sizi bir köşede tutmak için diyorlar. Seçmenler nerede olursa olsunlar cahil değiller, kendi kriterlerine öre oy verebiliyorlar.”

Can Ünver:
“Belçika’nın diğer Avrupa ülkelerinden farklı olduğu kanaatinde değilim ama biraz daha liberal bir politika izliyolar. Diğer ülkelerde olan ırkçılık, yabancı düşmanlığı, istihdam, eğitim gibi sorunlar orada da var. Ancak Belçika yerel bazda vatandaş olmayanların bile 2006’da çıkarılmış bir yasayla oy kullanmasını mümkün kılan bir ülke. Bu konuda biraz daha liberal olduğu görülüyor. Özellikle Almanya’da olmak üzere birçok ülkede öteden beri talep edilen vatandaş olmayan yabancıların hiç değilse yerel seçimlerde aktif ya da pasif yer almaları gibi bir imkanın olmadığını biliyoruz. Ayrıca Belçika, Türkler açısından bir ilkler ülkesi. Mesela ilerleyen dakikalarda bizimle birlikte olacak Emir Bey, Avrupa’daki ilk Türk bakan ve ilk Türk belediye başkanı. Özellikle yerel yönetimlerde etkili olmak demek doğrudan halkla ilişki içinde olmak  demek. Yani soyut bir bakanlık müessesesinin ötesinde bir hadise. Dolayısıyla doğrudan insanlarla ilişkisi var. Dolayısıyla daha faydalı olabilir. Bu bakımdan çok önemli. Bir de Belçika’nın bir özelliği daha var; Afyon Emirdağ ilçesi olduğu gibi taşınmış Belçika’ya. Yoğun bir şekilde bir arada yaşıyorlar. Entegrasyon açısından diğer ülkelerle mukayese etmek gerekirse pek fark yokmuş gibi. Genel atmosferden kaynaklanan bir enteresanlık var;  geçen yerel seçimlerde orada Türklere karşı olduğunu deklare eden bir parti olan ırkçı Flaman partisinden Türk seçildi. “

Murat Erdoğan:
“Avrupa’daki vatandaşlarımızın yaşadığı ülkelere baktığımızda hemen hemen aynı şeyleri görüyoruz. Eskiden Hollanda model olan bir ülkeydi. Hollanda her şeyin liberal olduğu ve yabancılara kucak açan bir ülke olarak bilinirdi. Bu eğilim son 10 yılda inanılmaz değişti. Belçika’da 200.000 Türk kökenli insanın yaşadığını biliyoruz. Diğer Avrupa ülkelerine göre büyük çoğunluğu Belçika vatandaşlığına geçmiş durumda. Belçika’nın iç içe geçmiş siyasi yapısı da buna olanak sağlıyor. Lokasyon olarak Can Hocamızın da söylediği gibi Emirdağlılar, dünyanın araştırdığı özel bir durum orada. Bizim sıradan vatandaşlarımızın siyasete olan merakı yüksek. Bizde sendikacılık algı olarak kötü bir şeydir ama oraya gidince haksızlığa karşı birlikte olunca bu haksızlığı dile getirebileceğini fark edebiliyor insanlar. Bu sayede belirli sivil toplum örgütleri gelişmeye başlıyor ve bu siyasete ve toplumsal hayata katılımı arttırıyor.”

Celil Gündoğdu:
“Belçika'da 120.000 resmi 150.000 gayri resmi Türk toplumu yaşamakta. Buradaki toplum Avrupa'daki Türk toplumları arasında en iyi şekilde organize olmuş bir toplum. Kültürel ve sosyal faaliyetler çok hızlı bir şekilde gelişiyor.  Sivil toplum örgütleri çok iyi bir şekilde aktif durumdadır burada. Yerel yönetim bağlamında çok iyi gelişmeler var. “

31 Aralık 2013 Salı

Biz burada kalıcıyız - 01 Ocak 2014

2014 yılı itibariyle Belçika ve Fransa Türk toplumları açısından durum: 

 katılım, 
vatandaşlık, 
seçme ve seçilme hakkı, 
kamusal alanda yeri, 
önemli sorunlar, 
geleceğe ilişkin kaygılar


2014 yılı itibariyle Fransa Türk toplumunun durumu.
Türk toplumunun Fransa toplumu içindeki yeri nedir?
Fransa Türk toplumunun temsil sorunu var mıdır?
Türk toplumunun kendi içindeki örgütlenmesi ne seviyededir?
Fransa Türk toplumunun üyeleri aynı zamanda tam bir Fransa yurttaşı olmuş mudur? 2014’ün Belçika açısından anlamı 
Türk toplumu açısından temsil sorunu var mıdır? 
Göçmen kökenli politikacılara oy verenlerin beklentilerinin gerçekçiliği nedir? 
Bir ülkenin yerleşik yurttaşları olmak nasıl politikalar gütmeyi gerektiriyor? 
Belçika Türk toplumunun üyeleri aynı zamanda tam bir Belçika yurttaşı olmuş mudur? 

Arzu Morin / Fransa
Gazeteci 


Erdinç Utku / Belçika

Gazeteci

Dr. Can Ünver
Göç Araştırmacısı 

Program Danışmanı  
 
    Süre: 49'55"


Yayından:

Arzu Morin
              
“Türkler diğer ülkelere nazaran Fransa’da daha farklı yapıya sahiptirler. Daha çok Almanya’da yaşayan ve oraya adapte olan bir topluluktur. Hatırlanacağı gibi Fransa’ da özel bir durum vardı. İnkâr yasası. Ermeni soykırımının inkârının suç sayılmasına ilişkin hazırlanan bir yasa.  Türkler bunu reddetmiştir ve bu yasaya karşı 2011 yılının sonuna doğru çok büyük bir yürüyüş oluşturmuşlardır. Bu yasayla birlikte ilk defa Fransa’da Türk toplumu fark edilmiştir. Önümüzdeki 3-5 yıl içerisinde Türkler Fransa’da daha örgütlü ve sesini duyurabilen bir topluluk olacaktır. 
Türkler ne kadar ülkeleri olarak Türkiye’yi görseler de Fransa’da yaşadıkları ve çalıştıkları için burayı da kendi ülkeleri olarak görmeye başlamışlardır. Eğitim açısından. Hem iş hem de Türkler ve ermeni soykırımı Fransız basınını da oldukça meşgul eden bir konudur. Fransız basını Türklere karşı olan tepkisini dile getirmiştir. Çünkü sorunlarının Ermenistan ile ilgili olduğunu düşünerek onlarla çözülmesi gerektiğini savunmuşlardır. Fransa’da ciddi bir ırkçılık söz konusudur. Adalet Bakanı Afrika kökenli Christian Tubira eşcinsel evlilik yasasını getirmiştir. Bu yasanın getirilmesiyle muhafazakar kesimlerin çok ciddi tepkisini çekmiştir. Aşırı sağ partinin başkan adaylarından biri Bakanın Afrika kökenine vurgu yapan bir fotoğrafını yayınlandı. Bir tarafa maymun resmi koyarak Tubira 18 aylıkken yazdı. Diğer tarafa Tubira’nın resmini koyarak şimdiki hali yazdı. Yaptığı bu davranışla aşırı derecede ırkçı olduğunu belirtmiştir.”

Dr. Can Ünver

“Türkiye- Fransa ilişkileri Sarkozy zamanında Avrupa Birliği nedeniyle oldukça gergin geçmiştir. Bu ilişkilerin kötü olmasının asıl nedeni Ermeni Soykırımıdır. Fransa’nın çıkarmak istediği İnkâr yasasına Türkler karşı çıktıkları için geri adım atılmıştır. Bazı Türkler Fransız isimlerini kullanmaya başlamışlardır. O derece Fransa’ya adapte olmuşlar ve benimsemişlerdir. Belçika’daki Türkler artık tescillenmiştir. Belçika’nın kendi iç sorunları vardır. Buna rağmen Göçmen konusunda özellikle Türkler için diğer ülkelere göre daha olumludur. Yüksek eğitim görmüş gençlerin asıl amacı göç etmek değil, iki ülke arasında edindiği bilgileri Türkiye’de kullanmaktır."

Erdinç Utku

“2014 yılı Türk ve Faslılar için oldukça önemlidir. Belçika ile göç anlaşması 1964’de imzalandı. 1956 yılında Vavon bölgesindeki bir maden kazasından sonra 262 madencinin hayatını kaybetmesiyle ve bunlardan 136 sının İtalyan olması nedeniyle İtalya işçilerini geri çekmiştir. Bu nedenle Belçika’da Türkiye ve Fas’tan işçi almaya karar vermiştir. Bu nedenle 2014 Türk ve Faslıların Belçika’ya göçüşünün 50. Yılı olarak önemi vardır. 2014’te Belçika’da Türk politikacı sayısının artması beklenmektedir. Belçika’ya yerleşen Türklerin %80’i Belçika vatandaşı olmuştur. Bu seçimlerde Belçika vatandaşı olmayan Türkler oy kullanamayacaklar.  Yüksek eğitim görmüş Türkler ’de Türkiye’ye geri dönme Almanya ve Hollanda’da başlayan eğilim Belçika’ ya da yansımıştır. Yani bir türlü beyin göçünden bahsediyorlar."